Pascale Roze'nin Avcı Sıfır'ı ya da Bizim Bahtsız Yazgımız
8 Aralık 2019 Edebiyat Roman

Pascale Roze'nin Avcı Sıfır'ı ya da Bizim Bahtsız Yazgımız


Twitter'da Paylaş
0

Avcı Sıfır nefret üstüne yazılmış bir yapıt değil, aksine daha çok sevilme arzusunu ortaya çıkaran bir eser.

Karakterimiz ya da kişiliğimiz nasıl oluşur, neye göre gelişir; elbette kalıtımsal olarak beraberimizde getirdiklerimizden bahsetmiyorum, daha çok sonradan oluşan, ortaya çıkan, gelişen ve ruhumuzun neredeyse tamamını ele geçiren yönümüz, yönlerimiz; sevgimiz, nefretimiz, öfkemiz, merhametimiz, zalimliğimiz, şefkatimiz...

Soframızda, yanı başımızda bizimle birlikte oturan, gülen, ağlayan, bizi büyüten, hayatımız boyunca bize gözcülük yapan ya da yapanlar mı burada daha çok baskın çıkar, yoksa aksine, başka türlü hayatımızın içine dahil olmuş ve hatta hayatımızın her alanına hâkim olmuş, günlerimizi biz farkında olmadan yasa ve kedere boğmuş, ömrümüzü elimizden türlü türlü biçimlerde çalanlar mı?

Kişiliğimizin şekillenmesinde ebeveynlerimizden daha fazla ebeveynlerimize eziyet edenler etkili değil mi? Ebeveynlerimizin bize olan sevgisini ezip geçerek, daha büyük bir kuvvetle bize zülüm edenlerin nefreti karakterimizi ya da ruhumuzu çok daha derinlere çekmez mi? Dahası iktidarı bir şekilde ele geçirip halka (halkına demiyorum; halkına, halkım biraz sıkıntılı kelimeler, anlamında sahiplik taşır, kimse kimsenin sahibi, kölesi ya da malı değildir, olmamalıdır da) her türlü eziyeti reva görenler mi kişiliğimizi, dünyaya bakışımızı belirler; yoksa bu halkın her bir ferdinin içinde masumluğun zerresi bile olsa muhafaza etmeye çabalayan çaresiz kişiler ya da aileler mi?

İtiraf edelim nefretimiz çoğu defa sevgimizi aşar, öfkemiz naifliğimizi yıkar; öyle olmalıdır da, aksi takdirde zalimler sadece zamanımıza değil, çocuklarımızın ve hatta torunlarımızın zamanını da insafsızca ömürlerinden çalarlar.

Diyeceğim şu ki, bizi sevgisiz bırakan ailelerimiz değil ya da kaynak sadece onlar değil, bizi nefretle büyüten işte bunlar: annemizi, babamızı, kardeşlerimizi bizden çalanlar, bir şekilde hayatımızın her alanına hâkim olanlar, ruhumuzu zehirleyenler, etrafımızda onlardan çok.

Pascale Roze'nin Avcı Sıfır'ı işte tamda burada anılması gereken bir yapıt. Kahramanımız Laura'nın doğumundan yaklaşık bir yıl sonra babası ölüyor. Annesi bir nevi hayata küsüyor. Laura'ya ve hatta annesine de, annesinin ebeveynleri bakıyor. Kahramanımızın çocukluğu doğal olarak sorunlu geçiyor, daha çok anneannenin himayesinde büyüyor. Laura babasının izini sürerken babasının görev yaptığı zırhlıyı batıranlardan biri olduğunu varsaydığı kamikazeyle bir şekilde karşılaşıyor ya da onu buluyor. Bundan sonra hayatı boyunca intihar uçağı Avcı Sıfır'ın motor gürültüsü-uğultusu kulağına yerleşiyor. Yapıtta Laura'nın bu sorunu daha çok varlığını kulakta sürdüren bir rahatsızlıkmış gibi anlatılıyor olabilir, yani demek istediğim rahatsızlık sadece gürültü; ama biz, yani okurlar, anlatılmak istenenin motor gürültüsünden çok daha fazlası olduğunu görebiliyoruz.

"Annemin beni kapıda dipdiri, gülümseyen bir yüzle karşılayacağına inanmış olarak dönerdim kiliseden; beni elimden tutup yaşamak için uzaklara götürecekti, ışıklı bir yerde, yalnızca ikimiz, o ve ben. Ama yeterince dua etmemiş olurdum galiba, çünkü hiçbir zaman buluşma yerine gelmezdi annem. Oysa, orada, sabah serinliğinde, çoktan hazırlanıyor olurdu avcı."

Anne hiçbir zaman gelmeyecekti, baba zaten yoktu, avcı,  yani babanın katili, annenin de katili (ki annenin durumu bir ölüden pek farksız değildi) ve çocuğun ruhunu, kişiliğini zehirleyen kişi ise her zaman orada bulunacaktı.

Sonuç olarak Avcı Sıfır nefret üstüne yazılmış bir yapıt değil, aksine daha çok sevilme arzusunu ortaya çıkaran bir eser, öyle ki bu açlığımızı gideremediğimiz takdirde zamanla celladına âşık kurban'a bile dönüşebileceğimizi söyler. 

Pascala Roze, Avcı Sıfır, Çeviren: Özdemir İnce, Telos Yayınları


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR