Persepolis: Kutsal Güneşin Aydınlattığı Şehir
29 Mart 2017 Hayat Gezi

Persepolis: Kutsal Güneşin Aydınlattığı Şehir


Twitter'da Paylaş
0

Büyük İskender, Pers ordusundan sayıca az olmasına rağmen dahiyane bir planla kısa sürede Persleri bozguna uğratıp şehri ele geçirir. Şehrin güzelliği ve şatafatı karşısında nutku tutulan İskender, Cennet benim oldu, der şehre girdiğinde.
Kadir Işık
Günlerden cumartesi, İran’da haftanın ilk günü, saat sabahın yedisi, sırtımda çanta, Şiraz otogarındayım. Persepolis’e gitmek için Mervdesht minibüsüne biniyorum, kısa sürede dolan minibüs hareket ediyor. Yeni bir yere ayak basmanın hazzıyla canlanıyorum minibüsten inince. Dükkânın birinin camını silen Che tişörtlü gence Persepolis'e nasıl gideceğimi soruyorum. Yunanca Perslerin Şehri anlamına gelen Persepolis’e İranlılar Taht-ı Cemşid diyor. Persepolis milattan önce kurulan Pers İmparatorluğu’nun başkenti. İran en şatafatlı devrini Kral Darius döneminde yaşar. Darius, Hindistan’dan Anadolu’ya ve ön Asya’ya kadar birçok krallığı kendisine bağlar ve Krallar Kralı olarak anılır. 1. Darius ve ardı sıra gelen krallar tarafından sürekli yeni yapılar eklenerek inşa edilen şehir uzunca bir süre altın çağını yaşar. MÖ. 330 yılında Makedonyalı Büyük İskender, Pers ordusundan sayıca az olmasına rağmen dahiyane bir planla kısa sürede Persleri bozguna uğratıp şehri ele geçirir. Şehrin güzelliği ve şatafatı karşısında nutku tutulan İskender, Cennet benim oldu, der şehre girdiğinde.

İskender'in zehirleyen tutku

Tarihçiler, Hint seferinden dönen İskender’in Persli bir dilberle yaşadığı ateşli geceden sonra zehirlendiğini ve öfkeyle Persepolis’i yağmalattığını, yakıp yıktığını yazıyor. Aynı zamanda Perslerin dini Zerdüştlüğü yasaklıyor ve kutsal kitapları Avesta’ları yaktırıyor. Tarihçiler bu yıkımın altında İskender’in Persepolis’i gördüğünde yaşadığı kıskançlık buhranı olduğunu söylüyorlar. Aynı tarihlerde şöhret meraklısı Herostratus Artemis Tapınağı’nı yakıp yıktığı için mahkemeye çıkarılır ve yargıca, “Artemis Tapınağını ben yaktım. Benim adım çağlar boyunca anılacak ama sen Kleon, Efes kentinin başyargıcı, seni kim hatırlayacak? Hayır, sen de beni yargıladığın için hatırlanacaksın," der. Efesli Herostratus tarihe ilk terörist, Büyük İskender kahraman olarak geçer. Persepolis hakkında konuştuğum İranlılar bana Büyük İskender’le ilgili bir anekdot anlattılar. İskender, İran gibi kültürlü bir halkı boyunduruğu altına almak için ne yapması gerektiğini danışmanlarına sorar. Danışmanları, Kitapları yakalım insanlar cahil kalsın, böylece yönetmesi kolay olur, demiş. Bir başka danışman, Devletin üst kademelerine cahilleri yerleştirelim, zekileri ve çalışkanları da onların altına verelim ki cahiller hak etmedikleri makamlarından dolayı bize minnet duysun, bize başkaldıranları sustursunlar, demiş. Bu anekdot İran’da birçok kişi tarafında dillendiriliyor. Persepolis adlı animasyon filmde doktor olmadığı halde hastaneye başhekim olarak atanan molla bu rivayetlere bir gönderme olsa gerek. Saat on, güneş sanki vakitsiz doğmuş, ama gölgede bir hükmü yok, hava kuru. Tüm Milletler kapısına yakın bir rölyefte iyiliği sembolize eden yarı insan savaşçı ve kötülüğü sembolize eden canavarın mücadelesi var, kazanan iyilik, iyilik ise Kral Darius’u temsil ediyor.  

Zerdüştiliğin doğduğu topraklar

Zerdüşt: “Kötü her yerdedir. Düşüncede, dilinde ve eyleminde kötüyü ara ve ona diren, içine dön, içini dinle, kalp atışının yanı başında seni baştan çıkarmaya çalışan kötünün fısıltılarını duyacaksın. Ateşli doğru ile korkutucu kötünün mücadelesini kendi nefsinde yakalayacaksın. Sen bu sırra erdiğinde, Tanrı sensin. Bu sırra ermekle kötüyü layığı olduğu cehenneme sürmüş olursun. Yeter ki senin içsel kişiliğin, içindeki ilahi varlığın parlasın, yeter ki içindeki “ben” kötüye dirensin.” Rölyeflerdeki boğa “Ay”ı, aslan “Güneş”i ve günebakan çiçekleri de ibadet ederken yüzünü güneşe dönen “Zerdüştiler”i temsil ediyor. Darius’un Ölümsüz Askerler’inin sayısı on bin ve bu askerler rölyeflerde tek tip giysileriyle ötekilerden ayrılıyor. Üç dört saat rölyeflerdeki ayrıntılarda kaybolarak gezdim, kutsal güneş beni yaktı, marsık gibi kararttı. Birçok heykel ve rölyef günümüze kadar sağlam kalmış. Mollalar iktidar geldikten sonra bu heykellerin çoğunun yüzünü tahrip etmiş. Persepolis’i askeri bölge ilan etmişler ve turizme kapatmışlar. Sonradan turistten akacak sıcak para mollaların iştahını kabartmış. Resim ve heykelin dinen günah olmasına aldırmadan Unesco ile anlaşarak Persepolis’i dünya kültür mirası listesine aldırmışlar. Rölyeflerde dönemin sosyal yaşamı anlatıyor. Kapıdaki sütunların önünde insan yüzlü, gücü temsil eden iki boğa heykeli ve sütun başlıklarında efsanevi Hûma Kuşu’nun heykeli var. Apadana sarayına çıkan merdivenlerdeki rölyefler o kadar yeni görünüyor ki, sanki bir heykeltıraş, tüm ömrünü bu kabartmaları yapmakla geçirmiş ve henüz işini bitirmiş. Bu salonda yapılan newroz kutlamaları sırasında kral, kendisine sunulan vergiler ve çeşitli hediyelerle bağlılıklarını göstermeye gelen devlet temsilcilerini kabul ediyor. Gelenleri kapıda bekleterek devletin ihtişamını göstermek doğu toplumlarında devam eden bir uygulama ve özellikle sınır kapılarında sabırlı olmak gerekiyor. Atlar ülkesi Kapadokya’dan gelen heyet krala at hediye ediyor. II. Kral Xermes tarafından yaptırılan görkemli "Tüm Milletler" kapısını ayakta tutan devasa iki sütunun arasından geçerek Zerdüştlüğün simgesi tavus kuşu Ferahor’u ve tağt’ı görmeye gidiyorum. O günün şartları düşünüldüğünde, bu derece ince işçilikle yapılan bu heykellerin her biri başlı başına birer şaheser. Zerdüştlüğe göre tanrı kadın ve erkeği bir arada, birbirine arkadaş ve eşit yarattı. Bilge Tanrı Ahura Mazda’dan gelen vahiyle gerçeği yaymak ve öğretmek Zerdüşt’ün görevidir. Perslerin mitolojik kahramanı Cemşid, kimine göre bin yıl, kimine göre yedi yüz yıl yaşamış, kimine göre Süleyman peygamber, kimine göre kendini tanrı ilan ettikten sonra Nuh tufanına sebep olan kral. Üzümü ezdirip suyunu kırk gün şişelerde bekleterek hasta kızına içiren Cemşid, şarabın mucidi olarak biliniyor. “Saki, yüzün Cemşid'in kadehinden güzel; Uğrunda ölmek sonsuz yaşamaktan güzel; Işık saçıyor ayağını bastığın toprak, Bir zerresi yüz binlerce güneşten güzel.” Ömer Hayyam, Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu Cemşid kendini tanrı ilan ettikten sonra askerleri, Cemşid’e tapınmayanları diri dire ateşe atıyorlar. Beş kumandanını ordularının başında uzak diyarlara, tanrı olduğunu ilan etmeleri için gönderiyor. Kumandanlar fethettikleri her yerde Cemşid’in heykellerini göstererek, işte sizin tanrınız, buna itaat edeceksiniz, diyor. İnsanlar korkuyor, yüzyıllar boyunca bu korkuyla Cemşid’in ve kumandanlarının heykellerine tapıyorlar. Putperestliğin bu şekilde başladığı rivayet edilir. Aynı topraklarda doğan Zerdüşt, çok tanrılı Pers dinini yıkmaya çalışmamış, ama Ahura Mazda’yı ölümsüzlük ve mutluluğun tek dayanağı olarak kabul etmiş, kabul ettirmeye çalışmıştır. Zerdüşt’ün annesi on beş yaşında bir bakire iken, bir ışık huzmesi tarafından hamile kalır. Büyük İskender’in Avrupa'ya dönen askerleri bu bilgiye sahip olmasalardı Bakire Meryem hamile kalamaz, İsa’nın babası tanrı olamazdı. Nakş-ı Rüstem (Nekropolis) ve Nakş'ı Recep’in kaya mezarlarını görmek için kapıda duran taksilerden birine bindim. Önce Nakş'ı Recep'e gittim. Dağın içinde bir mağaranın girişindeki rölyef Sasaniler döneminden kalma. Taksiyle bir iki kilometre daha yol aldıktan sonra Nakş'ı Rüstem'deyim. Burada dört tane devasa kaya mezarı var. Mezarlardan ikisi 1. Darius ile Xerkes ve öteki ikisinin de onların çocuklarına ait olduğu biliniyor. İranlılar mezarların ulusal kahramanları Zaloğlu Rüstem'e ait olduğunu iddia ederek, mezarların bulunduğu alana Nakş-ı Rüstem diyor. Devasa boyutlardaki kral kaya mezarlarının birinin altında yer alan rölyefte İmparator Darius Romalı bir generali teslim alıyor. Bir başka rölyefte Ahura Mazda Darius’a kraliyet halkası veriyor. Firdevs’in İran destanları üzerine yazdığı Şehname’nin Zaloğlu Rüstem’le ilgili bölümünde, Rüstem’in atı çalınır, atının peşi sıra Şamangan ülkesine giden Rüstem orada iyi karşılanır. Şahın kızı Tahmine Rüstem’i beğenir, ondan bir çocuk ister, birlikte olur. Rüstem ertesi gün oradan ayrılırken Tahmine’ye bir bilezik verir. Tahmine’nin bir oğlu olur, adını Sührab koyar. Sührab büyür, dedesi tarafından hazırlanan ordunun başına geçer ve yanına bileziği alarak İran’a, babasını aramaya gider. Amacı babasını İran şahı yapmaktır. Afrasyab şeytanca bir planla baba oğlu karşı karşıya getirir. Savaş alanında önce kahramanlar dövüşür, zırhlı oldukları için birbirlerini göremezler. Baba oğul kavgası akşama kadar sürer, Sührab babasını gürzle yaralar, hançeri çeker, babasını öldürmek üzereyken Rüstem, Gerçek kahraman rakibine bir şans daha verendir, der. Sührab rakibini bağışlar, ertesi gün dövüş yeniden başlar. Rüstem insan üstü gücüyle Sührab’ı yere serer ve hançeri oğlunun göğsüne saplar. Sührab bileziği çıkarır ve der ki, Ben Zaloğlu Rüstem’in oğluyum, babam intikamımı mutlaka alacaktır. Rüstem, babası olduğunu söyler, ağlar. Sührab, Senin bir suçun yok, ben dünyaya babam tarafından öldürülmek üzere getirildim, der. Babasından tek isteği barışı sağlamasıdır. Rüstem İran’ı terk eder ve acısını çekmek için çöle gider. Sofokles’in yazdığı Oedipus destanında Oedipus'un babası Laios, Pelops'un oğluna tecavüz ettiği için lanetlenir. Delphi kâhini eğer Laios’un bir oğlu olursa, onun babasını öldüreceğini ve annesiyle evleneceğini söyler. Laios hamile karısı İokaste’yi ikna eder ve oğlu doğar doğmaz yok etmeye karar verir. Bebeği dağda ölüme terk etmesi için bir çobana verir. Çoban bebeğe acır, onu komşu ülkeden bir başka çobana teslim eder. Çocukları olmayan Korinth kralı Polybos bebeği evlat edinir, adını Oedipus, yani, şiş ayak oyar. Oedipus bir şölende Polybos ve Merope’nin anne-babası olmadığını öğrenir ve kâhinin kapısını çalar. Kâhin babasını öldüreceğini ve annesiyle evleneceğini söyler, Oedipus kehanetin gerçekleşmemesi için ülkesini terk eder, uzaklara gider. Dağlar arasında bir geçitte bir arabanın sürücüsüyle yol üzerine dövüşür, onu öldürür. Sürücünün, babası olduğunu bilmez. Kehanetin ilk kısmı gerçekleşir. Thebes şehrine girişte insan başlı canavar Sphinx geleni yakalar, sorduğu bilmeceyi bilemeyeni öldürür. Bilmece şöyledir, sabah dört ayaklı, öğlen iki ayaklı, akşam üç ayaklı olan yaratık nedir? Oedipus, İnsan, der. Bebekken ayakları ve elleri üzerindedir, erişkinken iki ayak üzerinde ve yaşlılığında bir bastona ihtiyaç duyar, üç ayaklı olur. Bilmece cevaplanınca canavar kayalıklardan kendini atarak intihar eder ve ölür Şehir beladan kurtulur. Halk Odeipus’u büyük bir sevinçle karşılar, onu kral olarak seçer, kraliçe ile evlenir. Çiftin dört çocuğu olur. Yıllar sonra şehir lanetlenir, halk vebadan kırılır ve halk, yeni krallarından bu ölümcül derde çare bulmasını ister. Delphi kâhini eski Kral Laios’un ölümü aydınlanmadan veba yok olmayacaktır, der. Oedipus araştırmaya başlar ve kralı öldürdüğünü öğrenir. Bunun üzerine annesi İokaste kendisini asar, Oedipus da kendini kör eder. Frued, Oedipus kompleksi üzerinden bireyin özgürlüğünü elde edebilmesi için baba otoritesini yıkması gerektiğini iddia eder, böylece birey kafasındaki dünyayı biçimlendirir. Batıda baba oğlunu yaşatarak önünü açıyor, doğu babayı yaşatarak geçmişte kalıyor. Bilginin oğuldan babaya geçtiği çağda yaşıyoruz.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR