Philip Roth Yazmayı Bıraktı ama Söyleyecekleri Bitmedi
25 Mayıs 2018 Söyleşi Edebiyat

Philip Roth Yazmayı Bıraktı ama Söyleyecekleri Bitmedi


Twitter'da Paylaş
0

2010 yılına geldiğimde, elimden gelen en iyi işi yaptığımı düşündüm ve bundan sonra yapacaklarımın bunun daha iyisi olmayacağı hakkında güçlü bir şüphem vardı.

22 Mayıs’ta kaybettiğimiz Philip Roth ile yapılmış yeni bir söyleşiyi yayınlıyoruz. Büyük yazar, Charles McGrath ile yaptığı bu özel söyleşide Trump, #MeToo hareketi ve emeklilik hakkındaki düşüncelerini paylaşıyor. Roth 2012 yılında 80 yaşına yaklaşırken yazarlıktan emekli olduğunu dile getiriyor. Aslında bu duyurudan iki yıl önce yazmayı bırakmıştı. Bu tarihten sonra kitap yayıncılığında süpervizörlük yaptı, resmi biyografi yazarı Blake Bailey’e yardımcı oldu. Son yıllarında ise daha sessiz bir emeklilik hayatı yaşadı. Arkadaşlarıyla görüştü, konserlere gitti, maillerini kontrol etti, eski filmleri izledi. Belindeki bir sorun nedeniyle birkaç operasyon geçirmiş olsa da halinden memnun ve neşeli görünüyordu. Söyleşi talebi geldiğinde ise memnuniyetle kabul etti ve söylemek istediklerini söyledi. 22 Mayıs Salı günü ise saat 10.30’da New York’ta hayatını kaybetti. Öldüğünde 85 yaşındaydı.

Birkaç ay sonra 85 yaşına basacaksınız. Kendinizi yaşlı biri gibi hissediyor musunuz? Yaşlanmak nasıl bir şey?

PR: Evet, birkaç ay içinde yaşlılığı bırakıp derin bir yaşlılığa giriş yapacağım. Her gün kendimi hâlâ burada bulduğuma şaşırıyorum. Gece yatağa giriyorum, gülümsüyorum ve, “Bir gün daha yaşadım,” diye düşünüyorum. Sonra sekiz saat sonra kalktığımda bir sonraki günün sabahı olduğunu görüyorum ve hâlâ burada olacağıma şaşırıyorum. “Bir gece daha hayatta kaldım,” diye düşünüp yine gülüyorum. Hâlâ hayatta olmaktan memnunum. Dahası sigorta paramı çekeli haftalar, aylar geçmiş oluyor ama bu para sanki hiç bitmeyecekmiş gibi bir yanılgıya düşüyorum. Ama elbette biliyorum ki birdenbire bitebilir. Oyun oynamak gibi bu, tüm ihtimallere rağmen hep ben kazanıyorum. Bakalım bu şansım daha ne kadar devam edecek.

Artık bir yazar emeklisisiniz, peki hiç yazmayı özlüyor musunuz ya da keşke emekli olmasaymışım diyor musunuz?

PR: Hayır, demiyorum. Çünkü yedi yıl önce beni kurmaca yazmaktan vazgeçiren koşullar hâlâ aynı. Why Write? kitabımda da belirttiğim gibi, 2010 yılına geldiğimde, elimden gelen en iyi işi yaptığımı düşündüm ve bundan sonra yapacaklarımın bunun daha iyisi olmayacağı hakkında güçlü bir şüphem vardı. Bundan sonra roman gibi talepkâr bir karmaşık yapı üstünde çalışacak ne zihinsel bir canlılığım ne sözsel bir enerjim ne de fiziksel bir sağlığım vardı. Her yeteneğin kendi şartları vardır, doğası, ölçütü, gücü. Herkes sonsuza dek meyve veremez.

Geriye dönüp baktığınızda 50’li yaşlarınızdaki yazarlığınızı nasıl hatırlıyorsunuz?

PR: Canlılık ve inlemeyle. Hayal kırıklığı ve özgürlükle. İlham ve belirsizlikle. Bolluk ve boşlukla. Alevlenerek ve üstesinden gelerek. Herhangi bir yeteneğin karşı koyduğu salınımlı ikiliklerin gün be gün repertuarıyla ve heybetli yalnızlığıyla. Ve sessizlikle: Bir havuzun dibi kadar sessiz bir odada, her şey iyi giderken kullanılabilir bir düzyazının günlük minimum harçlığını denk getirerek geçen 50 yıl. Why Write? kitabınıza “Writing American Fiction” isimli ünlü yazınızı tekrar aldınız ve bu yazınızda Amerika gerçekliğinin yazarın hayal gücünü bile geride bırakacak kadar çılgın olduğunu iddia ettiniz. Bunu söylediğinizde yıl 1960’tı. Peki ya şimdi? O zamanlar Amerika’nın bugünkü halini öngörebilir miydiniz? PR: Bugün yaşadığımız Amerika’yı tanıdığımı hiç kimse öngöremezdi. Hiç kimse yirmi birinci yüzyıl felaketinin ABD’nin başına geleceğini hayal edemezdi. 1960’ta akıl almaz dönemleri yaşayan Amerikan bir canlı olduğumu düşünecek kadar safmışım. Ne tuhaf! Ama 1960’tayken 1963, 1968, 1974, 2001 ya da 2016 hakkında ne bilebilirdim ki?

Trump şişko bir sahtekâr, eksikliklerinin şeytani bir özeti, megalomanlığın boş ideolojisi dışında her şeyden mahrum birisi.

2004’te yazdığınız The Plot Against America romanınız inanılmaz derecede öngörü sahibi. Roman basıldığında birçok insan bunu Bush yönetiminin bir yorumlaması olarak düşündü. Fakat bu kitap en çok günümüze yakın.

PR: The Plot Against America ne kadar öngörü sahibi görünürse görünsün, 1940’ların ABD’si için yarattığım siyasi şartlarla bugün canımızı sıkan siyasi felaket arasında büyük fark var. Bu Başkan Lindbergh’le Başkan Trump arasındaki prestij farkı. Charles Lindbergh hem hayatta hem de romanımda gerçek bir ırkçı, Yahudi düşmanı ve beyazların üstünlüğüne inanan bir faşizm sempatizanıydı. Ama aynı zamanda, 25 yaşında tek başına gerçekleştirdiği Atlantik-aşırı uçuşundan dolayı, benim ona başkanlığı vermemden tam 13 yıl önce bir Amerikan kahramanıydı. Lindbergh, tarihte, 1927 yılında hiç durmadan Long Island’dan Paris’e uçarak ilk defa Atlantik’i geçen cesur genç bir pilottu. Trump ise şişko bir sahtekâr, eksikliklerinin şeytani bir özeti, megalomanlığın boş ideolojisi dışında her şeyden mahrum birisi.

Sizin yenilenen temalarınızdan biri de erkeğin cinsel isteği, engellenmiş bir istek ve onun dışavurumları. Şu an içinde bulunduğumuz, kadınların ortaya çıktığı ve ünlü adamları cinsel taciz ve istismarla suçladığı bugün hakkında ne düşünüyorsun?

PR: Sizin de dediğiniz gibi, ben bir romancı olarak cinsel şiddete çok da yabancı değilim. Cinsel cazibeyle kuşatılan erkekler, erkeklerin hayatlarının özelliklerinden birisi ve ben bunu kitaplarımda da yazdım. Erkekler on yıllar boyunca cinsel tatminin ısrarcı çağrısına yanıt veriyor, utanç verici arzular ve takıntılı şehvetlerin yılmazlığı tarafından kuşatılıyor ve tabuların cazibesi tarafından bile kandırılıyorlar.

Emekli olmadan önce uzun günler boyunca yazdığınızı biliyoruz. Ama şimdi yazmayı bıraktığınıza göre, bütün bu boş zamanda neler yapıyorsunuz?

PR: Size garip gelse de gelmese de çok az kurmaca okuyorum. Bütün çalışma hayatımı kurmaca okuyarak, öğreterek, çalışarak ve yazarak geçirdim. Yedi yıl öncesine kadar bundan başka bir konu hakkında çok az düşünürdüm. Emekliliğimden beri de her gün büyük bir zamanımı genellikle Amerikan tarihi ve aynı zamanda modern Avrupa tarihi okuyarak geçiriyorum. Yazmanın yerini okuma aldı ve düşünce hayatımın büyük bir bölümünü, uyarıcısını oluşturdu.

Son zamanlarda neler okuyorsunuz?

PR: Yeni bir şeylere yöneldim ve karmaşık bir kitap koleksiyonu okuyorum. Ta-Nehisi Coates’ten üç kitap okudum. Bunu okurken Nell Irvin Painter’in kitabı The History of White People’a yöneldim ve buradan da tekrar Amerikan tarihine dönerek Edmund Morgan’dan köleliğe dair American Slavery, American Freedom kitabına geçtim. Geçen hafta da iki arkadaşımın kitaplarını okudum: Edna O’Brien’ın yazdığı James Joyce biyografisi ve R. B. Kitaj’ın kitabı.

Çeviren: Deniz Saldıran

(Charles McGrath, NY Times)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR