Poe’nun Sanatındaki Bilinç

Poe’nun Sanatındaki Bilinç


Twitter'da Paylaş
0

Yirminci yüzyıldaki Poe üstüne eleştirilerin çoğunun, lehte ya da aleyhte olsun, Poe’yu anlama zahmetine girmemiş insanlar tarafından yapıldığına kanaat getirdim. 

Edgar Allan Poe, Baude-laire’in düşündüğünün aksine toplumun dışına itilmiş biri değilse de, Amerikalı yazarların geçmişten günümüze en fazla yanlış anlaşılanıdır muhtemelen. Aradan geçen yüzyılda gün yüzüne çıkarılan onca doğru bilgiye rağmen yaşamı ve kişiliği hakkında biyografisini ilk yazanın yaydığı yalan yanlış bilgiler hâlâ giderilmiş değil. Kendisi etrafında oluşan çarpıtılmış imaj zamanla efsanevi bir hal aldı ve belki de bir daha silinmemek üzere zihinlere kazındı. Poe çalışan diğer insanlar gibi ben de bu çarpıtılmış imajla yaşamayı öğrendim ve artık bu durumla mücadele etmekten neredeyse vazgeçtim. Beni daha çok ilgilendiren, son birkaç onyıldır gelişmekte olan ve aynı derece çarpıtılmış başka bir Poe imajı. Eserlerini anladıkları sürece Poe’yu sevmeyenlere diyecek bir şeyim yok. Yirminci yüzyıldaki Poe üstüne eleştirilerin çoğunun, lehte ya da aleyhte olsun, Poe’yu anlama zahmetine girmemiş insanlar tarafından yapıldığına kanaat getirdim. Poe eleştirmenlerinin çoğu altı başlık altında toplanabilir:

  1. Şiirlerini, öykü ve denemelerini seven bir Poe okuru olmaktan ibaret olanlar. T.S. Eliot’ın dediği üzere, Poe’nun “buluğ çağına ermemiş hayli yetenekli bir gencin aklına” sahip olduğunu kabul edeceksek, bu, ben dahil bu tür okurların da aynı derece az gelişmiş akla sahip olduğu anlamına gelir. Ancak, belli bir ebedi üne kavuşmuş kimi kişiler de Poe’ya karşı beğenilerini itiraf etmiştir. Amerika’da Paul Elmer More, “[Poe], üç denemesiyle dikkatli ve tutarlı bir şekilde eleştirel kuramını geliştirmiş, ‘The Poetic Principle’, ‘The Rationale of Verse’ ve ‘The Philosophy of Composition’ İngiliz dilinde gerçek değere sahip birkaç estetik inceleme yazısından birini oluşturmuştur,” derken, İngiltere’den Edith Sitwell, “şimdilerde alaya alınan” Poe’nun, Whitman’dan önceki dönemde, eserleri “İngiliz şiirinin kötü birer taklidi” olmayan tek şair olduğunu söylemiştir.
  2. Poe’nun yazar olarak değerini takdir etmeden belli başlı eserlerini çözümleyip yorumlamakla yetinenler. Bunlar çoğunlukla akademi dışındaki sözümona eleştirmenlerin pek aldırış etmediği, geleneksel fikirlere sahip akademisyenlerdir.
  3. Poe’nun yazdıklarından diğer zeki okurların açıkça gördüğü şeylere kör kalacak kadar hazzetmeyenler. Daha önce Brownell’den bahsetmiştim; en azından Poe’nun nesir üslubundan övgüyle söz ediyordu. Fakat bu başlığa en çok yakışan eleştirmen Yvor Winters’dır. Söylediğine göre, yirmi yıl önce bir sabah, kendisi uykudayken kimi profesörlerin Poe’yu âdeta büyük bir yazar olarak ortaya koydukları gerçeğine uyandığında paniğe kapılmış! Winters, Poe’nun kuramında birçok hata tespit eder; bunların en aleni olanı sözümona içerikle (hakikat) biçimi (güzel) ayırt edememesi ve sözümona “daha saf şiir adına, hakikatin şiirden atılması gerektiğine” olan inancıdır.
  4. Eleştiri yöntemi olarak psikanalizi kullananlar. Bu türün en etkili ilk örneği D.H. Lawrence’ın 1923’te kaleme aldığı Klasik Amerikan Edebiyatı Üstüne İncelemeler kitabındaki denemesidir. Bunu Joseph Wood Krutch’ın 1926’da yazdığı “Edgar Allan Poe: A Study in Genius” ve Fransızca orijinali 1933’te, İngilizce çevirisi 1949’da yayımlanan Marie Bonaparte’a ait Edgar Poe, sa vie – son ouevre: Etude analytique takip eder. Amerika ve Fransa’da uzunlu kısalı başka çalışmalar da Poe’nun sırlarına vakıf olmak adına bir ölçüde psikanalizden faydalanmışlardır. Bunlar edebi eleştiri olmaktan çok uzak, ruh hastası farz edilen birinin kişiliğine dair klinik çalışmalardır. Allen Tate’in yöntem olarak psikanalizi kullanan eleştirmenlere getirdiği şu yorumu yerinde buluyorum: “Bu hünerli insanlar için Poe’nun eserlerinin kendi içinde neredeyse hiçbir anlamı yok; onlara göre eserlerinin toplamı, Poe, ofislerinin kapısından içeri girmeden önce ellerinde bulundurdukları, analiz edilmek üzere hazırlanmış bir dosyadan başka bir şey değil.”
  5. Poe’yu sevmelerine rağmen aslında sevmemeleri gerektiğini hissedenler. Bu başlık altındaki en dikkate değer isim Tate’in kendisidir. Poe’yu, “en büyük meselemizi, yani kişiliğin parçalanışını keşfettiği için modern edebiyatta bir geçiş figürü, hüzünlü bir kuzen” olarak gördüğünü söyler.
  6. Poe’yu sevmeyenler ama sırf hayran oldukları kimi Fransız yazarlar ve eleştirmenler övgüyle bahsettiği için sevmesi gerektiğini düşünenler. Bu eleştirmenlerin açık ara en başında T.S. Eliot bulunmaktadır. Poe’nun zekâsının “ham”, Valéry’ninkinin “olgun” olduğunu söyler ama yine de daha sonra Valéry’nin zirveye taşıdığı, Poe’ya ait iki kavramın izini sürer: İlkine göre şiirin görüş alanında kendisinden başka bir şeyin olmaması gerekir, ikincisine göre ise şiirin oluşumu mümkün olduğunca planlı ve bilinçli olmalıdır.
  7. edgar allan poe

Poe’nun şiirlerinin bir bilinçle yazıldığını düşünüyorum. Sıklıkla ve titizlikle yaptığı düzeltmeleri başka türlü nasıl açıklayabiliriz? Hepsi değilse de çoğunun kökeni düşüncededir ve açıklıkla oluşturulmuş fikirleri ifade eder ya da sezdirirler.

Hiçbir özgünlük iddiasında bulunmadığım kendi görüşüm dahil Poe metinlerine yaklaşmanın başka yolları da var tabii. Doğrusunu söylemek gerekirse, herhangi bir eleştiri kuramına yaslanmayan birçok aklı başında okurla benzer bir okuma uğraşı içindeyim. Poe külliyatının büyük bölümü, belki de James Russell Lowell’ın “düpedüz zırvalık” olarak adlandırdığı beşte ikisinden fazlası, önemsiz, sanatsal açıdan eksik ve çoğunlukla zevksiz olmasına rağmen, geri kalanının edebi değeri büyüktür ve muhtemel otobiyografik önemine başvurmaksızın ayrıntılı bir şekilde incelenmeyi hak eder. Şiirlerinin ve öykülerinin bazıları zor olsa da, Poe’nun erişimindeki edebi eserlerin ve başvuru kaynaklarının ötesinde pek bir şey bilmeden ya da 20. yüzyıl psikoloji kuramlarına bel bağlamadan da anlaşılabilirler. Eleştirmenin, anlamı şiirin ya da öykünün içinde araması gerektiği inancındayım. Ayrıca yazarın bilinçli uğraşının eserdeki payının tümünü anlamanın, bilinçaltının benliğini nasıl ele verdiğini anlamaktan önce geldiği kanaatindeyim. Hayal gücünün ürünü olan eserin sadece bilinçaltının dışavurumu olduğunu ileri sürmek, sanatçıyı kâtip seviyesine indirgemekten başka bir şey değildir.

Ben Poe’nun şiirlerinin tümünün bir bilinçle yazıldığına inanıyorum. Sıklıkla ve titizlikle yaptığı düzeltmeleri başka türlü nasıl açıklayabiliriz? Hepsi değilse de çoğunun kökeni düşüncededir ve açıklıkla oluşturulmuş fikirleri ifade eder ya da sezdirirler. “Araf” Poe’nun estetik kuramını açıklamak amacıyla yazılmıştır; yani sanat güzel olanla ilgilenir, sanatçı hakikati güzel olan vasıtasıyla ortaya çıkarır ve sanatını tutkudan uzak tutmalıdır. “Helen İçin” tutkunun çalkantılı denizinde kaybolan bir sanatçının, kadının güzelliği sayesinde sanatın yurduna nasıl sağ salim vardığını anlatır. “İsrafil” bu kusurlu dünyada şairin hakikate ancak ve ancak güzel biçimlerin örtüsünü kaldırarak ulaşabileceğini hatırlatır. “Uyuyan” ve “Denizdeki Şehir” alelade fikirlerden ya da ölülerin mezarlarında hayatta kalan arkadaşları onları hatırladığı sürece rahat yatacakları gibi hurafelerden devşirilen bir dizi imge sunar. “Rüya Diyarı” tam da başlığın söylediği şeyi vaat eder: rüyaların allak bullak dünyası. “Kuzgun” ölümden sonraki yaşama inanamayan yaslı bir âşığın tesellisiz kederini tarif eder. Poe bize “Uyuyan” ve “Denizdeki Şehir”i nasıl yazdığını anlatmaz ama geride kalan nüshalar yazılış süreçlerini büyük ölçüde kayda geçirmiştir. “Uyuyan”ın ilk nüshasında anafikir açıkça belirtilmiştir, ancak bu fikrin geçtiği bölüm daha sonra silinir, böylece fikir, kendisinden türeyen imgelerle şiirdeki mevcudiyetini devam ettirir.

Kuşkusuz ilk taslağı yazmadan önce tüm ayrıntıların Poe’nun zihninde şekillendiğini söylemek zor, ancak bu durum, şiirin anahatları için geçerli olabilir. Kanımca, Poe’nun tam da “The Philosophy of Composition”da dediği şekilde, “Kuzgun”un yazılmadan çok önce planlanmış olması kuvvetle muhtemel. Poe’nun ilk şiirleri ve geç dönem şiirleri arasındaki fark daha çok yazım yöntemiyle ilgilidir. İlk şiirleri büyük ölçüde Coleridge başta olmak üzere İngiliz Romantik şairleri tarzında ruh halinin lirik ifadesiyken, geç dönem şiirleri biçim olarak daha dramatik olmakla birlikte uyak, tekrarlar, ölçü ve nazım birimi bakımından yenilikçidir ve 1840 öncesinde pek de yaygın olmayan fantastik unsurlar içerir. Üsluptaki bu yenilikler geç dönem şiirlerine görünüşte yapmacıklık etkisi vermiştir, ama aslında tam da bu yenilikler sebebiyle ilk dönem şiirlerine kıyasla daha bilinçli bir sanatkârın elinden çıkmış eserlerdir. Öykülerin analizi de benzer sonuçlar verir. “Ligeia”da, Alman transandantalizmi öğrencisi olan anlatıcı bu fikirlere öyle takıntılı hale gelir ki, irade gücünü kullanarak güzellik idealini gerçek bir kadının bünyesinde cisimleştirir. İlk olarak, bu kadının bir zamanlar karısı olduğuna kendini inandırır; sonrasında, evli olduğuna inandığı Rowena adlı bu kadına bilinçli bir ruh ve yaşama iradesi isnat ederek sahip olur. Aslında Rowena’yı öldüren, anlatıcının kendisidir ama cinayeti Ligeia’nın ruhuna yıkar.

Tabii ki tüm olanlar delilik kaynaklı bir halüsinasyondur. Hikâye yazıya döküldüğünde anlatıcının akıl sağlığı muhtemelen bir derece yerine gelmiştir. “Usher’ların Çöküşü” ise birbirinden ayrı nesnelerin nasıl olup da bir araya gelerek ortak bir kimlik oluşturduğunu betimler (Aynı fikir Wordsworth’ün “Yolculuk” şiirinin birinci bölümündeki Margaret’in hikâyesinde de karşımıza çıkar). Roderick Usher, ikiz kız kardeşiyle arasındaki özdeşlikten o kadar emindir ki, o ölmüşken kendisinin yaşadığına inanamaz. Öykü, uydurma Ethelred ve ejderha bölümüyle biter; bu bölümde olanlar, hem Roderick’in hem de (arkadaşının özdeşlik teorisinin etkisinde olan) anlatıcının, Madeline’in mezarından çıkıp karşılarında dikildiği halüsinasyonuna yol açar. Roderick’in ölüm ânında bir fırtınayla evin çöküşü, bu teoriye geçerlilik kazandırıyor gibidir. “William Wilson” iyi davranışları kendi benmerkezciliğine eleştiri niteliğinde olan, aynı isimdeki sınıf arkadaşının kendi zihninin vücut bulmuş hali olduğuna kafayı takmış, inatçı ve hayalperest bir gencin hikâyesidir. Wilson okulu bırakır ve ikizini artık hiç görmez, ancak takıntısı devam eder. Sonrasında belli aralıklarla adaşının yüz kızartıcı bazı eylemleri engellemeye çalıştığını düşünür. En sonunda ötekinde kişileşmiş zihnini öldürdüğünü hayal eder ve baskıdan kurtulur. Açık bir şekilde kendisi de akıl hastasıdır ama sonraları hayat hikâyesini yazacak kadar iyileşir.

Poe’nun eleştiri yazıları öykü ve şiirlerinden daha kolay anlaşılır. Kısa öykü kuramının özünde ne olduğunu Hawthorne’un Twice-Told Tales’i için yazdığı kitap eleştirisinin o ünlü paragrafında belirtmiştir.

Bu ve diğer hayal ürünü öykülerin kökeni düşünseldir, ancak mantık yürütmeye dayalı hikâyelerden, fikirleri daha dolaylı yollardan sundukları ve mantıksal analizden ziyade olay etkisine yaslandıkları ölçüde farklılaşırlar. Dupin, matematikçinin mantıksal akıl yürütmesiyle şiirsel imgelemi bir araya getirdiği için çözebilmiştir “Morgue Sokağı Cinayeti”nin sırrını. “Çalınan Mektup”ta Poe’nun kahramanı Dupin kendisi gibi matematikçi ve şair olan Bakan D’de neredeyse dengini bulur. Poe’nun eleştiri yazıları öykü ve şiirlerinden daha kolay anlaşılır. Kısa öykü kuramının özünde ne olduğunu Hawthorne’un Twice-Told Tales’i için yazdığı kitap eleştirisinin o ünlü paragrafında belirtmiştir. Buna göre, yazar ilk önce yaratacağı tek bir etki üzerine düşünüp bunu tasarlamalı, öyle olaylar yaratıp bir düzene oturtmalı ve öyle bir ses yakalamalıdır ki okurda amaçlanan etki uyansın. Şunu da ekler: Tam bir tatmine erişmek için öykü, yaratıcısının sanatına benzer bir şekilde okunmalıdır. Daha dolaylı ifade edilmesine rağmen şiir kuramı da buna benzerdir. Buna göre, herkese doğası gereği Şiirsel Duyarlılık ya da Güzelin Duyarlılığı bahşedilmiştir.

Poe’nun Platonik hükümlerle anladığı haliyle bu, sonlu insanın bütünüyle sahip olabileceğinin ötesinde Semavi Güzelliği deneyimlemeye yönelik doyumsuz bir arzudur. Bu anlamda, Güzellik bir nitelik değil, etkidir. Duyumsal güzellik, yani doğal nesnelerin ve sanat eserlerinin güzelliği, etkiden ziyade nitelik olsa da, Güzellik Duyarlılığı uyandırma etkisine sahiptir, ki bu da bir etkidir ve aslında ruhun Semavi Güzelliğe doğru ilerlemesine katkıda bulunur. Poe’nun nitelik değil, etki olarak Güzellik tanımını hatalı bulanlar, “The Poetic Principle”daki bir cümleyi yeterince tartamamışlardır; burada Poe, Platon’dan miras bir dille insanın güzellik duyusunu “şeyler ile Zaman’a ait fikirlerin çok şekilli bileşimleri yoluyla, gerçek unsurları belki de yalnızca ebediyete ait olan Sevimlilik’ten bir parça elde etme mücadelesi” olarak tanımlar. Poe, şairden ahlak duygusu ve aklın doğrularını aşılayan didaktik yöntemlerin kullanımını esirger ve şairin Hakikat’i, Güzel olan aracılığıyla ortaya koyabileceğinde ve koyması gerektiğinde ısrar eder.

Emerson gibi İyi’nin, Doğru’nun ve Güzel’in ilahi Birlik’in farklı boyutları olduğuna inanır; farklı yollarla yaklaşılsa da ebedi olmaları bakımından benzerdirler. Eureka’da dediği gibi, sanat eseri özü itibariyle doğrudur [true] ve unsurlarının ahengi sebebiyle düşünsel bir yapı yine özü itibarıyla güzeldir. Aslında, yukarıda da belirtildiği gibi, imgesel ve analitik yetiler en çok bir aradayken işe yararlar. Biliminsanı sezgisel muhakemesini kullanır, şairin de yapıcı becerilere ihtiyacı vardır. Yine Eureka’da Kepler’in Newton’dan daha üstün olduğunu söyler, çünkü Kepler, Newton’un daha sonraları rasyonel bir şekilde doğruluğunu gösterdiği şeyleri hayal etmiş ya da “tahmin etmiştir”. Bu, Newton’un hayal gücünden yoksun olduğunu değil, Kepler’in hayal gücünün daha büyük olduğunu gösterir. Bugünün kuşkucuları Eureka’yı Valéry gibi daha dikkatli ve önyargılarından arınıp okusalardı, Poe’nun “Kuzgun”un yazılışıyla ilgili “The Philosophy of Composition”da anlattıklarıyla bu kadar çabuk alay etmezlerdi. Poe, Şiirsel Duyarlılık’ta başlayan şiirin hayal gücüyle şekillendiğini, daha sonra yazarın zihninde canlanan ruh halini okurda uyandıracak şekilde planlı ve belli bir sistemle hesaplanarak oluştuğunu söylemek istemiştir. Kısacası, “Kuzgun” ve kendilerine has belli başlı farklılıklarıyla Poe’nun yazdığı tüm diğer şiirler, sağlıklı ve tetikte olan bir aklın bilinçli çabasının ürünleridir.

İngilizceden çeviren: Nâzım Çapkın


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR