Polisiye Romanın Edebiyat Serüveni
4 Mayıs 2018 Edebiyat

Polisiye Romanın Edebiyat Serüveni


Twitter'da Paylaş
0

Polisiye roman meselesinin erken döneminde, kurgunun geriye işleyişi, gerilimin etkinliğini sonuna dek koruyabilmesi, yapılan çıkarsama ve tümdengelim hususları, bu türün tanımlayıcı temel unsurları olarak işlerlik kazanmıştır.
Hasan Parlak

Bilindiği gibi, dünya üzerindeki canlı varlıkların hayat süreçleri ölüm gerçeğinin hükmü gereğince, vade yettiğinde son bulmaktadır. Ölüm, doğası gereği yaşayan her insan için korku vericidir elbet. Ama kötü amaçlı kişi ya da kişilerce öldürülme ihtimali söz konusu olunca, böyle bir durumun insan psikolojisinde nasıl bir dehşet atmosferi oluşturacağı da bellidir. Şüphe, korku ve çaresizliğin ana gerilim unsurları olarak işlendiği bu tür romanlar, edebiyatı daha çok önceleyen eserlerden net bir şekilde ayrılır. Yazarın, suçu ele alırken, onu işleyen şüpheliyi baştan son bölümlere kadar gizli tutma çabası, romana duyulacak ilginin başarısında en önemli etkendir. Dedektif, suçlu ve kurban arasında gelişen olayları konu edinen yazın türüne polisiye roman adı verilmiştir. İşlenen suçun cinayet olması ve katilin kimse tarafından bilinmemesi, okurun merak duygusunu öne çıkaran bir avantajın oluşmasını sağlar. Dedektif karakterinin cinayeti adım adım çözümlemesi ve bu aşamaların gerçekleştiği süreç itibariyle duyulacak heyecanı diri tutabilmesi, yazarın ustalığını kanıtlayan önemli özelliklerdendir. Yalnız burada ilgiye değer bir durum, aynı zamanda bir çelişki olarak konumuzda yer almaktadır. O da polisiye türünün yukarıda zikredilen yabana atılamaz avantajlarına karşın, edebiyat kulvarında hak ettiği ilginin ipini göğüsleyememiş olmasıdır. Bunda tabii ki okur profilinin tercihlerindeki çeşitlilik ve bu seçimlerin ölçütünü oluşturan oranların dağılımı söz konusudur. Edebiyatın sanat olarak anlamlandırdığımız en büyük özelliklerden biri de edebi anlatımdır. Polisiye türünde serüven olgusunun öncelenmesinden ötürü bu önemli ayrıntı ihmal edilebilir. Duygusallığın fazlaca ön plana çıkamaması, şiddet ve acımasızlık içeren öğelerin daha sık kullanılması, gerçekliğin iyi ve kötüler arasındaki sert mücadelenin çerçevesiyle sınırlandırılması, polisiye türünün klasik edebiyat ile aralarındaki farklılığı belirleyen önemli hususlar olmuştur… Ama bir de bu tespitlerin bir başka açıdan olumlu değerlendirmelere mazhar olacak yüzünü okur değerlendirmesine sunmamak da haksızlık olacaktır. Örnek olarak bu türün en seçkin yazarlarından birini paylaşalım. Kitapları 45 dile çevrilmiş ve çok yüksek satış rakamlarına ulaşmış olan Agatha Christie, polisiye türünün popüler olmasına çok büyük katkı sağlayan unutulmaz bir yazardır. Polisiye roman türüne yapılan olumsuz eleştirileri haksızlık olarak niteleyen bazı eleştirmenlerin de itirazlarını dikkate almak, konuya farklı bir bakış açısı sağlayacaktır.

Agahta Christie, polisiye türünün popüler olmasına çok büyük katkı sağladı.[/caption] Polisiye roman meselesinin erken döneminde, kurgunun geriye işleyişi, gerilimin etkinliğini sonuna dek koruyabilmesi, yapılan çıkarsama ve tümdengelim hususları, bu türün tanımlayıcı temel unsurları olarak işlerlik kazanmıştır. Batı edebiyatında genel olarak 19. yüzyıl başları itibariyle polisiye türü yazın ürünlerinin okur karşısına çıktığı bilgisi esas alınır. Polisiye kurgusuyla Amerika’da yayımlanan Edgar Allan Poe’nun Morg Sokağı Cinayeti (1841) bu alandaki ilk kitap olarak kabul edilir. Poe, bu öyküsünde polisiye romanın temel yapısını sistematize eden etkin unsurlar oluşturmuş ve bu yönüyle kendinden sonraki yazarlara öncülük etmiştir. Yazılan metnin okuru cezbetmesini sağlayacak olan özel vurguları, kapalı oda gizemi, cinayet nedeninin belirsizliği, tanık kişilerin olayı çözümden uzaklaştırmaya yol açacak bilgi yanlışlarına neden olmaları, şüphelinin teşhisinde yaşanan yanılgılar gibi hususlarda kendini gösterir. Ayrıca cinayetin aydınlatılmasını üstlenen dedektifin de olayların başında fazlaca bir bilgiye sahip olmaması şartı var. Kendine özgü tarzıyla Poe’nun okur üzerinde etkinlik sağlaması, çözüm romanı formatına uygun olarak hazırladığı öyküsünü sondan başa doğru düzenlemesinden ileri gelmektedir. Daha sonrasında Emile Gaboriau, Lerouge Olayı (1863 ) ve Gaston Leroux Sarı Odanın Esrarı (1907) adlı eserleriyle polisiye yazarları arasındaki yerlerini alırlar. Bu sürecin devamında okurlarını kendine bağlayan özel kahraman tiplemeleriyle başka yazarlar da çıkar. Sevimli ve becerikli bir hırsız-hafiye kahraman imajıyla Arséne Lupin karakterini Maurice Leblanc okurla buluştururken, üstün nitelikler taşıyan Fantômas’a ya da Marcel Allain ile Pierre Souvestre ikilisi hayat ve ün kazandırır. Dedektiflik mesleğinin en tanınmış temsilcilerinden Sherlock Holmes karakteri de İngiltere’de yaşayan yazar Artur Conan Doyle’nin gizemli polisiye dünyasına kazandırdığı kalıcı olabilmiş bir kahramandır.

Sir Arthur Conan Doyle[/caption] 19. yüzyılın bitimi ve 20. yüzyılın başları arasındaki süreçte “Dime Novels” (on paralık öyküler) adıyla tanımlanan ve yayımlanma amacı sadece kâr getirme hedefiyle sınırlı olup edebi değer kaygısı taşımayan polisiyeler, ABD yayın piyasasında ortaya çıkmıştır. Kitap kapağı ve kâğıtlarının kalitesiz, hikâye içeriklerinin de sığ ve yetersiz olması nedeniyle olumsuz eleştirilerin hedefi olmuşlardır. Bununla beraber 1920-1940 yılları arasında en iyi dönemini yaşayan polisiye roman türünün ilgi gören yazarlarından Agatha Christie, bu alandaki unutulmaz serüvenlerden meydana gelen bir dizi esere imza atmıştır. İlk dönemlerde, katil ve dedektif kişinin mücadelesini gizemli bir cinayet üzerine temellendiren benzer kurgular zaman içinde daha da gelişim göstermiştir. Bu değişim de yeni polisiye türlerinin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Böylelikle kara roman, thriller ve suspence roman türleri bu neviden örnekler olarak gerçeklik kazanmışlardır. Olay akışı ve kişilerin kapalı mekânlardan, kalabalık ve tehlikeli cadde ve sokaklara taşındığı bir kurgu, kara roman türünün ana özellikleri olarak öne çıkar. Suspence türünde suçlu, dedektif ve kurbanın, birbirleriyle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri bir açıklık ve düzenlilik içinde olmaz. Çünkü bu üçlü arasında yaşanan olaylara süreklilik gösteren şüpheci bir yaklaşım hâkimdir. Okurunu yanlış hedefe yöneltme yanıltıcılığını amaçlayan bu türden serüvenlerde, okur ilgisini en çok çekenler gerilim ve merak unsurlarıdır… Bilim, teknoloji ve politik alanlarda, İkinci Dünya Savaşı’ndan başlayarak hızını arttıran önemli ilerleme ve gelişmeler kaydedilmesi, polisiye romanda thriller diye adlandırılan bir başka türün yolunu açmıştır. Batı ve özellikle ABD edebiyatında geniş yer edinen thriller türü roman, kurgusunda yer alan zengin ve karmaşık çağrışımlı olay, kişi ve nesnelerin varlığından dolayı, gerilim ve macera etkisi yüksek tutulan bir yazım tarzıyla okurlarına sunulmuşlardır.

İşlenen cinayetin sorumlusu olup kimliği teşhis edilememiş bir katilin, dedektif tarafından şüpheliler arasında yapılan sorgulamalar sonucunda ortaya çıkarılması eylemine dayanan tematik yapı, çözüm romanı, muamma roman, sorun romanı gibi yeni başlıklar altında tanımlanmışlardır. Bu tarz romanlarda üzerindeki sır perdesinin kaldırılması son bölüme bırakılan sıradışı olaylar, gizemli suç olarak tanımlanmaktadır… Batı polisiyesinde bir de hardboiled (katı yumurta) olarak tanımlandırılan başka bir tür daha ortaya çıkmıştır. Romandaki asli karakter dedektifin, zekâ ve düşünceyi değil, kaba kuvveti tercih etmesi esasına dayanan ve dejenere bir yapıyı çağrıştıran kurgusu vardır. Hardboiled’ın Türkiyedeki polisiye okurları tarafından da yakından tanınan en ünlü kahramanı Mayk Hammer’dir. O zamanki nüfusu 20 milyon olan ülkemizde 100 bin gibi bir satış rakamına ulaşmıştır. Polisiye roman türünün edebiyatımızda ilgi görüp gelişim kaydetmesi 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet sonrasında başlamıştır. Fazlı Necip’den Yervant Odyan Efendi’ye, Ebüssüreyya Sami’den Hüseyin Nadir ve Peyami Safa’ya kadar birçok yazarın telif polisiye roman yayımlaması bu dönemde gerçekleşir. Türk edebiyatının polisiye türüne kapılarını ilk açışı çeviri eserler aracılığıyla olmuştur. 19. yüzyılın sonlarına doğru Ahmet Münif’in tercümesiyle Fransız yazar Ponson de Terrail’in Paris Faciaları adlı kitabı Türkçeye girmiştir. Edebiyatımızın polisiye türündeki ilk telif eserinin yazarı ise Esrâr-ı Cinayât (1884) adlı romanıyla Ahmet Mithat Efendi olmuştur. Yetvard Oydan Efendi’nin 1912 yılında yayımladığı romanı Abdülhamid ve Şerlok Holmes o dönemin çok ilgi çeken bir romanı olarak edebiyat tarihindeki yerini almıştır. Beyoğlu Cinayâtı Serisi, Türklerin Sherlock Holmes'ü Amanvermez Avni, Milli Cinayât Koleksiyonu ve Türklerin Nat Pinkerton'u Kandökmez Necmi vb. o dönemin okurları tarafından ilgiyle takip edilen Batı polisiyeleri versiyonu olarak yayımlanmışlardı. Server Bedi takma adıyla Peyami Safa, Cingöz’ün Esrarı, Kesik Baş adlı romanıyla Hüseyin Rahmi Gürpınar bu alanda ürün vermiş yazarlardandır. Bedri Eser takma adıyla yazdığı az sayıda telif polisiyeden başka Çağlayan adlı yayınevi için Mayk Hammer çevirileri de yapan bu yazarın asıl adı Kemal Tahir’dir. Türkiye’de son derece ilgi gördüğü bir sırada bu dizinin yazarı Mickey Spillanen’in artık yeni maceralar yazmayı durdurmasından sonra yerli Mayk Hammer’in serüvenleri artık Türk yazarlarının kalemine emanettir. Kemal Tahir, F.M. İkinci takma adıyla Mayk Hammer serisine 4 tane daha ekler. 6-7 Eylül olayları nedeniyle Kemal Tahir’in hapse girmesi dolayısıyla bayrağı devralan Afif Yesari de, 110 yeni Mayk Hammer kitabına imza atar. Bu iki yazara ilâveten Oğuz Alplâçin, Adnan Erim, Orhan Boran, Muzaffer Ulukaya’nın yayımladıklarıyla beraber, Mike Hammer romanlarının Türkiyedeki sayısı 250’ye varmıştır. 1985 yılında Çetin Altan, sonraki dönemlerde Erhan Bener, yazdıkları kaliteli polisiyelerle bu alanda yüz akı sayılacak eserler vermişlerdir. Günümüzde ise Ahmet Ümit ve Osman Aysu yazarlık mesailerini sadece bu türe hasrederek verdikleri eserlerle okurların ilgisini sürekli polisiye roman üzerinde tutmaya devam etmektedirler.

hasanparlak52@hotmail.com


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR