Poşet
11 Haziran 2019 Öykü

Poşet


Twitter'da Paylaş
0

Ruhumun titremesini dindiremeyeceğini bile bile battaniyeme sımsıkı sarıldım. Etrafımı saran ılıklığın içime işlemesini bekledim ama nafile. Gelmeyen bahara inat kaloriferi kapattım ve hatta “artık senin kurallarına göre oynamayacağım dünya” dercesine balkona çıktım.

Uçuşan toz ve çöpler dışında avlu boş. Kimse bahçesini düzenlememiş daha, kış uykusundan uyanmamış. Beyaz bir poşet avlunun köşesinde duvardan duvara savruluyor, tıpkı benim gibi. Havalanmak için kollarını açıyor, rüzgâra kavuşabilmek için. Hışırtısı içimi acıtıyor. Oradan oraya vuruyor ama yükselemiyor bir türlü. Havalanabilmesi için doğru rüzgârın gelmesi gerek. İşte kesiliyor ayakları, yerden döne döne yükseliyor göğe. Artık tadını aldı uçmanın, inmesi zor. Ama kolay değil havada kalmak, aynı şiddette esmiyor ki meret. Güvensiz bir anda kesilse yere çakılacak, hep onun korkusuyla uçmanın da keyfini alamıyor belli.

En iyisini yapıp ikinci katın çamaşır teline takılıyor. Yere inmeden mola vermek için. Güzel bir yanılsama. Uçmuyor ama uçarmış gibi yapıyor. Dalgalana dalgalana tutunuyor tele. Bir illüzyonu yaşıyor. Ama orada kalmak da zor. Bu illüzyon için mükemmel bir denge gerek. Hem uçma hissini verecek kadar şişmeli hem de telden kopmamalı ki savrulup belirsizliğe karışmasın ya da ortada kalıp bir anda çakılmasın. Poşet ben, rüzgâr senin aşkın gibi. Acaba o da benimle aynı kaderi paylaşıp yere çakılacak mı? Belki de rüzgâr onu daha üst katlarda bir balkona taşıyacak. İyimserliği sevmem, bence çakılacak.

Ben çakıldım ya herkes, her şey aynı kaderi tatsın istiyorum. Acaba bu düşünce beni kötü bir insan yapar mı? Yine de tekrar yere düşse üzülürüm. O yarı şişkin halinle dalga dalga seni titreten rüzgâra güvenme. Bir anda seni tutunduğun yerden koparıverir. Bak dedim sana, işte havalandın yine nereye konacağını bilmeden yükseliyorsun. Yüksekten düşmenin acısı daha fazla olur. Düştüğünde bir daha şişmek istemez için. Çektiğin acıdan uçmanın dayanılmaz heyecanı bile cezbetmez seni. Titrersin sadece bir battaniye bulsan bile geçmez, düştüğün yerde yükseklerdeki geçirdiğin güzel zamanı düşünür sadece titrersin. Kimseyi istemezsin, rüzgârdan başka tek ilacın odur ama korkudan açamazsın kollarını bir daha, içine işlemesine izin vermezsin. Duymak istemediğin sesler sarar etrafını, bakmak istemezsin dünyaya o en aşağıdaki betondan. İstemiyorum der ama yine bir rüzgâr çıksa da seni uçursun istersin. Seni çeken ne rüzgârın esişi ne yükseklere çıkmak, sadece bilinmezliğe yok almak. Bir sonraki savruluşun ne olduğunu bilmeden kendini bırakmak. Bir poşet gibi döne döne, sağa sol takılarak, kimi zaman çakılarak uçmak...


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR