Profesör Paul Ehrlich: “25-30 yılımız kaldı.” Ne Yapmalı?
20 Kasım 2019 Hayat Doğa

Profesör Paul Ehrlich: “25-30 yılımız kaldı.” Ne Yapmalı?


Twitter'da Paylaş
0

“Dünyada haddinden fazla zengin olması insanın geleceğine büyük bir tehdit oluşturuyor. Kültürel ve genetik çeşitlilik muazzam insan kaynaklarıdır.”

Dünyanın önde gelen düşünür ve aktivistlerinden Profesör Paul Ralph Ehrlich dünyayı birbirine katan Nüfus Bombası (The Population Bomb) adlı kitabını eşi Anne ile birlikte yazıp yayımlamasının tam ellinci yıl dönümüne denk gelen şu günlerde, yeni “bombası”nı patlatmakta gecikmedi.

İnsanlığın yeryüzündeki bütün hayat biçimlerini ayakta tutan doğal dünyayı yıkmayı sürdürmesi sonucu, yirmi, bilemediniz otuz yıl içinde medeniyetin tuz buz olup çökmesi olasılığının nerdeyse kesin olduğunu cesur bir dille dünya âleme ilan etti Profesör.

Paul R. Ehrlich

Peki, bu akıl almaz korkunçluktaki akıbeti önlemek için ne yapmalıyız?

Ehrlich insanın girişimci ruhu denen uyanıklığın ana hedefi olarak sürekli büyüme tutkusu olduğu sürece ve buna ilaveten büyüme ekonomik ve politik sitemlerin odağında yer almaya devam ettikçe yıkımın yirmi beş ya da otuz yıl içinde gerçekleşmesinin neredeyse kaçınılmaz olduğu kehanetinde bulunurken uğursuz uyarısını tekrar hatırlatıyor: “Kim bilir kaç defa söylediğim gibi, sürekli büyüme, kanser hücresinin amentüsüdür.”

Neden illa büyüme?

Bu soruyu sorunca profesör “küresel sistemi yöneten” ve her yıl Davos’ta “dünyayı yok etme” toplantısı yapan bir avuç zenginin, korkunç boyutlara varmış olan servet ve gelir eşitsizliğini gidermenin, dünyanın bütün kaynaklarını ya da nimetlerini aşırı tüketmeyi önlemenin karşısına çıkmalarını temel neden olarak gösteriyor. 

Genç nesillerin bu zehirlenmeyi önlemek için artık ayağa dikilmeleri, medeniyetin bekası için ihtiyaç duyduğu temiz hava, temiz su ve temiz yiyeceği sağlayan biyolojik çeşitlilik için varlarını yoklarını ortaya koymalarını tavsiye ediyor.

Yoksa?

“Yoksa, Altıncı Kitlesel Yok Oluş kapıda,” diyor Ehrlich ve ekliyor: “Dünyada haddinden fazla zengin olması insanın geleceğine büyük bir tehdit oluşturuyor. Kültürel ve genetik çeşitlilik muazzam insan kaynaklarıdır.”

Küçük bir test

Size Profesör Paul Ehrlich

  1. Doğruyu söylüyor.
  2. Abartıyor.
  3. Zırvalıyor.
  4. Bir komplo peşinde.
  5. Hepsi
  6. Hiçbiri

Doğru cevap, en fazla “otuz yıl” içinde hayat tarafından verilecektir.

Peki ne yapmalı?

2019’un ilk günlerinde çoğunlukla “Ne olacak bu gezegenin hâli?” sorusuna eğilmekteydik. Gerek radyodaki programlarda gerekse Açık Radyo web sitesinde iki hafta boyunca, bu can alıcı konuya eğilen düşünür, yazar ve aktivistlerin derin ve bayağı kaygı verici analiz ve uyarılarını özetledik. Aynı derecede önem taşıyan “Ne yapmalı?” sorusuna cevap arayan önde gelen bazı yazarların makale ve söyleşilerinin derlemesini aşağıda bulabilirsiniz:

Yüreğine en yakın bölgeye yönelip duruşunu belirlemek

Dahr Jamail Buzun Sonu (The End of Ice) adlı kitabında şöyle diyor: “Daha şimdiden kitlesel olarak yok oluşla yüz yüzeyiz. Okyanuslara boca ettiğimiz bunda ısıyı, her yıl atmosfere pompaladığımız kırk milyar ton karbondioksiti ortadan kaldırma olanağımız yok. Olan biteni değiştirmek artık mümkün olmayabilir, üstelik, çok daha kötü şeyler de yolda. O hâlde, bu durumu nasıl karşılayacağız?

Pek çok başkası gibi ben de bu noktada ne yapabilirim diye düşündüm. Kendi başımıza açtığımız bu belalara her birimiz kendi dürüst, doğal cevabımızı bulmalıyız.

Brezilya’daki arkadaşım Karina Miotto gibi insanlar beni yüreklendiriyor. Karina bütün hayatını Amazon’u korumaya adamış biri (...) Özellikle genç kuşak içinde, Karina gibi gezegenin kendi yüreklerine en yakın hissettikleri bölümü etrafında kesin çizgilerini çizmiş ve buna uygun duruşunu belirlemiş milyonlarca insan var.”

Kaderimiz asla kaçınılmaz değil!

Bill Mckibben “Büzüşen bir Gezegende Yaşam” başlığı ile New Yorker’da yıl sonunda yayımlanan makalesinde şöyle diyor: “Kendi kendimizi yok etme yoluna girmiş bulunuyoruz; yine de kaderimiz asla kaçınılmaz değil. Güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri şu anda enerji üretmenin en düşük maliyetli yöntemleri. Enerji depolayan akümülatörler eskisinden çok daha ucuz ve verimli. İstesek gayet hızlı hareket edebiliriz. Yeter ki küresel ölçekte dayanışma ve işbirliğine girmeye karar verelim (...) Hızlı değişim, ancak ve ancak, insanlar Zeitgeist’ı (zamanın ruhu) değiştirecek kadar büyük çaplı hareketler içinde bir araya gelebilirlerse sağlanabilir.”

Çözüm siyasi

George Monbiot “Toksik dumanlar çocuklarımızı tehdit ediyor. Kirlilik lobisine karşı mücadeleye girmeliyiz” başlıklı ilk yazısında hava kirliliği felaketini anlatıyor: “Dünya çocuklarının yüzde doksanından fazlası tehlikeli kirlilik seviyelerine maruz kalıyor. Bu durumda bir uluslararası OHAL’den bahsedebiliriz. Öyleyse, zehirli maddelerin yasaklanması için niye harekete geçmiyoruz? 

Hava kirliliği, yolsuzluk ve çürümenin en açık seçik, elle tutulur tezahürüdür!

Çözüm siyasi: Bu lobinin gücüne karşı koymak, lobinin ele geçirdiği hükümetleri alaşağı etmek, ardından özel arabalar ve sürekli genişleyen yol şebekeleri yerine elektrikli toplu taşımacılığı, yürümeyi ve bisikleti yaygın kullanıma geçirmek ve bir de kirli endüstrilere sıkı denetimler getirmek.”

İktidarı vatandaşa teslim etmek

Kanadalı akademisyen ve aktivist Kevin MacKay 2018 sonlarında yazdığı “Ekolojik Kriz Bir Siyasi Krizdir” başlıklı yazısında şunları söylüyor: “Sürdürülebilir bir gelecek yaratmak için öncelikle geçmişten ders çıkarmalıyız (…) Arkeolojik araştırmanın bize gösterdiği şey şu ki tarih boyunca oligarşik bir elitin menfaatlerine esir olan medeniyetlerin hepsi çökmüştür. Günümüzün sanayi üretimine dayalı kapitalist medeniyeti de aynı ölümcül döngü içinde kısılıp kalmıştır.

Kendi menfaatlerinin peşinde giden elitler çağdaş devletlerde karar alma mekanizmalarını kontrol ettikçe giderek daralmakta olan ekolojik sınırların etkisinden kaçınmak da bir o kadar zorlaşacak. Buna ilaveten, iktisadi krizle yokuş aşağı gitmekten başka bir çaremiz olmayacağı gibi, bir taraftan da oligarkların zenginliklerini ve iktidarlarını ayakta tutabilmek için birbirlerini yedikleri sırada kaynaklar azalır ve kriz tırmanırken çatışma ve savaşlar meydana gelecek. 

Sanayi üretimine dayanan kapitalist medeniyeti kökten değiştirmek şüphesiz ki kolay olmayacak. Çevresel sürdürülebilirlik, toplumsal adalet ve iktisadi hakkaniyet hareketlerinin bir araya gelmesi gerekecek. Ancak ondan sonra oligarşinin sistemini parçalayarak demokratik ve eko-sosyalist bir toplum yaratıp ortak menfaatlerini gerçekleştirebilecekler. Bu ‘hareketlerin hareketi’ sekter ağız dalaşlarını bir kenara bırakmalı ve nihayetinde iktisadi hakkaniyet, insan hakları ve ekolojik sürdürülebilirliğin hedeflerinin gerçekleşmesinin birbirlerine bağlı olduğunun farkına varmalıdır.”

Kolektiflerin birer parçası olmak

Çağın önde gelen kamu entelektüellerinden ve aktivistlerinden Dr. Cornel West bir söyleşisinde şöyle diyor:

“Öncelikle söylediklerimizle ve yaptıklarımızla örnek olmaya çalışmalıyız. Elimizden geldiğince görünebilirlik sağlayarak uluslararası bir vizyon sunabilmeliyiz. Emperyalizmin, kapitalizmin, ataerkilliğin, homofobinin, beyaz üstünlüğünün, erkek üstünlüğünün analizini yapmalıyız. 

Ama bunun da ötesinde topluluklar hâlinde birleşmeliyiz, grupların birer parçası olmalıyız. Çünkü örneğin, Standing Rock hareketi kesinlikle soyut bir eylem değildi. Gayet somuttu. Son derece güçlü ve keskin şekilde ete kemiğe büründü (…) Mesele insanların olguları daha açık ve net görebilmeleri, hissedebilmeleri. Bunu hissetmeliyiz. O sevgiyi, desteği, doğrulanmayı ya da dayanışmayı duyabilmeliyiz.”

Kaynak: Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et, Ömer Madra, 2019, Kırmızı Kedi.

Hazırlayan: Aslı İdil Kaynar


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR