Proust'un Dev Romanı Kayıp Zamanın İzinde'den 15 Eşsiz Alıntı

Proust'un Dev Romanı Kayıp Zamanın İzinde'den 15 Eşsiz Alıntı


Twitter'da Paylaş
0

Marcel Proust’un, yirminci yüzyılın en önemli kitaplarından biri sayılan Kayıp Zamanın İzinde adlı dev romanı, içerdiği çeşitli okuma zorlukları ve üç bin sayfayı aşan uzunluğu nedeniyle, yayımlandığı günden beri pek çok edebiyat okurunun kolay bir biçimde yakınlık kuramadığı eserlerden biri oldu. Kayıp Zamanın İzinde’yi okuma gözüpekliğini gösterenler ise, Proust’un on yedi yılda ve çocukluğundan beri kurtulamadığı hastalıkların gölgesinde yazdığı bu çetin romanı daima ayrı bir yere koydu. Yayımlandığı yüzyıldan bugüne, birçok araştırmanın, makalenin ve inceleme kitabının konusu olan bu yedi ciltlik dev roman, Türkçeye ilk kez Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Tahsin Yücel’in emekleriyle çevrilmiş olsa da, romanın tam ve en yetkin çevirisi Roza Hakmen tarafından yapıldı. Okuru, sayfalar ve ciltler boyunca zamanda, aşkta, bizzat içinden geldiği aristokrasi-burjuvazi hayatında ve karşılıksız aşklardan kurtulamamış bir eşcinselin tecrübesiyle işlediği eşcinsellik konularında dolaştıran Proust, yazmak için hayatının son on yedi yılını ayırdığı romanını bitirdiğinde, ölümü 51 yaşında, şu sözlerle karşıladı: “Her şeyi yazdım, ölebilirim.” İşte, dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri sayılan Virginia Woolf’u bile kendi metinlerinin niteliği konusunda karamsarlığa sürükleyen, hatta ona bir müddet yazıyı bıraktıran bu büyük eserden on beş eşsiz alıntı:

 

1

O gece, Mme des Laumes kocasına, “Zavallı Swann, dedi, eskisi gibi sevimli, ama çok bedbaht görünüyor. Siz de göreceksiniz, yakında akşam yemeğine geleceğine söz verdi. Aslında onun zekâsına sahip bir erkeğin bu tür bir kadın yüzünden acı çekmesi gülünç bence; üstelik kadının ilginç bir yanı da yok, geri zekâlıymış” diye ekledi, âşık olmayan insanlara özgü sağduyuyla; bunlar, zeki bir erkeğin sadece üzüntüsüne değecek kadınlar yüzünden bedbaht olması gerektiğini düşünürler, ki bu da, insanların kolera basili kadar minik bir varlık yüzünden kolera hastalığını çekmeye nasıl tenezzül edebildiklerine şaşırmaya benzer. (Swann’ların Tarafı)  

2

Seçkinliğin bayağılığa bu şekilde köle oluşunun birçok evlilikte kural olduğu sonucuna varmak için, tam tersini düşünmek yeterlidir: Nice üstün nitelikli kadın vardır ki, bir dangalağın kendilerini büyülemesine, en ince sözlerini acımasızca kınamasına izin verirler ve onun en yavan şaklabanlıkları karşısında, sevginin sonsuz hoşgörüsüyle kendilerinden geçerler. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde)

3

Aslında belirli bir günde görmeyi en çok istediğim kız hangisi olursa olsun, o olmadan da diğerleri beni heyecanlandırmaya yetiyordu; arzularım kâh birine, kâh diğerine yönelmekle birlikte –ilk gün bulanık bakışımın yapmış olduğu gibi- onları birleştirmeye, onları, muhtemelen teşkil etme iddiasında oldukları, ortak bir hayatın canlandırdığı bambaşka bir dünya haline getirmeye devam ediyordu; aralarından birinin arkadaşı olursam, sağlığın, bilinçsizliğin, şehvetin, acımasızlığın, zihinsel olmayanın ve neşenin hüküm sürdüğü, gençleştirici bir toplumun içine sızabilirdim. (gelişmiş bir paganın veya araştırıcı bir Hristiyan’ın barbarların arasına sızması gibi). (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde)

4

Bir kadına âşık olduğumuzda aslında yaptığımız şey, bir ruh halimizi ona yansıtmaktır; dolayısıyla önemli olan kadının değeri değil, ruh halinin derinliğidir; sıradan bir genç kızın bizde yarattığı duygular sayesinde benliğimizin en özel, en şahsi, en uzak, en temel yanları bilinç düzeyine çıkabilir; üstün bir şahsiyetin sohbetinin ve hatta eserlerini hayranlıkla seyretmenin bize verdiği zevk, bunu sağlayamaz. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde)

 

5

Varoluş sorununu çözmenin birçok yolundan biri de, bize uzaktan güzel ve esrarengiz görünmüş olan kişilere yaklaşıp hiçbir sırları, hiçbir güzellikleri olmadığını anlamaktır; sağlığı korumanın seçilebilecek çeşitli yollarından biri budur; pek tavsiye edilen bir yol olmayabilir ama yine de hayatımızı sürdürmemizi ve –en iyisine ulaştığımıza ve en iyisinin pek matah olmadığına bizi ikna etmek suretiyle, hiçbir özlem duymamamıza imkân tanıdığından- ölüme boyun eğmemizi sağlayan bir dinginlik verir bize. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde) 

6

Bir insanın hayal gücünün, eğer kendisini önce hayal gücü tanımışsa, bu kadınınki gibi küçücük bir çehrenin ardına neler sığdırabileceğini anlıyordum; buna karşılık, tam tersine, sıradan bir şekilde tanışılmışsa, onca hayalin nesnesi olan bir şeyin, maddi, her türlü değerden yoksun, sefil unsurlara bölünebileceğini de görüyordum. Bana randevuevinde yirmi frank etmezmiş gibi gelen, benim için sadece yirmi frank kazanmak isteyen bir kadın olan şeyin, eğer başlangıçta esrarengiz, merak edilecek, kavranması, elde tutulması zor bir varlık olarak hayal edilmişse, bir milyon franktan fazla, imrenilecek bütün mevkilerden fazla, hatta aile sevgisinden fazla değeri olabileceğini anlıyordum. Şüphesiz Robert’le ben aynı ince uzun çehreyi görüyorduk. Ama bu çehreye asla kesişmeyecek olan iki ters yoldan ulaşmıştık ve asla aynı yüzü göremeyecektik. 

7

Robert, metresinin hemen hemen bütün sadakatsizliklerinden bihaberdi ve Rachel’in gerçek hayatıyla, her gün Robert kendisinden ayrıldıktan sonra başlayan hayatıyla kıyaslandığında önemsiz birer hiç olan şeylere kafa yoruyordu. Neredeyse hiçbir ihanetinden haberi yoktu. Bunlar kendisine söylense de, Robert’in Rachel’e olan güveni sarsılmazdı; çünkü en karmaşık toplumların bağrında görülen büyüleyici bir doğa yasası gereği, insan sevdiğiyle ilgili olarak tam bir cehalet içinde yaşar. (Guermantes Tarafı)

8

Yüzündeki ifadeler sanki sadece benim için yaratılmış bir lisanda yazılmışlardı; o benim hayatımdaki her şeydi, diğer insanlar, ona bağlı olarak, onun kendileri hakkında bana bildireceği değerlendirmeye bağlı olarak vardılar sadece. (Sodom ve Gomorra)

9

Andree’nin, o kendine has, zarif hareketlerinden biriyle, sokularak, başını Albertine’in omzuna dayayışını, gözleri yarı kapalı, boynunu öpüşünü görüyordum; ya da ikisinin arasında geçen bir bakışı yakalıyordum; ikisini tek başlarına denize girerken görmüş olan biri, ağzından bir laf kaçırıyordu; bu tür ufak tefek ayrıntılar, normal olarak bizi çevreleyen havada sürekli olarak uçuşur, insanların çoğu bunları gün boyu soluduğu halde ne sağlıkları bozulur, ne de keyifleri kaçar, ama hastalığa eğilimli bir insan için, yeni acılar yaratabilecek tehlikelerdir her biri. (Sodom ve Gomorra)

10

Genellikle bize benzeyen şeyden nefret ederiz, kendi kusurlarımız, başkasında gördüğümüzde çileden çıkarır bizi. Hele kusurların safça belli edildiği yaşı geçmiş ve örneğin en kritik anlarda bile buz gibi bir yüz ifadesi takınmayı alışkanlık haline getirmiş biri, kendinden daha genç veya daha saf, daha salak biri aynı kusurları sergilediğinde, iyice lanetler onu. Bazı duyarlı insanlar, kendilerinin bastırdığı gözyaşlarını bir başkasında görmeye tahammül edemezler. Ailelerde, sevgiye rağmen, hatta bazen sevgi ne kadar yoğunsa o kadar artan anlaşmazlıkların sürüp gitmesinin sebebi, bu aşırı benzerliktir. (Mahpus) 

11

Bir başka insanla ilişkilerimizde en önemli hata kaynakları, iyi kalpli olmak veya o insanı sevmektir. Bir tebessüm, bir bakış, bir omuz yüzünden âşık oluruz. Bu kadarı yeterlidir; sonra, umut veya hüzün dolu uzun saatler boyunca bir insan imal eder, bir kişilik yaratırız. Ve ardından, âşık olduğumuz kişiyle görüştüğümüzde, karşımıza ne kadar acımasız gerçekler çıkarsa çıksın, o bakışın, o omzun sahibinden bu iyi yürekli mizacı, bizi seven kadın kişiliğini bir türlü ayıramayız; gençliğinden beri tanıdığımız bir insan yaşlandığında, gençliğini ondan ayıramayışımız gibi.” (Albertine Kayıp)

12

Andree’nin sağlıklı görünüşlerine ve bilhassa bunun bilincinde oluşlarına kızarak, insanlara çok hasta göründüklerini söylediğine birçok kez şahit olmuştum; onları kızdırmak amacıyla, kendi sağlığının yerinde olduğunu bildirirdi; bu alışkınlığını çok hastayken de sürdürdü, ta ki ölümünün getirdiği kayıtsızlık içinde, başkalarının iyi, kendisininse ölmekte olduğunu bilmenin artık bir önem taşımadığı güne kadar. (Albertine Kayıp)

13

Gilberte insan kılığındaki deve kuşlarının en yaygın türüne aitti (en azından o dönemde); bunlar görülmemek için değil, görüldüklerini görmemek için kafalarını kuma gömerler; görülmemeleri zaten imkânsızdır, görüldüğünü görmemek ise, hiç yoktan iyidir. (Albertine Kayıp)

14

Arzuladığımız bir insana has gibi görünen şeyin aslında ona ait olmadığını daha önce de birçok kere sezmiştim. Ama geçen zaman, bu gerçeğe ilişkin bana daha kesin bir kanıt sunmuştu, çünkü aradan yirmi yıl geçtikten sonra, kendiliğimden, eskiden tanıdığım kızların değil, onların o zamanki gençliğine şimdi sahip olan kızların peşine düşmek istiyordum. (Yakalanan Zaman)

15

Mutlu yıllar kayıp yıllardır; çalışmak için bir ıstırap bekleriz. Çalışma kavramı, önkoşul olarak ıstırap kavramıyla bağdaşır; yeni bir eseri hayal etmek için öncelikle çekilmesi gereken acıları düşünürüz. Hayatta karşımıza çıkabilecek en iyi şeyin ıstırap olduğunu anladığımız zaman da, hiç korkmadan, adeta bir kurtuluşu hayal eder gibi ölümü düşünürüz. (Yakalanan Zaman)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR