Rainer Maria Rilke’nin Unutulmaz Romanı Malte Laurids Brigge’nin Notları’ndan 10 Alıntı
8 Ocak 2019 Liste

Rainer Maria Rilke’nin Unutulmaz Romanı Malte Laurids Brigge’nin Notları’ndan 10 Alıntı


Twitter'da Paylaş
0

1 Çünkü mısralar sanıldığı gibi duyguların değil, yaşamış olmanın verimidir. Bir mısra yazabilmek için insan, birçok şehir görmeli, insanları, nesneleri görmeli, hayvanları tanımalı, kuşların nasıl uçtuğunu hissetmeli, küçük çiçeklerin sabahları açarken nasıl titreştiğini bilmeli. İnsan, bilinmeyen yerlerdeki yolları, beklenmedik rastlantıları ve uzun zamandır yaklaşmakta olduğunu sezdiği ayrılıkları düşünebilmeli, hâlâ anlaşılmamış çocukluk günlerini; sevindirici bir şey söylediklerinde anlamayıp kırdığımız anne babaları; o kadar çok, derin ve ağır değişimlerle garip, tuhaf başlayan çocukluk hastalıklarını; sessiz ve kapanık odalarda geçen günleri; deniz kıyısındaki sabahları; denizi, denizleri; yukarılarda çağıldayan, yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini düşünebilmeli.

2 Ve hiç kimseniz, hiçbir şeyiniz yok, dünyayı dolaşıyorsunuzdur bir bavul ve bir kitap sandığıyla ve aslında meraksız. Bu, nasıl bir hayattır aslında: Evsiz, miras eşyasız, köpeksiz! En azından hatıraları olsaydı insanın. Ama kimin var ki? Çocukluk olsaydı, o sanki gömülmüş. Belki de bütün bunlara ulaşabilmek için yaşlanmış olmak gerekiyor. Yaşlı olmayı güzel bir şey diye düşünüyorum.

3 Yorgan kenarından çıkmış küçük bir yün ipliğinin sert, sert ve bir çelik iğne gibi sivri olduğu korkusu; geceliğimdeki şu ufacık düğmenin başımdan büyük ve ağır olduğu korkusu; şimdi yatağımdan düşen şu ekmek kırıntısının yerde cam gibi kırılacağı korkusu ve böylelikle her şeyin, her şeyin sonsuza kadar parçalanacağı telaşı; açılmış bir mektup zarfının yırtık kenarı, kimsenin görmemesi gereken gizli bir şeydir; o kadar değerlidir ki, odanın neresinde saklanırsa saklansın, emniyette olamaz korkusu; uyursam sobanın önündeki bir kömür parçasını yutarım korkusu; rastgele bir sayının, kafamda, boş yer bırakmayacak şekilde büyümeye başlayacağı korkusu; üzerinde yattığım şeyin granit, gri granit olduğu korkusu; bağırabilirim, kapıma üşüşürler, derken kapıyı kırarlar korkusu; kendimi açığa vururum da korktuğum şeylerin hepsini söylerim korkusu ve hepsi de söylenmeyecek şeyler olduğu için hiçbir şey söyleyemem korkusu ve öbür korkular... korkular.

4 İnsan, bilinmeyen yerlerdeki yolları, beklenmedik rastlantıları ve uzun zamandır yaklaşmakta olduğunu sezdiği ayrılıkları düşünebilmeli, hâlâ anlaşılmamış çocukluk günlerini; sevindirici bir şey söylediklerinde anlamayıp kırdığımız anne babaları; o kadar çok, derin ve ağır değişimlerle garip, tuhaf başlayan çocukluk hastalıklarını; sessiz ve kapanık odalarda geçen günleri; deniz kıyısındaki sabahları; denizi, denizleri; yukarılarda çağıldayan, yıldızlarla uçuşan yolculuk gecelerini düşünebilmeli.

5 Dışarıda da yalnızca kendi yalnızlığım var. Edindiğim ve büyüklüğüne kalbimin hiç uyumadığı bir yalnızlıktı bu. Bir zamanlar kendilerinden kaçtığım insanlar aklıma geldi ve insanların nasıl terk edilebileceğini aklım almıyordu. Tanrım, Tanrım! Eğer önümde daha böyle geceler varsa, bana hiç olmazsa arada sırada düşünebileceğim bir şeyler bırak.

6 Ah Malte, geçip gidiyoruz ve bana göre herkes geçip giderken pek bir dalgın, meşgul ve dikkatsiz; gidişimizin farkında bile değiller bile. Sanki yıldız kayıyor da kimse dilek tutmamış. Asla bir şeyler dilemeyi bırakma Malte. İnsan dilemekten vazgeçmemeli. Sanırım gerçekleşme yoktur da uzun süren bütün bir ömür süren dilekler vardır, öyle ki, onların gerçekleşmesini zaten bekleyemez insan.

7 Öylece oturuyor ve bekliyordu, olacak şey oluncaya kadar. Artık direnmiyordu da. Bense hala direniyorum. Kalbimin çıkacak gibi çarptığını bildiğim halde ve artık yaşayamayacağımı bildiğim halde direniyorum, bana eziyet edenler şimdi beni terk etseler bile. Kendime, ''Hiçbir şey olmadı'' diyorum ama yine de kendi içimde de beni her şeyden uzaklaştırıp ayıracak bir şey oluşmaya başladığı için o adamı kavrayabildim. Ölmekte olan biri hakkında, artık hiç kimseyi tanıyamıyor dendiği zaman içim nasıl da fena olurdu hep. O zaman gözümün önüne yalnız kalmış bir yüz gelirdi, yastıktan başını kaldırmış, tanıdık birini, bir kere gördüğü bir şeyi arıyor ama hiçbir şey yok.

8 Onun hikayesine dair hiçbir şey bilmiyordum o zamanlar. Uzun yıllar önce, ikinci lohusalığı sırasında öldüğünü, korkunç ve acımasız bir kadere doğru büyüyen bir erkek çocuk doğurarak öldüğünü bilmiyordum - onun bir ölü olduğunu bilmiyordum. Ama babam bunu biliyordu. Tutkulu, nedenselliğe ve netliğe önem veren bir insan olarak acaba kendini zorlayıp bu maceraya soru sormadan katlanmak mı istemişti? Onun nasıl kendiyle savaştığına akıl erdiremeden gördüm, onun kendini en sonunda yendiğini anlamadan yaşadım.

9 Kader, örnekler ve figürler yaratmayı seviyor. Kaderin zorluğu karmaşık oluşundandır. Hayatın kendisi ise basitliğinden dolayı zordur. Hayatta bizim ölçümüzü aşan yalnız birkaç şey vardır. Kaderi reddeden evliya, Tanrı’ya karşı bu birkaç şeyi seçer. Ama kadının, doğası gereği düşünülürse, kocasına yönelik aynı seçimi yapmak zorunda kalışı, bütün aşk ilişkilerindeki felaketi doğurur: Bir tanrıça gibi, karar vermiş, kadersiz bir halde kadın, boyuna değişen erkeğin yanında durmaktadır. Hayat kaderden daha büyük olduğundan, seven kadın sevilen erkeği her zaman aşar. Kadının teslimiyeti, sınırsız olmak amacını güder: Onun mutluluğu budur. Ama kadının aşkındaki sonsuz acı hep şu olmuştur: Ondan bu teslimiyeti azaltması istenir.

10 Işıktan koru kendini, o, mekânı daha çok oyar; arkana bakma, acaba oturduğun yerin arkasında bir gölge senin efendin gibi ayağa kalkar mı diye. Karanlıkta kalsaydın belki daha iyi olurdu, o zaman sınırsız kalbin denemiş olurdu, bütün bu ayırt edilmez şeylere acıya acıya katlanmayı. Şimdi ise her şeyi içinde biriktirdin, kendinin kendi ellerinde tükenişini görüyorsun, zaman zaman belirli belirsiz bir hareketle yüzünün hatlarını tazeliyorsun.

(Malte Laurids Brigge'nin Notları, Rainer Maria Rilke, İletişim)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR