Rauf: Bilinenden Bilinmeyene Doğru Bir Çocuğun Yolculuğu
4 Eylül 2018 Sinema

Rauf: Bilinenden Bilinmeyene Doğru Bir Çocuğun Yolculuğu


Twitter'da Paylaş
0

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı Tarancı

2016 yılında yönetmeliğini Barış Kaya ve Soner Caner’in üstlendiği ve birçok festivalde ödüllerle dönen Rauf (2016) girift bir toplumsal sorunu, bir çocuğun renkler dünyası üzerinden anlatıyor.

Film, bir nevi aşka dair umudunun rengi... Doğu’daki kanayan yarayı düşündürücü planlarla bize gösteriyor. Buna eşlik eden müzik filmin atmosferini yansıtma konusunda biraz cılız kalıyor. Ses kurgusunda yer yer küçük aksaklıklar kendini gösteriyor. Işık kullanımı bölgenin kaotik yapısını ve ruh halini başarılı bir şekilde yansıtıyor. Bazen siyah beyaz, bazen de gri tonda.

rauf film

Birkaç küçük teknik hata dışında filmin sıcak ve samimi olduğunu söyleyebilirim. İlk filmleri olmasına rağmen sinematografik açıdan başarılı bir çalışma olmuş. Sinemanın geleceği konusunda izleyiciyi umutlandırıyor. Bazen karakterler dışında kendimizi filmin içinde buluyoruz. Kamera tekniği sayesinde kullanılan mekânın içinde bizler de birer yan karaktere dönüşüyoruz. Ölümün ağırlığı ileriye doğru kayan kameranın ağır çekimiyle hissediliyor.

Filmin öyküsüne gelince, Kars’ın elektriği hep kesilen karla kaplı bir köyünde geçiyor. Yönetmen köyün üzerinden bölgeyi mercek altına alıyor. Köyün, dünyayla bağlantısını sağlayan eski minibüsüyle köyün postacılığını Hamza amca yapıyor. Minibüste çalan parçaları Kürt dengbejler seslendiriyor ama filmde kullanılan dil Türkçe. Dilsel kopuşa gönderme yapılıyor. Filmin açılış sekansı geceyi aydınlatan patlamalarla başlıyor ama şiddet kadrajın dışında tutulmuş. Yönetmen kadrajın dışını bizim deneyimlerimize bırakıyor. Daha doğrusu şiddeti göstermiyor ama hissettiriyor. Böyle bir tercihle klişe öğelerin varlığını ve ajitasyon duygusunu doğurabilecek sekansları da ortadan kaldırmış oluyor. Bunlar filme karşı merak duygumuzun daha da canlı tutulmasını sağlıyor. Sonraki sekans elektriği kesilmiş karanlık bir odayı aydınlatmaya çalışan gaz lambasıyla başlar. Bu kadar olumsuzluğun hüküm sürdüğü bir coğrafyada yine de umudu simgeler nitelikte.

Birkaç sekanstan sonra okuldaki plan başlar… Rauf ve diğer öğrenciler sınıfta oturmaktadır, Kore gazisi olan Xero dede çocuklara Kore Savaşını anlatır. Bu sekans çok katmanlı ve iç içe geçen zamanı vurgular. Geçmişi, bugünü ve geleceği tarihsel bağlamda bize gösterir. Yönetmen, dünü ve bugünü sorguluyor. Rauf belli bir süre ilkokulda okuduktan sonra okulu terk edip bir marangozun yanında çırak olarak çalışmaya başlar. O artık prematüre bir yetişkindir. Çünkü ustası ona, artık çocukluk ve şımarıklık dönemi bitti ve elin çekici tutmalı, diyerek öğüt verir. Çekiç, emeğin simgesi gibidir. Rauf, ustasının kızı Zana’ya âşık olur. Filmin öyküsü budur. Zana, pembe yazmayı çok sever. Kürt halk ozanı olan Feqıyê Teyran’ın şu dizleri sanki Zana’nın güzelliğini betimliyor.

Ey Dîlbera gerden zerî,
Way nazika dêm qemerî,
Qamet ji mûma fenerî,
Wêran ezim, malim xirab

Ey gerdanı altından olan dilber

Wey yanakları ay gibi olan

Boyu aynen mum gibi ince olan

Virane olan benim, evi harap olan benim.

(Çeviri: Mehmet Bozkoyun)

rauf film

Rauf  böyle bir kadına, saf temiz ve doğal bir aşkla bağlanır ve onu pembe rengiyle özdeşleştirir. Rauf’un duygusal evreni artık budur. Bu duygusal evrende Zana’nın istediği pembe çiçekli yazmayı bulup ona hediye ederse aşkını ilan etmiş olur. İlkin pembenin hangi renk olduğu çözmeye çalışır. Herkese bir bir sorar ama soru işareti taşımayan cümlelerle. Aynen Rauf’un, Zana’ya sorduğu bu soru gibi. ‘’Pembe biliyorsun?’’ Belki o da diğer çocuklar gibi hiçbir zaman soru soramadığı için soruları eksik, kuru ve kendileri dışında hiç kimsenin kolayca anlayamadığı bir gramerle belirtir.

Rauf’un Kars’a gidip kazı satması gerekir. Başta çay olmak üzere, evin eksiklikleri vardır. En önemlisi de şehirde Zana’ya pembe ve çiçekli olan yazmayı bulma umudunu içinde taşır ama bulamaz. Herkes pembenin hangi renk olduğunu biliyor ama anlamını bilmiyor. Kadın gibi adı olan ama toplumda çoğu zaman yeri olmayandır. Bizler de öyle değil miyiz? Sadece onları biyolojik bir varlık olarak biliyoruz ama kavramsal anlamda bilmiyoruz ve açıklayamıyoruz. Pembe artık aşktan çok bir kadındır, umuttur, özlemdir, hasrettir… Rauf son bir umutla yıllarca Metin’ini bekleyen Xece anneye sorar:’’ Xece ana sen pembe biliyorsun? Böyledir bölgenin soru sorma tarzı. Sorudan çok onaylama anlamını taşır. Xece ana, ‘’Bakur yamacında açarlar. Pembedirler,” der. Rauf mesajı net olarak alır. Çünkü ikisi aynı duygu dilini kullanır. Rauf soluğu Xece annenin tarif ettiği yamaçta alır. Doğu bölgesinde esen baye kur (kuzey rüzgârı) diye adlandırılan rüzgâr, kışın kuzeyden çok sert eser ve dondurucu bir etki yaratır. Buna rağmen kuzey yamaçlarında pembe renkli çiçekler de açar. Rauf’un aşkı simgeleyen pembesi gibi… Belki de bölgede yaşayanların aşkları, özlemleri ve hasretleri bu yüzden çok çetin ve sancılı geçer.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR