Amcam Oswald yazılmamış, en azından yayımlanmamış olsaydı yirminci yüzyılın bu en tuhaf, bu en münasebetsiz kitaplarından birinden kurtulmuş olurduk.
Roald Dahl’ın ölümünün üzerinden neredeyse otuz yılı aşkın bir süre geçti ama mümkün olsaydı da hakkında yazmayı çok sevdiği o garip mekanizmalardan biri sayesinde hayata döndürülseydi 2023 yılındaki ününden ötürü muhtemelen şaşkına dönerdi.
Geçtiğimiz yıl hem Charlie ve Çikolata Fabrikası’ndan önceki olayları konu alan büyük bütçeli fantastik müzikal Wonka seyirci karşısına çıktı hem de Wes Anderson, Dahl’ın öykülerinden oluşan bir seçkiyi, aralarında Benedict Cumberbatch, Ralph Fiennes ve Ben Kingsley gibi isimlerin bulunduğu önemli bir oyuncu repertuvarıyla Netflix için uyarladı. Bir de National Theatre’da sahnelenen Cadılar ve Leeds Playhouse’da seyirciyle buluşan İrikıyım Timsah var. Bütün bu uyarlamalar, yazarın eserlerinin telif haklarını elinde bulunduran Roald Dahl Story Company’nin gözetimi altında yürütülürken söz konusu şirketin arkası arkasına hayata geçirdiği projeler, yazarın ve eserlerinin ticari yönden ne denli işlevsel olduğunu gözler önüne serdi.
Ekranların ardına baktığımızdaysa Dahl’ın itibarının aynı anda arttığını ve azaldığını söylemek mümkün. Zira 2023 Şubat ayında, yazarın kitaplarının yayın haklarını elinde bulunduran Puffin’in, sözde “duyarlı okurların” ısrarıyla orijinal metinlerde bir dizi değişiklik yaptığı ortaya çıktı. Bu durum elbette edebiyat dünyasında öfkeyle karşılandı çünkü meselenin ufak tefek oynamalarla sınırlı olmadığı ve “iyi niyetli” editörlerin esere saygısızlık ölçüsüne varan bir dizi esaslı değişikliğe imza attığı anlaşıldı.

Dahl’ın yaşadığı ve yazdığı süre boyunca editoryal müdahaleyi reddettiği ve hatta Francis Bacon’a, “Kitaplarımdaki tek bir virgülün dahi değişmesini istemiyorum ve yayıncılarımı, böyle bir değişiklik yapmaları halinde benden tek kelime dahi göremeyecekleri konusunda uyardım,” dediği düşünülürse editörlerin bu sözde “iyi niyeti” korkunç bir sansür girişimi olarak görüldü. Ve nihayetinde Puffin, orijinal metinlerden oluşan bir koleksiyonu, “zararlı içerikten arındırdığı” mevcut versiyonlarla birlikte satışa sunacağını duyurmak zorunda kaldı.
Görünüşe bakılırsa yazar bir, yayıncılar sıfır. Fakat ne yazık ki Dahl da o korkunç klanın, antisemitizm saflarındaydı ve bu cidden sıkıntılı bir mevzu. Zira ölümünden kısa bir süre önce Independent’a vermiş olduğu röportajda şu sözleri sarf etmişti: “Kesinlikle İsrail karşıtıyım ve İngiltere gibi bir ülkede insanlar Siyonist Yahudileri ne ölçüde destekliyorsa ben de o ölçüde antisemitistim.” Dolayısıyla yazarın mirasının idaresini elinde bulunduran aile üyelerinin ve telif hakkı sahibi Roald Dahl Story Company Limited’in yapmış olduğu açıklamaya şaşırmamak gerek: “Roald Dahl’ın bazı sözlerinin sebep olduğu kalıcı ve anlaşılır incinme için derinden özür dileriz. Bu önyargılı ifadeler bizler için kesinlikle anlaşılmaz olduğu kadar Roald Dahl’ın kaç nesildir gençleri olumlu yönde etkileyen hikâyeleri ve bu hikâyelerin kalbinde yer alan değerlerle örtüşmemektedir.”
Asil ve övgüye değer sözler. Fakat yine de yeterli sayılmaz çünkü Dahl’ın hayatının son dönemlerinde vermiş olduğu birkaç röportajın aslında hayat görüşünü yansıtmadığını söylemek çok daha büyük bir sorun teşkil ediyor. Her ne kadar çocuk kitaplarından yola çıkarak yazarın siyasi ve sosyal görüşleri üzerine kestirimde bulunmak biraz gülünç olsa da Dahl’ın kilolu, pasaklı ya da kısa boylu insanlara karşı neredeyse fobiye varan bir tavra sahip olduğu inkâr edilemez. Fakat asıl can sıkıcı olan, Dahl’ın 1948 yılında yazdığı Amcam Oswald’ın varlığı.
Dahl’ın diğer tüm eserleri gibi bu kitap da basılmaya devam etse bile yazarın mirasıyla uzak yakın ilgisi olan herkesin kitapla arasına mesafe koymaya çalıştığını söyleyebiliriz. On yılı aşkın bir süredir yeni basımı yapılmayan bu kitapla ilgili – eseri yeniden değerlendirebilmek adına – şu vakte kadar herhangi bir yazı da yazılmadı. Aslına bakılırsa Amcam Oswald, Dahl’ın önemine rağmen en tanınan kitabı ve okuyan herkes daha ilk sayfadan bile bunun sebebini anlayabilir. Zira başlangıçta karşımıza çıkan cümleler şöyle: “Amcam, yani müteveffa bilgiç, çelebi; örümcek, akrep ve baston koleksiyoncusu; opera aşığı, Çin porselenleri uzmanı, çapkın ve hiç kuşkusuz tüm zamanların en büyük baştan çıkarma uzmanı Oswald Hendryks Cornelius’tan söz ediyorum.” Ve roman, tamamen Oswald Amca’nın maceraları etrafında dönüyor.

Karakterle ilgili bilgi vermek için fena bir giriş değil. Üstelik bir de Dahl’ın, Harold Robbins ve Jackie Collins gibi seks merkezli ışıltılı romanlarıyla servet kazandıkları bir dönemde yazdığını ve bu romanların da egzotizm içeren göz alıcı zengin ortamlarıyla milyonlarca sattığını unutmayalım. Mevzuunun mali yönüyle hiçbir ilgisi olmayan Dahl, bu silsilenin kendine özgü versiyonunu yazmaya koyuldu ve biyografi yazarı Jeremy Treglown’un da söylediği gibi roman, “azametli erkek cinsinin spermlerini elde edip satmaya yönelik kurgusal bir komplo hakkında yazılmış, uzun ama oldukça kaba bir şakaya dönüştü.”
Genç Oswald, ünlü ve tanınmış erkeklerin spermlerini elde edip satmaya karar verir ve ona bu konuda yardımcı olan kişi, Dahl’ın o muazzam isim bulma yeteneğiyle karşımıza çıkardığı Yasmin Howcomely isimli karakter olur. Bunu yapmanın yöntemiyse Sudan’da Kabarcık Böceği olarak bilinen bir böcekten elde edilen proto-Viagra tozudur. Erkekler üzerindeki cazibesini kullanan Yasmin, Oswald ile birlikte çikolatalara karıştırdıkları tozu hedef aldıkları isimlere yedirir ve Monet’den Puccini’ye kadar kontrolsüz bir cinselliğe zorlanan bu isimlerin spermlerini toplar.
Bu kısa özet sayesinde kitap ancak yüksek lisans tezlerine konu olabilecek eğlenceli bir roman gibi görünmüş olabilir ama yabancı düşmanlığına dair metinde yer alan örnekler gerçekten dudak uçuklatacak cinsten:
“Bu fare,” dedi Meksika Büyükelçisi, “sonunda ne oldu ona?”
“Öldü,” dedim.
“Çok fazla dişiden, değil mi?”
“Evet,” dedim.
Küçük Meksikalı, ellerini çırpıp bağırdı: “İşte tam benim istediğim ölüm biçimi! Fazla kadından!”
“Meksika’da, çok fazla teke ve eşeğin varlığı yüzünden böyle olması akla daha yakın!” diye kahkahayı patlattı Alman Büyükelçisi.
Okur daha tam olarak neyin içinde olduğunu kavrayamasa da kitabın ilerleyen kısımlarında Yasmin, Oswald’ın sonradan suç ortağı olarak işe aldığı Cambridge’li bir donörün saldırısına uğrar. Yasmin ve Oswald arasında geçen ve Proust’un cinsel hayatına yönelik tartışmalarsa görünüşte homofobik olan bir karakterin aslında için için homoseksüelliğe nasıl hayranlık beslediğini ortaya koyar.
Bütün bunlar kitabı son derece okunabilir kılıyorsa da – ki, sürekli birbirini izleyen ani şoklar, kahkaha patlamaları ve şüphelere rağmen öyle – roman kendi koşulları çerçevesinde yine de beklentiyi karşılamıyor. Dahl’ın metnin merkezine yerleştirdiği ana fikir, formalite gereği tanımlanan eşleşmelerle (örneğin “küçük ve kıllı bir herif” olarak nitelenen Kipling daha en baştan diskalifiye ediliyor) usandırıcı bir nitelik alırken romandaki komedi sadece geç sahip olunan ön takımlara ilişkin, Bernard Shaw’ın dahil edildiği komik bir durumla ete kemiğe bürünebiliyor. Sonuna kadar tamamen öngörülebilir bir ikiyüzlülük etrafında dönen Amcam Oswald, yanlış bir fikirde ısrarcı olan nüktedanlıktan, Dahl’ın bilincine açılan yarı ürpertici, yarı eğlenceli bir bakıştan öteye geçemiyor.
Nihayetinde kitap yayımlandığı yıllarda ne ticari ne de edebi bir başarı elde edebildi. Hatta Treglown, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yayıncı için “Knopf’taki hiç kimse bu metin konusunda hevesli değildi ama sırf yazarı kaybetmemek adına yayımladılar,” dedi ki, yayımlandıktan sonra Dahl’ın pişmanlığı da cabası. Oysa Amcam Oswald yazılmamış, en azından yayımlanmamış olsaydı yirminci yüzyılın bu en tuhaf, bu en münasebetsiz kitaplarından birinden kurtulmuş olurduk. Roald Dahl gibi büyük bir yazar elbette herkesin gözdesi olabilir ancak yüzeysel bir entelektüellik sergileyen bu kitap, edebiyatın en kudretli idollerinin bile aslında kusurlu varlıklar olduğunu hatırlatmak için birebir.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






