Roman Okumak ve Güçlü Fikirler
5 Mayıs 2018 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Roman Okumak ve Güçlü Fikirler


Twitter'da Paylaş
0

Bir romanı okumakla dünyayı parça parça kavramak bir ve aynı şeydir: Kitaplara duyulan güvenin hayata karşı büyük bir kafa karışıklığı anlamına gelebileceğini geçen yıllar bize ancak yavaş yavaş öğretir.
Ernan Sunar
İlk olarak başlığın –müzmin her roman okurunun zamanla fark edeceği– bir yanılsamadan ibaret olduğunu belirtmeli: Masasının başına öfke ve azimle oturmuş yazarın kurduğu dünya, yeryüzündeki bütün yazarları bir arada tutan bağların gücü ve kuvveti, yani edebiyat geleneği dediğimiz şey, okur için sistematik, kronolojik veya mantıksal bir seyrin parçaları olmasından çok önce, saf hayallerdir. Coğrafi haritalar çıkarıp meseleyi kültürel farklılıklara, dünyanın merkezinde veya kenarında olmanıza göre değişecek okuma biçimlerine, yazarların kurmacayla düşünceyi yan yana getirirken beslendiği milli altyapılarına yaklaştıracak olsak bile, her okurun hayatında bir dönem yoğun özdeşleşme hisleriyle okuyacağı romanlar ilkin ve öncelikle bütün bunları yadsıyarak yer eder zihinlerde. Üstelik insanlığı derinden kavramış kimi büyük düşünceleri hayal gücüyle buluşturmaya çalışmanın edebiyata her zaman için bir hizmet olmayabileceğinin, romanların bir mantığın hizmetine sokularak nasıl ruhsuz hale sokulabileceklerinin örnekleriyle doludur edebiyat tarihi (yalnızca Jack London’ın ya da Gorki’nin kimi eserlerini hatırlamak bile bu konuda bize bir fikir verebilir). Romanları dünyaya ilişkin işe yarar ve çabuk bilgiler edinmek için okuyabilseydik bile, bu çabanın boşuna olduğunu çok geçmeden anlardık: Romanlar bizi hayata değil, belki ancak başka bir romana ikna eder çünkü. Bir romanı okumakla dünyayı parça parça kavramak bir ve aynı şeydir: Kitaplara duyulan güvenin hayata karşı büyük bir kafa karışıklığı anlamına gelebileceğini geçen yıllar bize ancak yavaş yavaş öğretir. Gençliğin kimlik buhranlarına, yoksul ve az okuyan bir ülkede yaşıyor olmanıza, sanatta hakiki ve temsilî olanın kendiliğinden oluşturacağı zihin bulanıklığına veya hayatı bir hayal gibi yaşıyor olma eğiliminize, iyi düşünülmüş bir roman kadar tuz biber ekecek az şey bulunur. Romanlar elbette bizi hakikate yönlendirirler, ama onun tam olarak ne olduğunu belirlemekten de o kadar uzaktırlar ki, bir süre sonra iyi niyetli okura meselenin iç yüzü şöyle bir görünür: Talihiniz varsa okumaya devam eder ve biraz da içgörünüz varsa okuduğunuz her şeyin bir fikir değil ama derinden bir sezgi oluşturmaya çalıştığını fark edersiniz. Bu da bizi meselenin kalbine biraz daha yaklaştırır: Gerçek, hakiki romanların yaşadığımız hayattan daha derin ikinci bir edebi dünya yarattığını ve bu dünyanın bize tanıdık ve anlaşılır gelmesini ilkin bir teselli, okumaya devam ettikçe ise çoğunlukla bir gurur vesilesi olarak yaşarız.
Ciddi bir edebiyat okuru için, bir roman, bildiği ama hatırlayamadığı kimi gerçekleri yeniden fark etmesi demektir ki bunun bir diğer adı iyimserliktir, ya da daha uysal bir deyişle, büyük bir “okuma mutluluğu”...
Aslında romanların hafıza ve hayal gücümüzle kurduğu yakın bağları düşününce, onlardan güçlü fikirler edinmenin başka bir yönü daha açığa çıkıyordur: Ne kadar sarsılmış ve etkilenmiş olursak olalım, bunu öncelikle kendi hayat deneyimimiz üzerinden hissediyor olmamız meseleyi hem çapraşıklaştırır hem de ona son derece insani bir boyut katar. Bugün hâlâ başka bir zihin, dünya ya da varoluşla roman okurken olacağı kadar mahrem bir ilişki kurduğumuzu ileri sürebilir miyiz? Kişinin kendi kendisiyle ve kafasının içindeki bir ikinci, bir başka sesle baş başa kaldığı bütün bir okuma süreci, bilgilerin en işe yarayanını olmasa da en kutsalını, insanı, insanlığı anlamlandırma çabasını önümüze seriyordur. Durup ince şeyleri düşünecek vakti olmayan hız çağının insanına, bir romanla geçireceği her an, bu anlamda, bahşedilmiş bir iyilik olacaktır. Ama işinde gücünde bu tembel okuru bir yana bırakıp, yazımızın asıl öznesine dönelim yeniden: Ciddi bir edebiyat okuru için, bir roman, bildiği ama hatırlayamadığı kimi gerçekleri yeniden fark etmesi demektir ki bunun bir diğer adı iyimserliktir, ya da daha uysal bir deyişle, büyük bir “okuma mutluluğu”: Derinden derine sürüp giden bir bilinçlenmenin hem temeli hem hazzı hem de sorumluluğu… Ama asla güçlü, büyük, şaşaalı bir fikir değil: Bunu ideolojiler dayatır; romanlar ise her türlü ideolojinin veya fikrin gelip dayandığı sınır boylarında uç verirler ancak.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR