Romanda Olay Örgüsünün Kuruluşu
13 Eylül 2019 Edebiyat Roman

Romanda Olay Örgüsünün Kuruluşu


Twitter'da Paylaş
0

20. yüzyılın başındaki yazarlar, aptalca tesadüfler, sıradan insan deneyimlerinin çarpıtılması ve okurların derli toplu bir son arzusuna yazarın esir edilmesi gibi olay örgüsü hilelerini beğenmemeye başlarlar. Modernist kurmacanın olayları geleneksel anlamda “gerçek” değil, psikolojiktir.

  • “Bu yerde görünüşe göre hüküm verirseniz sık sık aldanmış olursunuz,”der Madam de Cleves. Hemen hiçbir zaman gerçek olan değildir.” – Madame de Ladayette, Prenses de Cleves (1678)
  • “Hale, Brighton’da üç saat kalmadan önce de onların onun canına kast ettiklerini biliyordu.” – Graham Greene, Brighton Rock (1938)

Birbirinden çok farklı iki romandan alınan bu satırlar bize öncelikle “olay örgüsü”nün bir anlatının örgütlenmesi olmanın yanı sıra bir komplo olduğunu, ikincisi de kurmaca olay örgülerinin, tıpkı suç oluşturan muadilleri gibi, gizlilik ve alıkoymaya bağlı olduğunu hatırlatır. Beyan bildiren bir ifade biçimini alsa da Brighton Rock’ın ürpertici açılışı yalnızca sorular çıkarmaya çalışır, ne olup bittiğine dair bizi bilgilendirmekten ziyade henüz bilmediğimiz şeyi bize hatırlatır: “Hale” kimdir? “Onlar” kimdir? Ve neden onu öldürmek istemektedirler? Roman okumanın en zevkli yanlarından biri, bilgi parçalarını yüzeylerin altını görmek için bir dedektif gibi birleştirmektir. Olay örgüsü merakımızı uyandırıp, ayakta tutarken aydınlanacağımız vaadi, romanı sonuna kadar okumamızı sağlar.

Italo Calvino’nun romanı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da okurun olay örgüsüne duyduğu bağımlılıklar bilinçli olarak istismar edilir. “Italo Calvino’nun yeni romanını okumaya başlamak üzeresin” cümlesiyle başlar. Siz ve sizin “Okur” kimliğiniz Calvino ile tanışırken birtakım öneriler sıralanır: Sigara içenler ellerine sigaralarını almalı, tuvalete gitmesi gerekenler şimdiden gitmeli. Ardından hikâye başlar: Sisli bir tren istasyonunda gerçekleşmeyen bir karşılaşmayla açılır, bir gerilim romanını andırır. Ancak siz tam kendinizi kaptırmışken bir şey ters gider. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu on adet farklı “roman”ın birbirine eklenmiş on bölümünden oluşan bir dizidir ve çerçeve hikâyesi, Okur’un bütün farklı parçalarını birleştiren, uluslararası bir kitap dolandırıcılığı komplosunu aydınlatmaya çalıştığı bir casusluk anlatısıdır. Bu postmodern kurmaca, bizim bir sonraki adımda ne olacağına duyduğumuz meraktan bilinçli şekilde istifade etse bile, bu eğilimimize ket vurur. Kurmaca türü ilk dönemlerinden itibaren askıya alma yoluyla işler. Askıya alınmak kelimenin düz anlamıyla sallantıda bırakılmaktır: Romanın tek tek bütün parçalarının uyacağı koşullu olduğunu bildiğinizde romanların yarattığı kapılma hissinin son derece uygun bir tanımıdır bu. Gerçi “askıya alınma” durumu genelde metnin kendisi için geçerlidir. Görünüşte, kesintiye uğramadan kendimizi kaptırmanın edebiyattan alacağımız zevkin anahtarı olduğunu düşünebiliriz, ama Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu askıya almanın daima kesinti ve erteleme gerektiğini gösterir. Calvino romanını bu anlayış üzerine kurarken kendisine çok ayrıcalıklı bir menşe kazandırır.

Yani Calvino bütün hikâye anlatıcıları için en önemli modeli hatırlatır: Binbir Gece Masalları diye bilinen anonim Ortadoğu halk hikâyelerinin kahraman hikâye anlatıcısı meşhur Şehrazat. Binbir Gece Masalları olay örgüsünün, okurun hikâyenin nasıl sonuçlanacağına dair öğrenme ihtiyacının mahsus bastırılması yoluyla yürüdüğünü gösterir: Kelime kelime, sayfa sayfa okuyarak uzakta aydınlanacak olan sonuca doğru ilerleriz, sonuna varmayı isteyerek, ancak bir yandan da istemeyerek. 

Kesinti ve askıya almanın işleyişini düşünürken birçok klasik romanı, ilk okurlarından çok farklı bir biçimde tecrübe ettiğimizi unutmamamız gerekir. Bizim için Richardon’ın Clarissa’sını ilk okuma deneyimi, muhtemelen ciltsiz yeni baskısına bir ay zaman harcamaktan ibarettir, ama ilk okurları bir yılı onunla geçirirlerdi. Bizim yoğun ama nispeten kısa süren okuma deneyimimize karşılık, bu okurlar Clarissa’yı bir yıl boyunca hayatlarının bir parçası yapmışlardı. Aylık ya da haftalık dergilerde tefrika halinde basım 19. yüzyıl romanının kendine has olay örgüsü yapısını ve okuma hazzını büyük ölçüde açıklıyor: Bir yandan bütün epizotlardan oluşur ve kesintilidir, ama bütün epizotlarını son sayfalarda memnun edici bir sonla birleştirir. Tefrika halinde basım aynı zamanda 19. yüzyıl edebiyatının sayfa çevirten merak uyandırma özelliğini açıklıyor. “Arkası yarın” (cliffhanger) terimi sizden, vahim bir tehlikeyle karşı karşıya olan bir karakter düşlemenizi ister. Bu terim Calvino’nun romanını, tam ilgi çekmeye başladığında keserken başvurduğu uzlaşımdır.

Böylece, roman basım tarihiyle ilgili, olay örgüsü açısından önemli sonuçları olan bir diğer önemli özelliğe gelmiş bulunuyoruz: Üç ciltli roman ya da “üç katlılar”. Romanların pahalı olduğu dönemlerde insanlar okuma malzemelerini ticari gezici kütüphanelerden karşılıyorlardı. Bunlardan en meşhur olanı Mudie’s yılda bir eski İngiliz altını abonelik ücreti karşılığında okurlara bir seferde bir cilt veriyor ve okur istediği kadar değişim yapabiliyordu. Üç ciltli romanlar bu kütüphaneler için avantajlıydı, çünkü aynı anda üç okur tarafından okunabiliyordu. Üç ciltli romanın çöküşünden kısa bir süre sonra eleştirmen George Saintbury şu yorumda bulunur: Üç ciltli roman konuyu sakız gibi uzatır. 

20. yüzyılın başındaki yazarlar, aptalca tesadüfler, sıradan insan deneyimlerinin çarpıtılması ve okurların derli toplu bir son arzusuna yazarın esir edilmesi gibi olay örgüsü hilelerini beğenmezler. Modernist kurmacanın olayları genellikle daha geleneksel anlamda “gerçek” değil, psikolojiktir. Olay örgüsünün değerini yitirmesi ancak 19. yüzyıl sonunda tefrika halinde basımın ve üç ciltli romanın bırakılmasından sonra uygulamaya geçebilmiştir. Victoria dönemi romanının aksine modernist roman, "örüntüsünü" olay örgüsü haline getirir. Odysseia’yı paralel metin olarak kullanan Joyce’un Ulysses adlı eseri uç bir örnektir. En eski ve şekil olarak oturmamış İngiliz romanları bile rastlantı ve spekülasyonlarla doludur. Kurmacada hiçbir şey alakasız ya da keyfi değildir ve alakasız görünen ayrıntılar bile genel planın parçası olarak kabul edildiklerinde anlamlı hale gelirler. Rus eleştirmen Boris Tomaçevski’nin meşhur sözünde olduğu gibi, eğer bir karakter bir oyunun ilk perdesinde duvara çivi çakarsa üçüncü perdede birinin kendini o çiviye asması gerekecektir. 

(Kaynak: Marina Mackay, Roman Nedir? Fazilet Akdoğan Özdemir, 2018, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları)

Derleyen: Aslı İdil Kaynar


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR