Ruhun Kurtuluşu
22 Nisan 2019 Öykü

Ruhun Kurtuluşu


Twitter'da Paylaş
0

Saklandığım yerden çıkamıyorum. Evin dışından sesler geliyor. Birden fazla insanın ayak sesleri. Belki insan bile değiller. Yaklaşıyorlar. Evin etrafında dolaşıyorlar. Keşif yapıyorlar, evin en zayıf noktasını bulup saldıracaklar belki de. Neden buradalar bilmiyorum. Neden beni bulmaya çalışıyorlar ve bulduklarında beni neler bekliyor zerre fikrim yok. Kocaman dokuz odalı evde ufacık bir yer kaplıyorum şimdi. Küçüldükçe küçülüyorum, belki de dışarıdan bakınca görülemeyecek kadar ufağım, görülmeyecek kadar yokum.

Sesler artıyor. Birden fazla olduklarından eminim artık. Her odanın duvarında birden çok insan var şu an. Kimi kütüphanenin, kimi film odasının, kimi müzik odasının, kimi tv odasının, kimi oyun odasının, kimi oturma odasının kimi de yatak odasının duvarlarını nasıl deler de içeri girerim diye duvarın çeşitli yerlerine bir şeylerle vuruyorlar. Her yerden saldırı alıyor evim. Korumam gerekiyor biliyorum. Ama evden önce kendimi korumam gerekiyor gibi bir psikoza kapılıyorum. Yatak odasının köşesinde dolabın yanında dolapla aynı renkte giyinip kamufle olmaya çalışıyorum.

Sesler artıyor. Ev sallanmaya başlıyor. Sanki evi yıkarak beni içinde öldürüp öyle çıkaracaklar. Kurtuluş göremiyorum. Çaresizce ölümü bekleyen hastalar gibi sağa sola acınır gözlerle bakıyorum.

Sonra bir şey oluyor. Nereden geldiğini anlamadığım bir güç beliriyor içimde. Ayağa kalkıyorum. Ev sallanmıyor. Sallanan benmişim diyorum kendi kendime. Hole çıkıyorum. Odalara bakıyorum. Kapıların yanları sallanmalardan dolayı üzerindeki boyaları çoktan yere bırakmış. Ürperiyorum ama içimdeki güç şu an egemenliği ele almış durumda. Holden odalara doğru geçiyorum. Oyun odası hemen sağımda. Kapıyı açmak için kapı kolunu tutuyorum. Kol sıcacık. Elimi çekiyorum, bir an duraksadıktan sonra ani bir hamleyle kapıyı açıyorum. Oda toz bulutundan görünmüyor. Ayaklarıma bir şeyler çarpıyor. Zifiri karanlık ama odanın artık kullanılamaz halde olduğunu bilmek için görmeye gerek yok. Kapıyı kapatıp kilitliyorum. Bir diğer kapıya geçiyorum. Televizyon odasında da durum pek farklı değil. Ama o an hatırlıyorum bu odayı uzun süredir kullanmadığımı.

Diğer odalara gitmeye korkuyorum. Ama içimdeki güç hâlâ beni oradan oraya sürüklüyor. Korku yeniden baş gösterse de kontrolü ele alacak kadar büyük değil. Diğer odalara gidemiyorum. Odaların tam ortasındaki holde kocaman bir delik olduğunu görüyorum. Bu delikten dolayı odalara geçmem mümkün değil. Deliğin başındayım. Dışarıdan duyulmayacak kadar alçak tonda bir ses çıkarıyorum. Aşağı bakıyorum ama dipsiz bir kuyu gibi derinliği hakkında ne görüntüden ne de sesten bir şey anlayamıyorum. Ses geri bana dönmedi bile. Belki de çok düşük tonda gönderdim ve ses dudaklarımdan çıkarken yok oldu. Bilemiyorum. Bunu düşünecek durumda da değilim zaten. Dışarı bakmak geçiyor içimden ama o kadar cesarete henüz sahip değilim. Geri yatak odasına dönüyorum. Dolabın yanına çöküyorum. Eski cenin pozisyonumu alıyor, yok olmayı bekliyorum.

Ev sallanmaya devam ediyor. Dışarıdakiler evin duvarlarını yıkmaya başlıyor. Kendi aralarında konuşmadıkları için seslerini duyamıyorum. İnsan olduklarından bile emin değilim. Ama başka bir şey olsalardı birleşip çoktan evi yıkar beni öldürürlerdi. Kendimi sakinleştirmek için düşündüğüm şeylere şaşırıyorum. İnsan olmalarına dua edecek kadar aciz haldeyim. Birkaç duvarın yıkıldığını ve insanların evin içine girdiğini seslerden anlıyorum. Korkularım artıyor. Kilitlediğim kapılar tek tek kırılıyor. Şimdi hepsi holdeler. Bir şeyler konuşuyorlar. Sanırım anlaşamıyorlar, bağırışlar başlıyor. Umarım beni unuturlar ve kendi dertlerinde boğulurlar diye dua ediyorum. Sonra bir sessizlik oluyor. Ardından bir ses daha geliyor. Sanki holde bir şey patladı ve oradaki herkesi yok etti gibi. Bir atom bombası sesi gibi diyeceğim ama onun sesi nasıl olur hiç bilmiyorum ki. Ama anlatırsam, önce tiz bir ses ardından kulakları rahatsız edecek büyüklükte bir patlama sesi ve mezarlık sessizliği. Evet evet tam böyle, birbirini takip eden bu üç ses.

Dış kapının kapanma sesi geliyor. On dakika sessiz sessiz bekliyorum. Olduğum yerden kıpırdayamıyorum. Neden sonra doğruluyorum ve kimsenin olmadığına emin olduğum anda dışarı çıkmak için kapı kolunu tutuyorum. Kapıyı açmam neredeyse bir ömür kadar uzun sürüyor. Dışarı çıkıyorum. Holdeki çukur artık yok. Kapıların etrafındaki duvarlar tekrardan eski haline dönmüş ne bir toz bulutu ne bir karanlık huzmesi var.

Kapı çalmaya başlıyor. Korkarak gidip kapıyı açıyorum. Ellerim titriyor. Nefesim kesilmeye başlıyor. Kapının önündeki kadının yüzünü seçemiyorum. Tam göz bebeklerime vuran güneş ışığı gözümü göremez hale getiriyor. İstemsizce içeri buyur ediyorum. “Buraya gelip beni gören ilk kişisin,” diyorum. Bana gülerek baktığını hissedebiliyorum. “Hayır, buraya daha önce de gelmiştim,” diyor ve elindeki valiziyle içeri giriyor.   


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR