Şair Ölümü
25 Eylül 2017 Edebiyat Kültür Sanat Şiir

Şair Ölümü


Twitter'da Paylaş
0

Şairin kimseye yaranma kaygısının olmaması şiirini özgürce söylemesinin yolunu açar. Dili süssüz, anlaşılır ve samimidir.

Seyfi Gençer

Şairin adını ilk defa 1988 yılında duydum. Üniversitede öğrenciydim. 12 Eylül faşist darbesinin cılk yaraları henüz kabuk bağlamamıştı. Öyle kolayına kabuk tutmayacağını sonradan anlayacaktık. Arif Kemal isimli genç bir müzisyen “Red Türküleri-1” isimli bir kaset çıkarmıştı. O zamanlar albüm değil kaset çıkardı. Evire çevire sabaha kadar dinlerdik.

Kasette bir şarkı vardı ki yasaklardan bunalan herkese çok iyi gelmişti. O da yasakçı bir şarkıydı ancak bu defa yasaklanan ‘umutsuzluk’tu. Aynı yıl umutsuzluğu yasaklayan şairi tutukladılar.

Ve doludizgin geçerek / Her acıyı bir sevinçle / Yolu yok kalbim / Sağ çıkacağız bu acılardan / Çünkü umutsuzluk yasak / Yılgın türküler söylemek de / Çünkü yürüyor umudun ordusu / Umutsuzluğu kurşuna dizerek.”

Voltada yakılan türküler”in dumanı yine de eğri eğri dışarıdaki insana doğru tütecek. Halis İngiliz kumaşından biçilmiş elbiseler, kristal avizeler, gümüş yemek takımları, değerli taşlar, pırıldayan metaller ve cemi cümlesi eşyanın ve mülkiyetin salınacak büyük kara deliğin dibine. “Ve yoksulluğun boyunduruğunda boğulmuş / güzelim halk” gelecek şairin gözlerinin önüne.

Kara kara kocaman gözleriyle ergen kız çocukları günün ilk ışıklarıyla toprağa dokunuyordur şimdi. Tohumdan, pamuktan, gergeften, mensucattan ve umuttan çeyizler düzecekler. Dudu Nine’nin öküzü hastadır. Kara sabanı öksüzdür. Ocağı odunsuzdur. Dünyada bunca yoksun, mahrum, aç açık varken zindanlara tıkılmanın şikâyet edilecek bir yanı yoktur.

Havasız koğuşlara alışılır / Yatılır of demeden hücrelerde / Hiçbir şey öldürmez insanın yüreğini / Öldürür eğilmek bir ekmek uğruna / Üç kuruşluk adamlar önünde.”

Şairin kimseye yaranma kaygısının olmaması şiirini özgürce söylemesinin yolunu açar. Dili süssüz, anlaşılır ve samimidir. Huzur verir insana. Mayası emekçilerdendir, hasatını bereketli kılar. Geniş ve serin avlular gelir gözünüzün önüne. Dizinin dibinde bir zaman oturmak istersiniz.

Elmalı’nın Akçay Köyü’nde başlayan onurlu hayatı, hep alnının teriyle, bileğinin zoruyla işçilik ederek kazanılmış ekmek parasını nasip edecektir şaire. Bir de imbikten süzülmüş gibi dupduru dostluklar, gurbetler, mapusluklar ve ille de apansız aklına düşüveren sevdalısı Antalya’nın hasreti...

Dışarıda deli bir lodos / Esrik bir sonbahar / Aylardan aralık / Adrasan üstünde mor bulutlar / Tahtalı’da kar vardır / Yasemin kokar ortalık.”

Geçirdiği bir rahatsızlık sonucu sol bacağı üstten alınır. Bitimsiz bir güz tüner Elmalı’nın bereketli topraklarına. “Cırık kuşları gelmez olur, uçar su uçmaz.” Koca yemişler bile yaprak soldurur. Şairin kaleleri bir bir düşer. Köyüne, kırlara çekilmiştir.

Bir zaman sonra kurtarır kendini bu iç sıkıntısından. Daha nice dövülecek, bükülecek, talaş kaldırılacak demirler, sözü dili olunacak ezilenler, emekçiler vardır. Çalınıp söylenecektir “Akçaylı elmacıların türküsü”. Geçer örsünün çekicinin başına. Açar ‘Sarı Defter’ini. Tanıtır kadim Kaleiçi’ne yeni kendini.

Basma perde / Çiçek kokuları / Geçerdim hep / Koltuğumda şiir kitapları / Yine geçiyorum /  Koltuğumda / Koltuk değnekleri.”

Şair yeni çıkmış “Bizim de Dağlarımız Vardır Che Guevara” kitabından dolayı çok heyecanlıdır. 2014 yılında 5’incisi düzenlenen Konyaaltı Kitap Fuarı’nda gerçekleşecek imza ve söyleşi gününe haftalardır hazırlanmaktadır. İmza gününden bir gün öncesinin akşamı Meltem Mahallesi’nde oturduğu apartmanın alt katındaki çalışma ofisi olarak kullandığı dükkâna gider. Eve geç döneceğini söyler. Sabah dükkâna giden yakınları cansız bedeniyle karşılaşırlar.

Benden şair dostlara bir öneri / Birbirinizi sevin, sevmeyin / Yaşarken iyi kötü bir anı edinin, / Gidenin toprağına serpmek için / Yaşanıyor yokluğunun mahzunluğu. / Hele bizim gibi, aydınlarını ve şairlerini / Yok etmeye susamış celladı bol ülkeler için / Büsbütün geçerli bu.”

Antalya’dan bir yiğit şair geçti. "Atını güneşe, topuğunu dikene sürdü." Heybesinde Sarı Defteri, terkisinde bir defne fidanı. Ki Metin Altıok’a götürülecektir. “Yokluğunun mahzunluğu” 27 Eylül 2014’te başladı. Adı: Metin Demirtaş’tır.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR