Sait Faik ya da “Hatamla sev beni!”

Sait Faik ya da “Hatamla sev beni!”


Twitter'da Paylaş
0

Yazmayı da yaşamak olarak görmüş ve bir bakıma da yaşadığını, yaşattığını yazmıştır. Bu açıdan belki de içiyle, dışıyla yaşamını, çevresini, mekânlarını, duygu ve düşüncelerini, tasa ve kaygılarını, sevinçlerini, düşlerini en çok bildiğimiz, tanıdığımız edebiyatçıların başında gelir.
Haydar Ergülen
Sait Faik’i de tıpkı Orhan Veli gibi ‘milletçe seviyoruz’ ya da bunca konuşulduğu, kitaplarının sürekli yeni baskılarının yapıldığı, okunduğu, sevildiği gözönüne alınacak olursa, ona ‘sayfamız kadar temiz kalbimiz’de müstesna bir yer ayırdığımız da ortaya çıkmış oluyor. Darısı diğer kıymetli yazar ve şairlerimizin başına, Abdülhak Şinasi Hisar’ın örneğin. Sait Faik, erken yitiminden sonra da artarak büyüyen bir sevgiyle, “bir insanı sevmekle başlar her şey” dediği için mi seviliyor acaba? Kim bilir belki de öyledir. Böyle bir sevgiye susamış olsak gerektir. Kimin yazdığını unuttum ama, Sait Faik için ‘radikal hümanist’ diyordu, ki tanımın doğrulanması anlamına da gelir bu. Ne saadet! Taşlar yerine oturuyor! Estetik anlayışında Sait Faik’ten, yani 1950’lerden beri ne çok gelişme ve değişme yaşandı, yaşanıyor. Estetikten murat, güzellikti çoğunlukla. Gündelik dilde de öyle kullanılmıyor mu hâlâ? ‘Şiir gibi’ deyince pek mütenasip bir şeyden söz ediyoruz, ‘çok estetik’ deyince de güzel, yakışmış, uymuş demiş oluyoruz. Artık estetiği yalnızca güzelliğe bağlamıyoruz, ‘estetik bütünlük’ dediğimiz gibi, ‘kusurun estetiği’ dememiz de mümkün görünüyor bana, ‘öznelliğin estetiği’ de öyle. Evet, başlıktaki söz Orhan Gencebay’ın ‘arabesk yapıt’larından, “Hatasız kul olmaz” şarkısından bir dize. Ve bana kalırsa biraz da Sait Faik’i sevme biçimimize denk düşüyor, onu yansıtıyor. Çoğu zaman olduğu gibi, ‘milletçe sevmek’ fikri ve eylemimizin bir karakteristiği olarak, ‘gözükapalı’ seviyoruz, sevince kusurlarını ‘görmezden geliyoruz’. Zamanla her aşkta olduğu gibi gözümüz açılıyor, ama bizde de ‘vakit geç’ oluyor hayli. Haliyle bu kez de ‘bilerek’ sevmeye, istemeye başlıyoruz. Kusurları, hataları, eksikleriyle sürdürüyoruz sevmeyi. Sait Faik sevgimizin biraz böyle, iyi ki böyle, olduğunu düşünüyorum. Tamam, edebiyat tanrıları ölmediyse bile, iktidarları sarsıldı, onlardan çok az kaldı. Tamam, internet, yazının yaygınlaşmasına ve demokratikleşmesine yarıyor. Tamam, postmodernizm geriye doğru da işleyen bir şeymiş meğer ve ne çok ‘pastmodern’ edebiyatçı varmış. Bizde de elbette, Ahmet Mithat Efendi’den Sait Faik’e kadar. Ama hepsinden de önce mizaç var, ruh var, özgünlük var, dünyaya bakış ya da pek o kadar da yakından ve derinden bakmayış var, tevekkül var, tefekkür var, tasavvuf var, kanaat var, yetinmek, ve hüsnütabiat var. Sanırım Sait Faik’te hırs yerine, yazabildiği kadar yaşamak ve yaşayabildiğince yazmak fikri ve fiili var. Bu yüzden sözgelimi “gevşek bağlar”la nitelenebiliyor bazen yapıtlarının kurgusu. Şeyda Başlı, “Medarı Maişet Motoru, gerçekten de ilk bakışta sıkı bir olay örgüsünün olmadığı düşüncesine yol açan, gevşek bağlarla dokunmuş dört ayrı bölümden oluşmuştur” diyor. (“Medarı Maişet Motoru’nda Müdahil Yazar ve Anlatıcının Konumu”, Bir İnsan Sevmek Sait Faik içinde, Alkım Y., Yayına Hazırlayan: Süha Oğuzertem, 2003, s.108) Bunu bir ‘kusur’ olarak söylemiyor elbette, ama Sait Faik’e ilişkin değerlendirmelerde, yapıtının bazen adıyla bazen de ima yoluyla, ‘sıkı bir örgü’sü olmadığı saptaması yapılır. Yanlış da değildir. Yanlış olmadığı gibi, bence yaşamıyla da ‘sıkı’ bir ilişkisi vardır bu ‘gevşek bağ’ların. Her ne kadar 1951’de karaciğer rahatsızlığınden ötürü Paris’e gidip, durumun ciddiyetini öğrenince, “İnsanın içine bir defa sıhhat kaygısı, ölüm korkusu girmeye görsün. Ne yaptığını bilmez” dese de, ne yaşamında ne yazısında ‘sağlıklı arayışlar’ içinde olmuş biridir Sait Faik. Yazmayı da yaşamak olarak görmüş ve bir bakıma da yaşadığını, yaşattığını yazmıştır. Bu açıdan belki de içiyle, dışıyla yaşamını, çevresini, mekânlarını, duygu ve düşüncelerini, tasa ve kaygılarını, sevinçlerini, düşlerini en çok bildiğimiz, tanıdığımız edebiyatçıların başında gelir. Argo tabirle ‘hayata fazla asılmamış’tır Sait Faik. ‘Gününü gün etmek’, eğlence, bencillik olarak değil ama, gündelik yaşamak anlamında Sait Faik için kullanılabilecek bir deyimdir. Bazen onun tüm yapıtlarını, aslında bir ‘günlük’ olarak yazdığını düşünürüm. Mektup niyetine de okunabilir, nihayet, ‘yazmasa delirecek’ birinin harfleri ve notalarıdır. Yalçın Armağan, “Türk Edebiyatında Sait Faik İmgesi” yazısında, Sait Faik yapıtlarını genel olarak değerlendirirken, “ondan beklenen roman yazma uğraşı nedeniyle Medarı Maişet Motoru’yla hem dilsel hem de kurgusal düzeyde kendi yapıtlarının gerisine düşmesi… Havuz Başı’ndaki gibi hiçbir açıdan yenilik taşımayan röportajın alanına hapsolmuş hikâyeler yazması… Son Kuşlar kitabında sürekli öğüt veren bir sesi yükseltmesinin ardından, Kayıp Aranıyor gibi ‘roman’ yazmak için hayli zorlanılmış bir metni ortaya çıkarması”ndan söz ediyor. (Sait Faik Abasıyanık içinde, Editör: Yalçın Armağan, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2013, s.107) Başka edebiyatçı, eleştirmen ve akademisyenlerden de benzer ya da farklı hayli eleştiri yöneltiliyor Sait Faik’e. Yalçın Armağan’da da olduğu gibi, ‘Sait Faik’in yapıtlarının eleştirel olarak yeterince değerlendirilmediği’nden haklı olarak şikâyet ediliyor. Sanırım tam da bu noktada işte, savunma olarak değil ama, bir itiraf olarak şunu söylemek gerekiyor. Evet, tabii akademik çalışmalar enine boyuna yapılsın, Sait Faik yapıtları eleştiri masasına yatırılsın, nesnel bir biçimde değerlendirilsin… Ama bunların Sait Faik’e ilişkin bir ‘doğru okuma’ya yol açacağını da sanmıyorum, çünkü Aziz Nesin, Orhan Kemal, Orhan Veli, Sabahattin Ali gibi ‘aşk’la okunan, yani ‘yanlış okunan’ yazarlardan biri Sait Faik. Daha doğrusu, ne yazsa, ‘yazar’ olarak değil, ‘şair’ olarak okunanlardan. Şairin kusuruna fazla bakılmayan bir kültürel ortam içinde yetiştiğimiz için olsa gerek, tabii bizdeki şair imgesinin de katkısıyla, kusurlarını gördükçe daha az sevip okuyacağımıza, edebiyat tanrılarına kulak asmadığı, o hiyerarşi içinde hiç yer almadığı, ilgilenmediği için de daha çok seviyor, daha fazla bağlanıyoruz ona. Ezcümle, Sait Faik’le ilişkimiz kurgusal değil, duygusal.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR