Sait Faik'in Menekşeli Vadisi, Ömer Lütfü Akad'ın Vesikalı Yarim'i

Sait Faik'in Menekşeli Vadisi, Ömer Lütfü Akad'ın Vesikalı Yarim'i


Twitter'da Paylaş
0

Önce Sait Faik’in"Menekşeli Vadi" öyküsünü sindire sindire tekrar okuyun. Sonra açın Vesikalı Yarim filmini, kimsenin çıt çıkarmasına meydan vermeden, patlamış mısır yemeden, çekirdek çitlemeden tekrar izleyin. 
Seyfi Gençer
Sait Faik’in "Menekşeli Vadi" öyküsü ilk defa 9 Şubat 1947 tarihli Yedigün dergisinin 727. Sayısında yayımlanır. Kısa bir zaman sonra, Sait Faik’in Varlık Yayınları tarafından 1948 yılında ilk baskısı yapılacak olan Lüzumsuz Adam kitabında yer bulacaktır. Yedigün dergisi 1930’larda ve 40’larda Sedat Simavi’nin Hürriyet gazetesinden önce çıkardığı haftalık bir mecmua. Dönemin imkânları içinde edebiyattan magazine her konuda haberler, yazılar olan bir dergi Yedigün. Sait Faik de Yedigüne röportajlar yapmış, hikâyeler vermiş. İşte Özdemir Asaf’ın, "Sait Faik’in Kişiliği ve Son Günleri" (Milliyet Sanat, Sayı: 323) yazısında söz ettiği; hikâyelerine beşer, röportajlarına onar lira çıkardıkları için hışımla Sedat Simavi Bey’e çıkması bu dönemlerdir. Ederlerinin az olduğunu söylemeyecektir; Sait Faik’in hışmının nedeni, aslında hikâyelerine on röportajlarına beş lira ödenmesinin yerine, ters hesap yapıldığı düşüncesidir. Sedat Simavi’nin yanıtı oldukça can acıttıcı olur: “Sait Bey, yanlışlık değil. Hikâye yazmanız için bir külfete, bir masrafa gereksinmeniz yok. Bir kâğıt bir kalem kâfi. Ama röportaj yapmak için bir yerlere gidiyorsunuz, ne bileyim, vapura, trene falan biniyorsunuz. Yol parası veriyorsunuz, icabında beklemek gerekiyor, bir kahveye falan oturup çay-kahve içiyor, masraf ediyorsunuz.” İşte Sait Faik’in "Menekşeli Vadi" öyküsü de bu (beş liralık) olanlardan. Yani röportajla kıyaslanınca... Ömer Lütfü Akad’ın yönettiği Türk Sineması’nın başyapıtlarından 1968 yapımı Vesikalı Yarim filmi siyah-beyaz çekilmiş. Senaryosu büyük usta Safa Önal’a ait. Önal’ın filme çekilmiş dört yüz civarında senaryosu var. Bu bir dünya rekoru aynı zamanda. Önal, 2005 yılında en fazla filmi çekilmiş senaryo yazarı olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na adını yazdırmış. Küçük bir bilgi: Safa Önal, “Çikolata renkli” şarkıcıların sunucusu Sezen Cumhur Önal’ın da ağabeyi. [caption id="attachment_46617" align="aligncenter" width="800"] Sait Faik, Özdemir Asaf ile.[/caption] Safa Önal yazarlığa 1945 yılında kısa hikâyeler yazarak başlamış. “Dünyanın En Güzel Gemisi” adlı bir hikâye kitabı da var. Vesikalı Yarim filminin senaryosu Sait Faik’in Menekşeli Vadi öyküsünden uyarlama. Senaryonun, özünde hikâye yazarı olan bir senarist tarafından yazılması, üstelik yine bir hikâyeden uyarlanması ortaya çıkacak eser konusunda epeyce fikir veriyor aslında. Siz bir de üstüne Ömer Lütfü Akad gibi bir “Koca Çınar’ı” yönetmen olarak ekleyin. Sait Faik’in "Menekşeli Vadi" öyküsü yaklaşık beş kitap sayfası hacminde. Olay örgüsü, Sait Faik’in hikâyede olaydan bir an önce kurtulma, etrafa saçılmış verimlerini toplama tercihiyle yoğun olarak ilk sayfada verilip bitirilmiş. Olay da oldukça sıradan aslında. “Hayatında boyalı, kokulu” kadın görmemiş, evli iki çocuklu, külhanbeyi gibi giyinen, işinde gücünde, genç bir adam olan Bayram’ın, sazlarda pavyonlarda çalışan güzeller güzeli Seher’e tutulup evi köyü terk etmesi, iyice içkiye düşmesi, varını yoğunu kaybetmesi gibi çok yüzeysel bir özetle geçilebilir. İşte Safa Önal’ın büyük senaristliği burada devreye giriyor. Oda tıpkı Sait Faik gibi olaya takılmamış. Hikâyenin olaydan kurtulduğu, bacaklanmış tarafından çıkartmış büyüyü. Sait Faik’in öyküsündeki Bayram’ın –Senaryoda Halil olacaktır– benim çok kaba geçtiğim özette bile filmi defalarca izlediğim için iki virgül arasında bilinçli bir tercihle, külhanbeyi gibi giyinen, olarak belirttiğim özelliğini yakalayarak Önal, ilham kaynağı öyküyü en başında ele geçirmiş. Bayram sinik, ama iyi bir insan olsaydı ya da külhanbeyliğini ortaya süren, her defasında öne çıkaran bir karakter olsaydı Sait Faik’in öyküsü başka bir öykü olurdu, Önal’ın senaryosundan da böyle kült bir film çıkmazdı bana kalırsa. Sabiha’nın da –Menekşeli Vadi’de Seher– içinde bir külhanbeyi var ama. Bayram tarafından böğründen bıçaklanıp ölmeyen Sabiha, kendisini kimin yaraladığını söylemiyor. Filmde aşikâr, çok sevdiği için. Sait Faik’de gizli. Bu durum Bayram’ı da bıçak yemişten beter ediyor. “İşte şimdi öldürdü beni” diyor. Sait Faik’le Safa Önal, işe yarar “külhanbeyi” tanımında birbirlerini çok iyi anlamışlar. Her fırsatta ortaya dökülen, şiddete meyyal külhanbeylik ne kadar hastalıklı, aşağılık, insanlık dışı bir haldir. Oysa insanın içinde taşıdığı, asla kimseye göstermediği külhanbeyi, mertliğin, dürüstlüğün anahtarıdır gibi gelmiştir bana hep. Önal öncelikle edebiyatçı, hikâye yazarı olmasından da el alarak senaryonun içine soktuğu şairane diyologlar, "Menekşeli Vadi" öykü bir yana, Sait Faik’i ne kadar doğru anladığının kanıtı. Olay örgüsünü hiç tırmalamayan sözlerle, Sait Faik’in hikâyesini örselemeden, ona kendinden kattıklarıyla başka bir esere dönüştürerek... Ama işin özünü yine Sait Faik’in hikâyesinden çıkararak. Sözgelimi şöyle bir diyologla: “İsmin ne?” “Sabiha.” “Gerçek ismin ne?” “Takma isim olsa Sabiha mı olur?” Ya da şöyle: “Evli miymiş sorsana” “Soramam” “Neden?” “Ya evet derse.” Hatta insanın boğazına bir yumruk gibi oturan şu yedi kelimeyle:Çok sevmek de yetmiyormuş, çok önceden rastlaşacaktık.” Filmin sonuna doğru Halil’in eve dönüşünde açılan kapıda karşılanma biçimi, yedi yıldır görmediği karısının “aç mısın?” diye sorması karşısında, yüzüne bakmadan –belki de bakamadan– başını yok manasında kaldırması, sabah oturup pencerenin önündeki sedirde sigara içmesi, elini öpmeye bile cesaret edemeyeceği babasının odaya gelmesi, sonra endişeli gelen annesinin elini öpmesi, annesinin belli belirsiz ağlaması, işe gitmeye hazırlanan babasına “ben gideceğim pazara” dediği üç beş dakika süren sahnelerde Menekşeli Vadiye dönen Safa Önal, senaryosunda yukarıda kısacık anlattığım hikâyenin olay örgüsüne bile sadık kalmamış. Birkaç gerçek usta bir araya gelince mi çıkıyor bu harikulade işler? “Kalite toplam bir şeydir” sözü doğru galiba. Şimdi şöyle düşünün: Halil eve döndüğünde ona hiçbir durumda kıyamayacak, yedi yıldır görmemiş anacığı babasından önce yanına gelerek, her şeyin düzeleceği üzerine laflar etseydi, sarılıp öpseydi, bana göre bu film –tabirimi mazur görün– beş para etmezdi. Ya da sabah kocasının hemen yanında odaya girip Halil’e kaş göz etseydi de... Hatta, kocasından bir süre sonra odaya girdiği halde Halil’in yüzüne iyice bakabilseydi dahi... Yazıda da mı öyle acaba? Bizim küçük önemsiz gördüğümüz, kimi zaman “benden bu kadar” deyip teselli bulduğumuz, bize ayrıntı gibi geldiği için ihmal ettiğimiz bütünün parçaları mı sadece, hatta durduğu yerde bir yabancı gibi tedirgin, başı önünde bir tek kelime bile her şeyi berbat etmeye yetmiyor mu? Bu filmin sihrini dayandığı öykünün gücüyle, Safa Önal’ın senaryoya kattıklarıyla asla açıklayamayız. Ömer Lütfü Akad’ın basit gibi görünen senaryonun ne üstüne çıkan ne önüne geçen bir açıyla filme incecik, naif bir dille soktuğu eski İstanbul’dan verilen planlar, sade, göz tırmalamayacak ama akıldan da çıkmayacak nitelikte. Senaryoya, diyaloglara odaklanarak görselliği ıskalamamak gerekiyor. Türkân Şoray (Sabiha), İzzet Günay (Halil), Selahattin İçsel (Halil’in babası), Behçet Nacar (şoför), Hakkı Haktan (garson), Ayfer Feray, Semih Serezli inandıkları bir işte, gerçekçi oyunculuklarıyla filmin sacayaklarından biri elbette. Çok büyük yorum üstadı Şükran Ay’ın, buğulu, huzur veren sesiyle: “Senden bana ne kaldı / bir hatıradan başka” diye girerek içimizi burkan, "Kalbimi Kıra Kıra" şarkısı da izleyiciye sunulan bir armağan bana kalırsa. Meraklısı için; film üzerine yazılmış bir grup çalışması olan Çok Tuhaf Çok Tanıdık / Vesikalı Yarim Üzerine adlı inceleme kitabı var bir de. Kitabın tanıtım bülteninden bir alıntı: “Her şey bir Yeşilçam melodramından bekleneceği gibidir, çok tanıdıktır. Ama aynı zamanda çok tuhaf bir şeyler vardır bu filmde, adı koyulamayan, açıklamaya direnen, onu diğer Yeşilçam filmlerinden ayıran bir tuhaflık...” Vesikalı Yarim filmi, sıkı öykü okuru için de, öykü yazarı olma adayları için de bulunmaz bir kaynak. Bir çeşit “karşılaştırmalı öykü” dersi. Başından beri Sait Faik"Menekşeli Vadi" öyküsünde olay örgüsüyle çokta ilgilenmemiştir deyip durduk. İşte olay örgüsüne daha girmeden kurulmuş bir cümle: “Böyle üçüncü sınıf meyhanelere gelen insanların önlerindeki yemekleri silip süpüremeyişleri bana seçmemiş erkekle, seçilmemiş kadının yüzlerindeki içinden çıkılmaz üzüntülü manayı ve hali hatırlatır.” İşte olay örgüsü daha olaydan hiç söz etmeden okuru böyle hazırlıyor, çoktan anlatılmaya başlanmış oluyor Sait Faik’de. Olaydan sonra da destekleniyor yine, sezdirmeden... Şimdi önümüz kış. Benden size evinizde çok da ucuza getireceğiniz bir hafta sonu etkinliği tavsiyesi. Önce Sait Faik’in"Menekşeli Vadi" öyküsünü sindire sindire tekrar okuyun. Sonra açın Vesikalı Yarim filmini, kimsenin çıt çıkarmasına meydan vermeden, patlamış mısır yemeden, çekirdek çitlemeden tekrar izleyin. Film bittiğinde Şükran Ay’dan "Kalbimi Kıra Kıra" şarkısını evire çevire dinlerken artık ne yer ne içersiniz ben orasına karışmam. Sadece dostlarla sohbet etmek maksadıyla yazılmış bu iddiasız yazıda, birkaç teklifsiz cümle kurmamı yadırgamadınız değil mi? Anladım. Yadırgamamışsınız. Ben de öyle düşünmüştüm. Ömrünüze bereket.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR