Saka Kuşu İnsan Eline Düştüğünde...
21 Eylül 2019 Hayat Doğa

Saka Kuşu İnsan Eline Düştüğünde...


Twitter'da Paylaş
0

İstanbul’da halk arasında bir dileğin yerine gelmesi veya ruhsal bir arınma ihtiyacı olarak kuş azat etme âdeti vardır. Eminönü ve Mısır Çarşısı çevresinde satılan bu azatlık kuşların hemen hepsi, ötüşü erkeklere göre daha yetersiz bulunan dişi sakalardan oluşur.

Benim çocukluğum kuşağımın bütün çocukları gibi sokaklarda geçti. Derelerde balık avlamaktan zavallı kedilerin peşinde koşturmaya, meyve bahçelerine dalmaktan sapanla komşu camlarını kırmaya kadar, o zamanki İstanbul mahallelerinde geçer akçe olan her türlü haytalığa bulaştım.

Ancak en çok ilgimi çeken, ağ ile saka kuşu avcılığıydı. İstanbul’un her yanı çayır çimen o zamanlar. Avcıların ardına düşer, izlerdim. Saka kuşu avcılığı deyip geçmeyin. Kuşbazlar iyi bilir. Bir ilimdir bu. Sakaların seslerini ayrıştırmaya bile ömür yetmez. Beş yüz tane saka dinleyin hepsinin ötüşü ayrı ayrıdır. Bu nağmeleri ancak işin erbabı ayırt edebilir. Avlanmalarındaki ince ayrıntılar bile şöyle tuğla gibi bir kitaba zor sığar. Ben size kısaca bazı özelliklerini anlatayım.

Su kenarlarını çok sevdikleri için Türkler bu güzel ötüşlü kuşlara saka demişler. İnsanlar saka kuşlarını da tıpkı kendi türlerine yaptıkları gibi renk renk, sınıf sınıf ayırır. Sözgelimi boynu beyaz olanlara “ak gerdan”, başın arkasında kırmızı lekesi olanlara “kenesettinli”, küçük koyu renkli olanlara ise “kömürcü sakası” denir. İşte saka avında en büyük yükü çeken de “patalya”lık eden de insanların gözünde daha değersiz olan bu kömürcü sakalarıdır.

saka ktuş

Ağı kurdunuz, deve dikenlerini ipe asıldığınızda ağın ‘tor’unun altında kalacak şekilde toprağa sokuşturdunuz. Yetmez. En azından bir, verimli av yapma niyetiniz varsa iki, hatta üç tane patalyaya ihtiyacınız vardır. Ne kadar çok patalyanız varsa kafesleriniz, cebiniz o kadar dolar. Patalyalar, canı yana yana uçabilecek fakat kaçamayacak şekilde ince bir sicimle gövdelerinden bağlanır. Yalancı bir özgürlük verilir onlara. Saka kümesi gökyüzünde görüldüğünde ip hafifçe çekilir. Canı acıyan, tahrik edilen patalya biraz havalanır ancak bağlı olduğu sicim onu tekrar yere indirir. Bu durum saka kümesinin ilgisini tuzaktaki deve dikenlerinin tohumunu yediğini zannettiği patalyaya, yani tuzağa çeker.

Saka avında da insanlarda olduğu gibi meslekler iş bölümleri vardır. Saka avının en meşakkatli, en can acıtıcı vazifesi, kömürcü sakalarından seçilen patalyalar tarafından yerine getirilir. Patalya her zaman kelle koltukta yaşar. Avcının ölçüyü kaçırıp sicimi hızla çekerek bir iş kazasına sebep olması çoğu zaman kanadının kırılmasına, çok geçmeden ölümüne sebep olur. Hatta yakalanan sakalar arasında güçlü bir kömürcü sakası varsa yıpranmış, verimden düşmüş eski patalya hiç düşünmeden gözden çıkarılır. 

Patalyaların bütün bu çileli emeğine rağmen, saka avında övgüyü de ödülü de çığırtkanlar kapar. Çok ötmeleri için dar kafeslerde tutulan çığırtkanlar bu durumdan hiç şikâyetçi olmazlar. Saka kümesi görünüp patalyalar havalandırıldığında dar kafesleri içinde öyle bir çığırmaya, nağmeler döktürmeye başlarlar ki benim diyen saka bu davete ilgisiz kalamaz. Aksine çığırtkana sokulma arzusu duyar. Ancak çığırtkanın kafesinin tellerine bir de “kapanca” iliştirilmiştir. Meraklı saka ya ağa düşer ya kapancaya. İyi bir çığırtkan, ötüşe ilk ağızla başladığı zaman ötüşü uzatır. İkinci üçüncü başlangıcında farklı nağmelere geçer.

Elbette ki çığırtkan dar kafeste yaşamaya razı olmasının, nağmeleriyle sakaları tuzağa çekmesinin karşılığını alır. Kömürcü sakalarından oluşan patalyaların yemleri son kullanma tarihine bile bakılmaksızın köşedeki bakkaldan alınıp deftere yazdırılırken, sulukları çeşmeden doldurulurken, çığırtkanların yemleri gaga yapılarına uygun olarak, vitamin değerlerine de dikkat edilerek “pet shop”lardan alınır. Suları pet şişedendir. Ödemeleri kredi kartından. 

saka tu=u

Üstelik çığırtkanın görevi diğer sakaları tuzağa çekmesiyle sınırlı değildir. Av bittikten sonra bu defa efendisi için çığırmaya başlar. Efendisine öyle gönül gıcıklayıcı, öyle makamlı nağmelerle şakır ki, onu bir hayal âleminin doruklarına, bahtiyarlığın zirvesine çıkarır. Mest eder. Hükmetmeye bir türlü doyamayan gururunu okşar. Cihan padişahlarının iltifatlarına mazhar olmuş deyme dalkavuk bugün eline su dökemez çığırtkanın.

Erkekleri kadar güzel ötüşlü olmadığı düşünülen dişi sakalar avcıların gözünde değersizdir. İstanbul’da halk arasında bir dileğin yerine gelmesi veya ruhsal bir arınma ihtiyacı olarak kuş azat etme âdeti vardır. Eminönü ve Mısır Çarşısı çevresinde satılan bu azatlık kuşların hemen hepsi, ötüşü erkeklere göre daha yetersiz bulunan dişi sakalardan oluşur. Beş on lira verip satın aldığı bu dişi sakaları özgürlüğüne kavuşturduklarını sananlar bilmezlerki, kafeslerde sıkışıp kalıp kanatları refleksleri körelen dişi kuşlar doğanın acımasız şartlarına direnemez ve kendilerinden güçlü olanlarca hemen fark edilirler.

Saka avında, yakınındaki henüz kısıtlı sermayeli avcıların, ağın, kafeslerin, kapancaların, patalyaların, çığırtkanların sahibi olan ‘efendi’nin hüneri ‘tütü çekmek’tir. Dudaklar ileriye doğru uzatılıp hızla titreştirilerek içten takma deniz motorlarının ritmik patlamalarına benzeyen, aslında insana bile ürkütücü gelen ‘tütü’ sedasına saka kuşları niye itibar eder? Doğrusu bilmiyorum.

Ancak etkileyici tütü çekmek, sakaların çoğunun aklını çelebilmek çok az efendiye nasip olmuş bir hünerdir. İyi tütü çeken bir efendi kafeslerin alamayacağı sayıda sakayı bir anda ağın içine sokuverir. Sakaların kimi patalya olur, kimi çığırtkan. Kimi de azat pazarında satılacağı, ruhları arındıracakları günü bekler.

Asla istemeyeceği halde, saka kuşu insan eline düştüğünde, serüveni nasıl da insanlarla benzeşiyor değil mi?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR