Sanayi Devrimi, Bira ve İspirtolu İçkiler
15 Ocak 2020 Yeme-İçme Felsefe Tarih

Sanayi Devrimi, Bira ve İspirtolu İçkiler


Twitter'da Paylaş
0

İçmek ve tartışmak bir bütündür ve birbirini tamamlar. Grev zamanında buluşma yeri işçi meyhanesidir. Bu bugün bile geçerlidir.

Genç Friedrich Engels 1840'larda İngiltere'nin işçi bölgelerinden şunları yazar: "Tahmin edileceği gibi işçiler çok içiyor. Glasgow'da cumartesi akşamları 30 bin işçinin zilzurna sarhoş olduğu söyleniyor. Özellikle de ücretlerinin ödendiği ve diğer günlerden daha erken paydos yaptıkları cumartesi günleri, çalışan sınıf berbat durumdaki işçi mahallelerinden kentin ana caddelerine akın ettiğinde sarhoşluğu olanca şiddetiyle görmek mümkün. Böylesi gecelerde, sağda solda yalpalayan ya da kaldırım kenarında sızıp kalan bir sürü sarhoşa rastlamadan Manchester dışına çıkabilmişliğim pek yoktur. Pazar günleri bu sahneler biraz daha az gürültülü bir biçimde tekrarlanır. Ve paraları bittiğinde sarhoşlar en yakındaki rehinciye giderler, henüz satmadıkları ne varsa rehin verirler.“ 19 yüzyıldaki proletaryanın içki düşkünlüğü, 16. yüzyıldaki benzer şikâyetlerle karşılaştırıldığında geçen zamanda pek bir şey değişmediği görülür. Metinler neredeyse sözcüğü sözcüğüne aynıdır. Reformasyon döneminin gözlemcilerini ve sanayileşme dönemi gözlemcilerini sarsan görüntüler, yine sağda solda yalpalayan ya da kaldırım kenarında sızıp kalan sarhoşların görüntüleridir.

Geçen üç asır içinde içmenin ve sarhoşluğun karakteri, niteliği, niceliği ve toplumsal anlamının hiçbir değişime uğramadığı sonucunu mu çıkarma gerekir buradan? Sanayi Devrimi döneminde yaşayan insanlar 16. yüzyılın insanları gibi mi sarhoş olurlar, aynı nedenlerden ötürü aynı içkileri içerek aynı sonuçları mı yaşarlar?

Geçen zamanda içme törelerinde önemli bir değişim yaşandığı kahve ve çay gibi yeni içeceklerin başarısından da belli. Bu içecekler alkolün evrensel içecek rolünü elinden aldı. Ancak onların verdiği ayıklık belirli sınıflarla, özellikle de orta sınıfla sınırlıdır. Ölçüsüzce içki içmek 17. yüzyıldan başlayarak giderek itici gelmeye başlar burjuvaziye. Alkol tamamen dışlanmasa da evcilleştirilir. Burjuva ölçülü ve özel ortamlarında içer (evde, kulüpte). Victoria dönemi İngiltere'sinde meyhane ziyareti neredeyse genelev ziyareti kadar ayıplanır.

Oysa diğer sınıflar için durum bambaşkadır. Onlar, 17 ve 18. yüzyılların kahve kültürüne dahil olmaz. Ortaçağ içki alışkanlıklarına bağlı kalırlar. Alkol proletaryanın hayatında burjuvanınkiyle karşılaştırılamayacak kadar büyük yer işgal eder. İçmek ve sarhoşluk burada aynı sınıfa ait olmanın simgesidir. Arkaik içme ritüelleri -kadeh kaldırmak, içki yarışmaları vs.- başka hiçbir sınıfta işçi sınıfında olduğu kadar korunmamıştır. Bu ritüellerin kalıntılarına işçi meyhanelerinde bugün bile rastlanır. Ama alkolün proletarya için oynadığı rolü yalnızca arkaik içme ritüellerinin korunması şeklinde anlatmak konuyu romantikleştirmek olurdu. İçki içmenin toplumsal aidiyeti simgelemenin yanı sıra, en az bunun kadar önemli bir başka gerekçesi daha vardır: kendini unutmak. İşçiler yaşam coşkusundan değil, içinde yaşadıkları sefaleti hiç olmazsa birkaç saatliğine unutmak için içerler. Gerçi alkol tüm zamanlarda olduğu gibi ortaçağda da bir çeşit "teselli" olmuştur. Geçmişi idealize edip, sanayileşmeden önce çiftçilerin salt yaşam sevincinden içtiklerini, işçilerin ise kötü yazgılarının üstesinden ancak içkiyle gelebildiklerini iddia etmek yanlıştır. İçki içmekte her iki güdü birden vardır.

Ancak 19. yüzyıldaki sanayileşme isçilerin toplumsal sefaletini o kadar artırır ki kaçış güdüsü diğer tüm dönemlerde olduğundan daha ağır basar. Her proleterin içki içerek ara ara kurtulmaya çalıştığı koşulları Friedrich Engels şöyle tasvir eder: "İşçi işten çıkıp yorgun argın eve döner. Evi her tür konfordan uzaktır, nemli, sevimsiz ve pistir. Acilen kendisine neşe verecek, bütün gün çalışıp didinmesine değecek, ertesi günü katlanır kılacak bir şeye ihtiyaç duyar. Sağlıksız durumundan kaynaklanan gergin, bitkin ruh hali; yaşam koşulları, güvenceden yoksun varoluşu, her tür tesadüfe bağlı yaşaması ve durumunu düzeltmek için elinden hiçbir şey gelmemesi nedeniyle katlanılmaz hale gelir. Havasız ortamlar ve kötü beslenme yüzünden zayıflamış bedeni dışarıdan gelecek uyarıcıyı şiddetle arzular. Hoşsohbet bir ortama duyduğu ihtiyaç ancak bir meyhanede tatmin edebilir, dostlarıyla buluşabileceği başka bir yer yoktur. Bu durumda işçi şiddetli içki içme ihtiyacını nasıl duymasın? İçkinin cazibesine direnebilecek gücü kendinde nasıl bulsun? Tersine, bu koşullar altında yaşayan işçilerin alkolün pençesine düşmek zorunda olduğu manen ve madden ortadadır. Diğer çoğu şey gibi alkol kullanımı da sınıfsaldır."

Alkole kaçış ve teselli gibi yeni işlevlerin yüklenmesi, etil alkol yani ispirto oranı çok yüksek yeni sert içkilerle yakından ilgilidir. Ayıltıcı içecekler alanında kahve nasıl yeni bir ürünse alkollü içecekler alanında da damıtılmış içki öyledir. İkisinin de aynı dönemde önem kazanması da tesadüf değildir. İspirtolu içki kahvenin farmakolojik ve toplumsal tersidir. Kahve ayıklık kalitesinde nasıl yenilik yaratmışsa ispirtolu içki de sarhoşluk deneyiminde değişime yol açmıştır. Bu etkilerin tersliğine, bu içecekleri tüketen iki sınıfın karşıtlığı yansır. Kahve burjuva içeceğidir, ispirtolu içkiyse proleterindir.

İspirtolu içki ortaçağdan beri bilinir. Ancak 16. yüzyıla kadar yalnızca ilaç olarak kullanılır. Alkol oranı bu kadar yüksek bir içkiye henüz gereksinim duyulmuyordur belli ki. Aşağı tabakaların besin ve sarhoşluk maddesi olan bira, halka yetiyordur hâlâ. 17. yüzyıldan itibaren ispirtolu içki gündelik içki haline gelir. Sanayileşme için daha sonra büyük önem taşıyacak birçok yenilik gibi ispirtolu içki de önce orduda kullanılır. 17. yüzyıldan beri orduda hüküm süren yeni disiplinin gölgesi gibidir önce. O zamana kadar nispeten özgürce davranan asker birey, 17 ve 18. yüzyıllarda matematiksel-rasyonel organize ordu makinesinin ufak bir dişlisi haline gelir. Kendisine günlük tayınlar halinde verilen ispirtolu içki, işlevlerini sorunsuzca yerine getirmesini sağlayan bir tür fizyolojik-psikolojik makine yağı gibidir. Ordunun ispirtolu içki porsiyonları tam da uyuşturmak için (sarhoş etmek değil) gereken dozdadır ve mekanik ordu makinesine ait bir uzva dönüşür. Daha sonraki sanayi disiplininin ön çalışmasıdır bu.

İspirtolu içecekler geleneksel içki kültürünü öldürür. Geleneksel içki kültürü şarap ve bira üzerine kuruludur, bunlara organik alkollü içkiler denebilir. İçerdikleri alkol miktarı, elde edildikleri bitkilerin içerdiği şeker miktarıyla orantılıdır. İspirtolu içki doğayla olan bu bağı kopartır. Distilasyon, alkol miktarını doğal sınırların çok ötesine taşır. Kabaca söylemek gerekirse, ispirtolu içki geleneksel biradan on kat daha fazla alkol içerir. Bunun çok önemli sonuçları vardır. Bira ve şarap yudum yudum içilirken ve insanlar yavaş yavaş sarhoş olurken, ispirtolu içkiler genellikle bir dikişte içilir ve aniden sarhoş olunur. Sarhoş olma sürecini hızlandıran ispirtolu içkiyle modern çağın diğer hızlandırma süreçleri arasında sıkı bir bağ vardır. Alkol miktarının geleneksel biraya göre on kat artmış olması insanın o zamana kadar gereksinim duyduğu içki miktarının artık onda biriyle kafayı bulduğu ya da o zamana kadar gereken sürenin onda birinde zilzurna sarhoş olabildiği anlamına gelir. Etkinin son raddeye ulaşması, hızlanması ve ucuzlaşması ispirtolu içkiyi Sanayi Devrimi'nin öz be öz çocuğu yapar. Mekanik dokuma tezgâhı dokumacılıkta neyse ispirtolu içki de alkollü içki konusunda odur. Tıpkı dokumanın sanayileşmesi gibi, içmenin sanayileşmesi de geleneksel yaşam biçimleri üzerinde feci etkilere yol açar. 18. yüzyıl İngiltere'sinde ispirtolu içki ve mekanik dokuma tezgâhı el ele vererek geleneksel yaşam ve çalışma biçimlerinin canına okur.

18. yüzyılın başında İngiltere'de halkın içkisi hâlâ biradır. Yüzyılın ortalarında ispirtolu içki tüketimi aniden artar. 1684 yılında yaklaşık iki milyon litre ispirtolu içki üretilirken, üretim 1737'de yirmi milyon litrenin üzerine, yüzyıl ortasındaysa kırk milyon litrenin üzerine çıkar. Bu rakam altı milyon civarındaki bir nüfus için kişi başına yaklaşık sekiz litre içki anlamına gelir

18. yüzyılın ikinci yarısında ispirtolu içki tüketimi azalarak normal bir ölçüye ulaşır.  "İspirtolu içki epidemisi" tarihsel bir olaydır. Ama yine de ve belki de tam da bu yüzden, ucuz ve kuvvetli bir sarhoş edici maddeye duyulan gereksinim ile Sanayi Devrimi arasındaki bağlantıyı gösterir.

İspirtolu içki, biraya alışık İngiliz toplumunda bomba etkisi yaratır. Geleneksel içki içme biçimleri bu ağır içkiyi kaldıramaz. İçki içmek ve sarhoş olmak toplumu bütünleştiren karakterini tamamen yitirir. Alkol sarhoşluğunun yerini de alkol sersemliği alır. 18. yüzyılın tanınmış roman yazarı ve muhabirlerinden Tobias Smollett bu yeni etkiyi döneminin bakışıyla şöyle anlatır: "Öyle bir rezillik hüküm sürüyordu ki hu zehri satan meyhaneciler, insanları bir peni karşılığında sarhoş olmaya davet eden tabelalar asıyorlardı. İki peni karşılığında zilzurna sarhoş olunabiliyordu, üstelik de sarhoşların üzerinde yatıp zıbaracakları samanlar bedavaydı. Sarhoşlar ayılıp kendilerine gelinceye kadar bu iç karartıcı tavernaların samanlarla kaplı odalarında alt alta üst üste yatarlardı. Sonra kalkar bu uğursuz içkinin başına otururlardı yeniden.”

Bu ispirtolu içki epidemisi "korkunç boyutlarda toplumsal bir felaket" olarak nitelendirilmişti haklı olarak. Ama o dönemin kitlesel sarhoşluğuna bir başka toplumsal felaket de yansır aslında. Köyden kente göç denilen şey, yani çevreleme yöntemiyle (büyük toprak sahiplerinin toprakları köylülerin elinden alması) köylünün yerinden yurdundan edilmesi, ispirtolu içki epidemisinin arka planını oluşturur. Köklerinden koparılmış kitleler kente akın eder. Korkutucu, yabancı bir dünyayla karşı karşıya gelirler. Geleneksel benlik, eski kurallar ve yaşam biçimleri geçersizleşir birdenbire. Bunun sonucunda yön duygusu tamamen yok olur.

Bu katlanılmaz yaşamı biraz olsun unutmak için sert içkilere yüklenilir. İspirtolu içki toplumsal sarhoşluk değil alkolik uyuşukluk verir. Böylece insanlar tek başına içki içmeye başlar, sanayileşmiş Avrupa ve Amerika'yla sınırlı bir içki içme biçimidir bu. Halbuki içki içmek, tüm dönemlerde kolektif bir eylemdir.

İspirtolu içki o zamandan beri kötü şöhretinden ve Sanayi Devrimi'nin başlangıcındaki bu vahşi dönemle bağlantısından kurtulamaz. Onun karşısına iyicil alkollü içecek olarak bira konur: Bira altın çağı temsil ediyordur. Mutluluk, hoşnutluk ve sağlığın güvencesi olarak görülür. Biranın dünyası makuldür. İspirtolu içki ise dünyayı rayından çıkarır.

İspirtolu içkilerin henüz bir tehlike oluşturmadığı dönemlerde bile hâkim kanaat budur. Nitekim 1673 yılında İngiliz parlamentosuna sunulan bir dilekçede şöyle denir: "Artık her meyhanede içilen ispirtolu içki İngiltere'ye gelmeden önce, bize güç veren ale ve biraları içerdik. Bu bizim tahıl ekonomimizin lehine olduğu gibi vücudumuza da iyi geliyordu. Bira çalışmayı teşvik ediyordu, zihni bulandırmıyordu ve de ucuzdu. Sert içkileri yasaklamak, majestelerinin, birçoğu ispirtolu içki yüzünden ölüp giden tebaasının sağlığının tümden elden gitmesini engelleyecektir.”

19. yüzyılda bira ve ispirtolu içkilerin bu şekilde karşı karşıya getirilmesi örgütlü işçi hareketinde özel bir anlama kavuşur. Buradaki mesele alkol sorunudur. 19. yüzyıldaki sosyalist harekette alkol sorunu merkezi bir öneme sahiptir. Proletaryanın alkolikliğiyle en iyi nasıl başa çıkacağına dair iki ayrı cephe vardır. Anglosakson-Püriten geleneğe bağlı cephe alkolden tamamen uzak durulmasını savunur. Diğer cepheyse ölçülü alkol tüketimini yani bira içilmesini zararsız bulmakla kalmaz, faydalı bile bulur. İçkiden tamamen uzak durulmasını savunan Avusturyalı sosyalist Viktor Adler, birayı sarhoş ettiğinden değil, rahatlığı teşvik ettiği için yargılar ve sosyalist öz disiplin psikolojisi hakkında fikir edinmemizi sağlar. "Kahrolsun rahatlık!" başlığını taşıyan bir makalede Adler: "Biz rahatlık istemiyoruz, tersine, tüm çalışmamız işçilerin rahatsız olmasını hedefliyor. Biz kendimizi gizlemek istemiyor, her şeyi olabildiğince açıklığıyla görmek istiyoruz. Daha çalışkan, daha becerikli olmak istiyoruz. Alkollü beyinler başkalarının angaryası için koşuştururken yeterli olabilir ama işçi sınıfının kurtuluşu için salim kafalı, soğukkanlı insanlara ve sağlıklı beyinlere ihtiyaç vardır."

Alkolü tamamen reddeden sosyalistlere göre her alkol damlası işçi hareketi için bir tehdit oluştururken, ılımlılar yalnızca yüksek alkollü içkileri tehlikeli bulur. Karl Kautsky, geç 19. yüzyıl sosyal demokratların alkol siyasetini, “Esas tehlikeli olan güçlü alkollerdir” formülüyle özetler. Şarap ve bira kötünün iyisi olarak görülmekle kalmaz, fizyolojik ve siyasi açıdan avantajlı oldukları bile düşünülür. Engels proletaryanın içki bağımlılığını anlatırken bu kötü alışkanlığın tek sorumlusunun ispirtolu içki olduğundan yola çıkar.

Hatta Engels o kadar ileri gider ki dikkatli ifadeler kullanarak ispirtolu içkiler ve siyasi körelmişlik ile şarap ve devrimci mücadele arasında bir denklem kurar. "İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu" başlıklı yazısında şöyle yazar: "Yirmili yılların sonuna doğru sanayi bölgelerinde ispirtolu içkilerin aniden ne kadar ucuzladığını hala çok iyi hatırlıyorum. Çalışan nüfus bu içkinin pençesine düşmüştü. Özellikle de Kuzey Almanyalı işçilerin 1830 olayları karşısında parmaklarını dahi kıpırdatmayacak kadar atalet içinde olmalarının asıl nedeni, o dönemde onlara daha önce hiç olmadığı kadar hükmeden ispirtolu içkilerdir denebilir. Ciddi, özellikle de başarılı isyanlar yalnızca şarap ülkelerinde ya da gümrük engeli koyarak kendilerini içkiden az çok koruyabilmiş ülkelerde yaşanmıştır. Prusya devletinin bu şekilde kurtulması yeni değil.”

Viktor Adler gibi içki perhizcilerine karşı Kautsky, 1891'de sosyalist yasaların kalkmasından hemen sonra, şarap ve biranın işçi sınıfı için zararlı olmak bir yana, onların dayanışması için gerekli olduğunu saptar: "Almanya'da bir proleter için alkolden tamamen vazgeçmek her tür muhabbetten vazgeçmek anlamına gelir. İşçinin evinde salonu yoktur, küçücük odasına buyur edemez dostlarını. Onlarla bir araya gelmek, ortak meseleleri hakkında konuşmak istiyorsa, meyhaneye gitmek zorundadır. Burjuva siyaseti bundan feragat edebilir ama proletarya siyaseti edemez."

Kautsky meyhaneye bu siyasi rolü biçerken, tüm toplantı mekânlarının kapatıldığı ve yalnızca meyhanelerde toplanılabildiği bir dönemi, sosyalist yasalar zamanında Almanya'daki koşulları göz önünde bulundurur. Meyhanenin en başından beri merkezi bir öneminin olduğunu anlamak için Avrupa'daki işçi hareketinin tarihine bir göz atmak yeterlidir. İngiltere'deki ilk işçi birlikleri olan "Friendly Societies" ve "Trade Unions" meyhanede toplanırlar. İçmek ve tartışmak bir bütündür ve birbirini tamamlar. Grev zamanında buluşma yeri işçi meyhanesidir. Bu bugün bile geçerlidir. Kahve rasyonellik, ayıklık, bireycilik gibi özellikleri nasıl uyarıyorsa, alkol de kolektiflik ve dayanışma gibi proletarya erdemlerini uyarır. Viktor Adler gibi, işçinin elinden alkol ve meyhaneyi almak isteyen sosyalist alkol düşmanları, burjuva-Püriten modeli işçi sınıfına uyarlama çabası içindeydiler aslında. Ellerinden gelse proletaryayı dev bir kahvehaneye tıkmak isterlerdi. Oysa Engels ve Kautsky gibi kuramcılar proletarya kültürü ve zihniyetinde alkol ve meyhanenin ne kadar köklü bir yeri olduğunu ve sınıf mücadelesinin onlarsız değil, ancak onlarla birlikte sürdürülebileceğini kavramıştı. Kautsky şöyle der: “Meyhane olmaksızın Alman proleteri için hayat hem muhabbetsizdir hem de siyasetsiz.”

Kaynak: Wolfgang Schivelbusch, Keyif Verici Maddelerin Tarihi, Zehra Aksu Yılmazer, 2020, Kırmızı Kedi


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR