Sartre'dan Edebiyat Üzerine
7 Şubat 2020 Edebiyat Felsefe

Sartre'dan Edebiyat Üzerine


Twitter'da Paylaş
0

“Her yazar okunmak için yazar. Bunu reddeden yazarları takdir edebilirim, ama onlara inanmam.” –Albert Camus

Sartre çok yönlülüğüyle romandan tiyatro oyunlarına, gazetecilikten eleştirmenliğe edebiyatın her alanına uzanmış bir filozof. Edebiyatla böylesine içten ilgilenmiş bir filozoftan manifesto beklememek olmazdı. Sartre da beklentileri boşa çıkarmadı ve Edebiyat Nedir? isimli bir kitap yazdı.

Sartre’ın tezi basit: Çağdaş yazar kendini adamalı. Ancak, adanmışlıktan doğacak sıkıcı bir üretimdense bizi edebiyatta anlam arayışına davet eder Sartre. Tezinin geçerli olduğu alanları açıklığa kavuşturmak için şiir ve düz yazı arasındaki ayrıma odaklanır. Sartre’a göre şiir, resimle, heykelle ve müzikle aynı özellikleri taşır: Adanmışlığı göstermenin çok da mümkün olmadığı bir alan. Adanmışlık için dil araç haline getirilmelidir. Ama Sartre’a göre şiir, dile hizmet eder; bu yüzden şiir bu kadar takdir edilir. Şiir faydacı değildir. İşe yaramayacak kelimeleri göz ardı etmez. Şairler, düz yazı yazarlarının aksine dil sınırlarına uymak zorunda değildir; zaten bu sınırlar dışında hareket eder, dili dışarıdan gözlerler. İlk başta imzalanan sessiz anlaşma şairlere dünyayı olduğu gibi görme izni verir, daha sonra da onu tanımlamaya çalışırlar. Estetikten ve gerçeklerden eşit derecede etkilenir şairler. Bilgi sağlamaktansa sesi ve ruhu dünyayı en iyi yansıtacak kelimeleri ararlar.

Şiirin dünyayı yansıtmasına karşın düz yazı, bir şeyi ya da kavramı en iyi şekilde işaret etmekle alakalıdır. Kelimelerden belirlemek, göstermek, düzenlemek, reddetmek, eklemek, yalvarmak; hakaret, ima ve ısrar etmek için faydalanılır. Bu şekilde de adanmış yazının dünyasına gireriz. Şairin dışarıdan bakışı değişir, düz yazı yazarı dilin içindedir. Sartre şöyle ifade eder bu durumu: “Düz yazı her şeyden önce zihinsel bir tavırdır. Tehlike anında araç kullanmak gibidir. Tehlike geçtiğinde de bu araç bir çekiç miydi yoksa sopa mıydı kimse umursamaz. Önemli olan uzanmak ve en üstteki dala yetişebilmektir. Dil de böyledir: Antenimiz ve kabuğumuzdur. Bizi başkaları hakkında bilgilendirir ve onlardan korur. Duyularımızın bir uzvu, üçüncü bir göz gibidir. Aynı vücudumuz içinde olduğumuz gibi dilin de içindeyiz.”

Sartre felsefi eğilimi böyle anlatmaya başlıyor. Ona göre düz yazı, mesajını olabildiğince hassas şekilde iletecek, amaca yönelik kalıp almaya benzer. Biçimle ilgilenen şiirin aksine düz yazı, etkili bir araçtır: “Bahsedilen her şey saflığını kaybeder. Birine kendi davranışından bahsedersiniz, o davranışı o kişiye açıklamış olursunuz. Kendini gördüğü anda ötekiler tarafından da görüldüğünü bilir. Davranışı gerçekleştirirken farkında olmadığı mimikler, her şeyin ötesinde var olmaya başlar. Bundan sonra nasıl olur da aynı şekilde davranmaya devam etmesini beklersiniz? Ya takıntıyla ve farkındalıkla bu davranışını sürdürür ya da pes eder. Yani bir durumdan bahsederek ben, onu değiştirmeye yönelik niyetimi ortaya koyarım. Durumları kendime ve başkalarına açıklamış olurum. Durumun merkezini hedef alarak afallatmaya ve teşhir etmeye çalışırım. Ağzımdan çıkan her kelimeyle kendime dünyada daha fazla yer edinirim.”

Sartre’ın adanmış yazısında düz yazının potansiyeli de bu görüşten kaynaklanır. Kendini adamış yazar başarıya ulaşmak amacıyla yazar. Kendine asla “Keşke üç bin okurum olsaydı” demez, “Herkes yazdıklarımı okusaydı ne olurdu?” diye sorar.

“Edebiyat nedir?” sorusunu samimiyetle sorarken de Sartre, kendini adamış bir yazar olarak sunar. Amacı bahsetmek ve değiştirmektir. Bizi geleceğe taşımaktır. Şiirin burada yeri yoktur. Sanat için sanat anlayışı kabul görmez.

Ancak elbette, tarz sorusu kolayca arka plana atılamaz. Sosyal ve metafizik ihtiyaçların değişen doğası gereği, yeni tarzlar ortaya çıkmak durumundadır. Bu yüzden de kendini adamış yazar bile, ikinci planda tarzı önemser. Örneğin Edebiyat Nedir?’in tarzına bakarsak Sartre, kendini adamış bir şekilde yazmaz, sadece mesajını olabildiğince doğrudan iletecek bir tarz kullanmaz. Düz yazısı şairane bir üslupla harmanlanmıştır ve böylece sağlam temellendirdiği argümanını, eğlenceli bir akışla takdim eder. Edebiyatın ne olduğu sorunundan uzaklaşarak bize sadece zevkle okuyacağımız başka boyutlara taşır ancak ana konudan çok da saptırmaz.

Belki de Sartre’ın anlatısını güçlendiren bu tarzdır. Tıpkı bir dokuma işçisi gibi farklı renk iplikler alarak zengin bir duvar kilimi yaratır ve bunu fark ettirmeden yaparak bizi etkilemeye çalışır.

Derleyen: Ata T.

(Philosophy Now)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR