Satranç: İnandına Yaşamak Hadisesi
16 Ağustos 2017 Ne Haber

Satranç: İnandına Yaşamak Hadisesi


Twitter'da Paylaş
0

Satranç sonsuz olasılıkların oyunu olsa da  Zweig'ın kalkıştığı bu oyunun daha başından berabere biteceği belliydi: Zweig'ın kaybettiklerine karşılık Hitler'in savaşı kaybetmesi.
Özgenur Korlu
Stefan Zweig, kendi ellerinden gelecek ölüme beş kala, hesaplaşmak istediği ne varsa masanın öbür ucundaki bsandalyeye oturtur: Artık tanıyamadığı bir yere dönüşen Avrupa'yı, geride bırakmak zorunda kaldıklarını ve Hitler'i. Bu bir hesaplaşma olsa da ne ağızdan dökülen dolambaçlı küfürler vardır ortada, ne de masanın üstünde bir silah. Ama boş değildir masanın üstü, bir kitap vardır: Satranç. Satranç, sonsuz olasılıklarının oyunu. Sadece dört hamlenin sonunda, oyuncuların düşünmesi gereken 300 milyar seçeneği oluyor. Gökteki galaksilerden daha fazla 40 hamleli oyun var. İşin daha da ilginç yanı, bütün bu bilinmezlik, bilinen tek bir âna kavuşabilmek için: Şah mat! Satranç sonsuz olasılıkların oyunu olsa da  Zweig'ın kalkıştığı bu oyunun daha başından berabere biteceği belliydi: Zweig'ın kaybettiklerine karşılık Hitler'in savaşı kaybetmesi. Bir kovalamaca oyununa dönmüştü Hitler ile ilişkisi. Sanki Zweig kaçıyor, Hitler kovalıyordu. Önce İngiltere'ye gitti, Hitler adım adım sarmaya başladı İngiltere'nin etrafını. Sonra Atlantik'i geçip yeni kıta Amerika'ya vardı. İntiharından 2 ay 15 gün önce Pearl Harbour'da Amerikan Donanması Japonlar tarafından vuruldu. Zweig o sırada Brezilya'daydı. Hitler onu yine bulmuştu. Satranç, 1941 yılında basıldı. Stefan Zweig, Dr. B'nin öyküsü üzerinden kendisini anlatıyordu belki de. Onun da aynı Dr. B gibi Nazizm ve Hitler'i dize getirecek hamleleri kafasında planladığı hayat hikâyesini okuyunca anlaşılıyor: Kitapları yakılırken dahi ülkesinden gitmek istememesi, Hitler Avrupa'da ilerlerken yönünü New York'a çevirmesi bunun en büyük göstergesi. Ama tıpkı Dr. B'nin Czentovic'in her hamlesini tahmin edebildiğini sanıp, boş yere "Şah mat!" diye bağırması gibi, Pearl Harbour bombalanması, berabere bitmesi muhtemel bu oyunun kaderini erteledi. Dr. B'nin aksine Zweig oyunu kazandığını değil, oyunu kaybettiğini zannetti. Ölümünü maden suyuna karıştırıp, eşi Lotte ile birlikte içti. Nâzım Hikmet, birçok şeyin yanısıra, yaşlı bir adamın intiharının çok hüzünlü olduğunu da anlatır Memleketimden İnsan Manzaraları'nda. İnadına yaşamanın en güzel dizelerini yazmış şair için, hayatı layıkıyla içine çekecek vakti olmuş birinin, kendi elleriyle ölüme gitmesi çok üzücüdür. Zweig, ölüme kendi elleriyle giderken 60 yaşındadır. Tuhaf olan şu ki Zweig'ı ölüme iten Hitler de çok sürdüremez oyununu. Üç yıl sonra o da kendi elleriyle yürür ölümüne. Gerçek savaş denkler arasında yapılır, kimse sağ kalmaz. Bu satranç oyunu, başından belli olduğu gibi, geç de olsa berabere biter. Bu kez oyunun kaderini değiştirip, taraflar sağ kalmasa da oyunu hak beraberliğe götüren, zihinde oynanıp kendi kendine kaybedilen bir satranç oyunu değildir. Ama üç yıl daha sürecek kanlı savaş, bir başka satranç oyununa benzetilebilir. Zweig'ın ölümünden bir yıl sonra doğan ve 29 yaşında Dünya Satranç Şampiyonu olan Bobby Fischer, beraberliğin yeteceği maçlarda bile agresif oynayıp kazanmaya odaklanmıştır. Zweig, intihar ettikten hemen sonra Amerikan tarihinin en büyük bütçesiyle savaşa tam anlamıyla dahil olan Roosevelt yönetiminin de yaptığı budur. Ama mühim olan politikacıların isimleri, satranç tanrılarının tatikleri değil. Mühim olan, bırakmanın, susmanın hatta ölmenin kolay olması. İşte bu yüzden kalemini elinden hiç bırakmadı yukarıdaki tatlı fotoğrafın kişileri, Yaşar Kemal ve Vedat Türkali. İşte bu yüzden Nazım Hikmet, hüzünle anlatırken yaşlı adamın intiharını, haykıra haykıra neşe ile öğütlüyordu 70'inde zeytin ağacı dikmenin önemini: Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. Hayat, sonsuz olasılıkların toplamı. Daha reşit olup hayatımızın iplerini elimize alamadan, yaşamımızı herhangi bir yöne akıtabilmek için 300 milyardan fazla seçenekle boğuştuk, boğuşuyoruz. Sıradan bir günde ayağımızı sokağa attığımızda, gökteki yıldızlardan daha fazla fırsat ve felaket bizi bekliyor. İşin ilginç yanı nasıl yaşarsan yaşa sonunda beze sarıp topraktan bir kutuya koyacaklar bizi. Ama şah mat hadisesinden farklı olarak ölüm, acıklı, hüzünlü ve herkes öleceği için de klişe. Ama yaşamak, her daim, her koşulda ve bütün olasılıklarla: İnadına!

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR