Savaştan Arta Kalan
17 Mart 2020 Edebiyat Kitap Roman

Savaştan Arta Kalan


Twitter'da Paylaş
0

Savaş sonrası İspanyasının bir panoraması sayılabilecek tematik yapısıyla dikkat çeken roman; çok katmanlı kurgusal yapısı, akıcı üslubu, canlı dili, şaşırtıcı sonu ile okuru metnin derinliklerine çekiyor.

İspanyol edebiyatının önde gelen isimlerinden Juan Marse’nin Şanghay Büyüsü adlı romanı, Jaguar Yayınları’ndan Gökhan Aksay’ın İspanyolca aslından çevirisiyle yayımlandı. Kendisi de iç savaş yıllarında Barcelona’da doğan Marse, romanlarında iç savaşın yarattığı toplumsal travmaları, sınıflar arası çatışmaları tema olarak işlemiştir. Şanghay Büyüsü yazarın 90’lı yıllarda yayımlanan Guinardo Bulvarı adlı eserinden sonra Türkçe’ye çevrilen ilk romanı.  Babasını savaşta kaybetmiş Daniel adında on dört yaşında bir çocuğun anlatıcı kahraman olduğu Şanghay Büyüsü, savaşın geride bıraktığı yıkımın ve bu yıkımın ortasında parçalanmış ailelerin, yitirilen düşlerin romanı. Barcelona’nın yoksul mahalleleri, açlık çekenler, babasız çocuklar, evlatlarını yitirmiş babalar,  ülke hasreti çeken siyasi mülteciler gibi savaştan geriye kalanların odağa alındığı roman, çok katmanlı yapısıyla okurun beklentilerini tersyüz etmekte oldukça mahir. Klasik bir savaş sonrası anlatısıyla karşı karşıya olduğumuzu düşünürken düşle gerçeğin, sadakatle ihanetin iç içe geçtiği şaşırtıcı ve büyülü bir hikâye ile karşılaşıyoruz. Romanda çerçeve hikâyenin içerisinde ustalıkla işlenen çekirdek hikâye okurda Binbir Gece Masalları’nda olduğu gibi efsunlu bir heyecan yaratıyor.

Roman genel hatlarıyla iki mekândaki iki ana hikâyeye dayanıyor. Yakın tarihin en önemli olaylarından biri olan İspanya İç Savaşında Cumhuriyetçilerin faşistler karşısında aldıkları trajik yenilginin geride bıraktığı, yıkımın kol gezdiği Barcelona’da Daniel’in hikâyesi ve 1940’lı yıllarda milliyetçilerin hâkimiyetinde olan ama komünistlerin ayak seslerinin duyulduğu, sefahat âlemlerinin, Avrupalı zenginlerin, gangster çetelerinin büyülü bir atmosfer oluşturduğu Şanghay’da Kim’in hikâyesi.

Savaş Yıkım ve Barcelona

Romanın Daniel’in sesi ve gözüyle anlatılan çerçeve hikâyesi, iç savaşın olanca tahribatının izlerini taşıyan Barcelona’da geçmektedir. Barcelona bütün ayrıntılarıyla yıkımın, parçalanmışlığın, yoksunluğun temsili; vahşice yok edilen özgürlükçü ideallerin, insanca yaşama arzusunun müşahhas karşılığıdır. Anlatıcı kahramanımızın arkadaşlık ettiği Susana, iç savaşta cumhuriyetçilerin safında kahramanca çarpışmış bir anarşist olan babası Kim’in yolunu gözleyen veremli bir kızdır. Roman boyunca anlatının odak noktasında Susana ve babası Kim’i görüyor, Daniel aracılığı ile bu ikilinin gâh gerçekçi gâh büyülü hikâyeleriyle karşılaşıyoruz.

Barcelona’da geçen hikâyemizin bir diğer önemli kahramanı ise Kaptan Blay’dır. Kaptan Blay iç savaşa iki oğlunu kurban vermiş eski bir direnişçidir. Uzun bir zaman eve kapanan Blay günün birinde dışarı çıkmaya karar verir ve Daniel’in korumasında Barcelona sokaklarını arşınlamaya başlar. Kaptan Blay ve Daniel ile arşınladığımız Barcelona sokaklarında savaşın yarattığı trajedinin izleriyle karşılaşırız. 

Romanın başında bizi karşılayan, mahalleyi bir ağ gibi saran dayanılmaz gaz kokusu ve fabrikaların bacalarından sızan dumana karşı mücadele etmeye çalışır Kaptan Blay. Kaptan’ın bu mücadelesi faşist rejime karşı sürdürülen pasif direnişi sembolize eder. Kaptanın umutsuz mücadelesinin toplum nezdinde gülünçlükle karşılanması da faşist rejim özelinde otoriter rejimlerin toplumun direnme umudunu kırmalarını simgelemektedir. Toplumun Blay’ın mücadelesine verdiği tepki, faşist bir rejime itaatin toplumun kodlarına ne şekilde işlediğini gösterir bize. Kaptan Blay halkın bu durumunu şöyle değerlendirir: “Boğazına kadar boka batmış bunlar. Ama anlamaya niyetleri yok. Rejime yapışıp kalan zavallı sülüklerdir bunlar” (s. 86). Umutsuz direniş Kaptan ile sembolize edilirken Kaptan’ın uğradığı son da direnişin akıbetini göstermekte.

Belirsizlik, Sefahat ve Şanghay

Susana’nın mülteci babası Kim’in merkezinde olduğu çekirdek hikâye Şanghay’da geçmektedir. Kim’in Şanghay’da yaşadığı maceraların anlatıldığı hikâyeyi Susana ve annesinin evine yerleşen Kim’in yakın arkadaşı Forcat’ın ağzından dinlemekteyiz.  Her öğleden sonra veremli Susana’nın odasında kimonosuyla arzı endam eden Forcat, bir meddah edasıyla Kim’in maceralarını anlatmaya koyulur. İntikam alma dürtüsüyle savaş suçlusu bir Nazi albayının peşinden Şanghay’a sürüklenen Kim, hikâyenin sonunda en yakınının ihanetine uğradığının farkına varır.

Bu sırada Şanghay, İspanya’da devrimcilerin acı yenilgisiyle sonuçlanan iç savaşın benzeri bir politik atmosferin içerisindedir. Milliyetçilerin elinde bulunan kent; barları, genel evleri, batılı zenginleri ve gangster çeteleriyle Uzakdoğu’nun büyülü dünyasının bütün renklerini barından bir zevk ve sefahat âlemini yansıtır. Bunun yanında kentte herkesi derin bir telaşa sevk eden belirsiz gelişmeler de yaşanmaktadır. Chen Yi liderliğindeki komünist birlikler kente oldukça yaklaşmıştır. Komünistlerin kenti ele geçirme ihtimali, şehri iliklerine dek sömüren batılı beyaz adamların dehşete kapılmalarına sebebiyet vermiştir. Böylesi bir ortamda okur olarak Kim’in Nazi subayını öldüreceği anı heyecanla beklerken beklentilerimizi tuzla buz edercesine kurgunun bambaşka bir şekilde sonlandığına tanık oluyoruz. Forcat’ın anlattığı hikâyenin arzu ve beklentilerimizin tam aksi istikametinde sonuçlanmasıyla yaşadığımız şaşkınlığı atlatamadan roman sonunda Kim’in asıl gerçekliğiyle yüzleşerek hepten sersemliyoruz.

Sonuç olarak İspanya İç Savaşının ardında bıraktığı toplumsal yıkıntıyı, İspanya toplumunun faşist Franco rejimi altında yaşadığı zor zamanları işleyen Şanghay Büyüsü romanı, savaşın sakat bıraktığı bir toplumun yaşantısına odaklanıyor. Savaş sonrası İspanyasının bir panoraması sayılabilecek tematik yapısıyla dikkat çeken roman; çok katmanlı kurgusal yapısı, akıcı üslubu, canlı dili, şaşırtıcı sonu ile okuru metnin derinliklerine çekiyor. Romanda savaştan geriye kalan mağdurların yaşamı kadar iç savaşta bizzat çarpışmış devrimcilerin dünyası da mercek altına alınıyor. İç savaşta kahramanca çarpışan devrimcilerin sürgünde yaşadıkları, aileleri ve ülkeleriyle ilişkileri, parçalanmış benlikleri, aşkları ve ihanetleri de Marsé’nin gözünden kaçmıyor. Bu hâliyle iç savaşın sirayet ettiği bütün hayatları büyük bir dikkatle aktarmayı başarıyor. Savaşın hayatları, değerleri, gerçeği nasıl ters yüz ettiğini anlatan yazar, bu durumu edebi kurguya da taşıyarak karakterleri, olay ve olguları aynı şekilde ters yüz etmekten geri durmuyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR