Selçuk Akyüz • Farma
24 Haziran 2018 Öykü

Selçuk Akyüz • Farma


Twitter'da Paylaş
0

Çiftlikten kaçalı çok oldu. Orada hepimizi ilaçlıyorlar. Yediğimiz yemek, içtiğimiz su ve soluduğumuz hava her an denetim altında. Doğum yerimiz, saatimiz kayıt altında. Bir adımız olabilir ama bu göstermelik bir şey. Ailemizle aramızda duygusal bir bağ kurmamız için var. Aslında herkes sayısal. Herkesin kendine has, alfa numerik bir damgası var. Çiftlik kayıt defterine işleniyorsunuz. Ölene kadar cam gözlerle sizi izliyorlar. Her hareketiniz takip ediliyor, veriye dönüştürülüyor ve ileride yapacağınız hareketler hesaplanarak size özgür gelecek ve seçme hakkı olarak sunuluyor. Mutlu değilseniz üretkenliğiniz düşüyor. O zaman beyninizi süngere çeviren ilaçlar veriyorlar. Çünkü mutsuzluk veba kadar bulaşıcı. Mutlu olmasanız bile mutlu, üretken ve işe yarar görünmek zorundasınız. Damızlık olarak kendinizi kurmanız gerek. Çiftlik içinde çiftlik kurmanın sizi mutlu edeceği söyleniyor. (Bunun için yüzlerinize boyalar sürüp toynaklarınızı örten tuhaf ama pahalı ayakkabılar giyseniz iyi olur.) Çiftlik kantininde mutluluk hariç her şey satılıyor. Mutluluk yerine onunla aynı etkiyi yarattığı söylenen eğlence adlı özel bir ışık geliştirdiler. Akşam işlikten barınağa döndükten sonra küçük kutulardan gözlerinize bu ışıklar sıkılıyor. Mutluluğa benzer hormonlar salgılayıp uyuyorsunuz. Çiftlikte gözlerimiz kapalıyken daha mutluyuzdur. Birbirimizin gözlerine bakmamızı ve orada ne kadar yalnız-dolu olduğumuzu görmemizi istemiyorlar. Çiftlikten çok uzaklarda var olduğu söylenen tropik bir adada, hayatta kalmaya çalışan zavallı sığırların dramlarını izleyerek eğleniyoruz. Çiftlik yönetimi özel besi sığırlardan seçiliyor. Bu seçkin sığırların "İnek Bayramı" gibi ayrıcalıklı etkinlikleri oluyor. Onlara, "Sizler sığır değilsiniz, bu çiftliğin aydınlık geleceğisiniz. Size güveniyoruz," diyorlar. Yahudilere dokunmak istemeyen Naziler gibi, sığırları sığırlara yönettiriyorlar. Ortak akla vurgu yapılıyor her yerde. Bu ortak akılla yürütülmeli çiftlik; bir plana, programa göre olmalı her şey... Her şey küçük kutulara ayrılarak hesaplanabilir mekanlara dönüştürülüyor. Sonra bu mekânlar kaç sığır alır diye hesaplanıyor. Bu yüzden 20-30 katlı küçük kutularda üst üste, sıkış tıkış barınıyoruz. Kutular 1+1 olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısım yemek için, ikinci kısım dışkılamak için. Bu yüden 1+1 barınaklarda hayat asla 2 etmiyor. Yönetim bunun farkında olduğu için çeşitli önemler üzerinde çalışılıyor. Örneğin bir rahminiz varsa en az üç sığır doğurmanız isteniyor. Biri bugün için, biri yarın için, biri de ölenlerin yerine geçsin diye. Yoksa çiftlik zamanla yok olur ve hepimiz çayırlarda başı boş bir halde kurda kuşa yem oluruz. Oysa çiftlik güvenli ve bizi salâha çıkaracak. Bu yüzden bin beş yüz yıldır her gün 5 kez bu anons yapılıyor. Ama bir türlü salâha çıkan olmuyor. Oysa çiftlik, görünürde renkli ve bereketli. Her şey var. Üstelik herkese iki-üç kez yetecek kadar... Ama neye elinizi atsanız, "Kusura bakmayın, bu başkasının," diyorlar. Bu yüzden herkes kendi dışında, başkası olmaya çalışıyor. Çiftliği denetleyip bokları temizlemekle görevli sığırlara kendilerini özel hissetsin diye arazi araçları veriliyor. Yüksek oldukları için yırtmış, başarılı olmuş örnek sığırlar olarak aramızda dolaştırılıyorlar. "İyi bir sığır olursanız, bir gün siz de başkası olabilirsiniz," diyorlar. Bu yüzden herkes ve her şey yer değiştiriyor. Fakat her şey yer değiştirdiği için bu trafiğin denetlenmesi sorun haline geliyor. Neyse ki bu görevi de sığırlar olarak biz seve seve üstleniyoruz. Beynimiz ve uzantısı olan gözlerimiz kablosuz üvendirelerle sürekli dürtülerek güdülüyor. Bu beyaz dokunun içinde olup bitenleri, iletiler vasıtasıyla çiftlik yönetimine raporluyoruz; etimizin altına mutluluk veren bir hormon yayılıyor. Gönderdiğimiz iletiler; toplanıyor, veriye dönüştürülüyor, beynimizin haritası çıkarılıyor. Böylelikle gittiğimiz yerler, hep gitmek istediğimiz yerlermiş gibi görünüyor ve çiftlik, başkaları olmaya çalışan kendisizleri üretmeye devam ediyor. Bana gelecek olursak, eski bir kendisiz olarak on yıl içinde başıma gelecekleri tahmin edebiliyorum. Bu yüzden çiftlikten uzakta, baharın kırıldığı yerdeyim. Dağlar, tepeler benim. Hiç ses yok ama her şey titreşiyor. Arılar, çiçekler, hindibalar... İstediğim çiçekleri yiyebiliyorum. İstediğim yere dışkılayabiliyorum. Burnum siyah ve ıslak. Omuzlarım geniş. Boynuzlarım parlak ve güçlü. Burada çiftlikten kaçan başka sığırlarla yaralarımızı sarmaya çalışıyoruz. Her şeyi tekrar anlamam ve hayvan olmam zaman alacak. Ama bu veriyi, söylendikçe eksildiği için, yalnızca taşaklarımdaki dölün içinde saklayacağım.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR