Sen de mi Lübnanlı?
5 Kasım 2019 Edebiyat Roman

Sen de mi Lübnanlı?


Twitter'da Paylaş
0

Romanda bütün olayları başkahramanın gözünden görüyoruz. Onun gibi düşünüyor, onun gibi hareket ediyoruz.

Levent Bakaç’ın kaleme aldığı Sırr-ı Müphem geçtiğimiz günlerde Dipnot Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı. 2008 yılından beri çevirmenlik yapan Bakaç’ın ağırlığı edebiyat olmak üzere yaklaşık otuz tane yayımlanmış çevirisi var. Bunların içinde Kafka, Joseph Roth, Goethe, Marcel Bayer, Stefan Zweig, Nietzsche gibi yazarlar bulunuyor. Sırr-ı Müphem yazarın ilk romanı. Belirsiz bir atmosferin içinde yoğrulan metin, daha önce defalarca kelimelerle peşine düştüğü Kafka’ya nazire yaparcasına okuyucuya büyük bir soru soruyor. Bir gün yataktan terörist olarak uyansanız ne yapardınız?

Roman İstanbul, Berlin ve Lübnanlı ekseninde ilerliyor. Lübnanlı bir ülkeye mensup bir kişi gibi gelebilir fakat işin aslı öyle değil. Hacmi o kadar geniş ki bütün dünyayı kapsayabiliyor. Belki bir insan, belki bir ağaç kavuğu, bir sokak, bir mekân ya da bir şehir dolusu adam bile olabilir Lübnanlı. Bu denli kapsayıcı bir varlığın peşine düşmek, terörist olmayı hayal eden bir adamın tek gayesi. Kapı komşumuzdan bile şüphe duyduğumuz bir dünyada, insanların birbirleriyle olan karmaşık ailevi ilişkilerinin tuhaflıkları gerçek dünyamıza pek de uzak değil. Kahramanımız bu bilinmezliği ortadan kaldırmak için geçmişinin peşine takılıyor. Çok iyi paralar kazandığı işinden ayrıldıktan sonra Berlin’in karanlık sokaklarında insan avına çıkıyor. Kaybedecek bir şeyi yok. “Bir adım geriledim ve etrafıma baktım. Sahil boyunca uzanan geniş yürüme yolunda hiç kimse yoktu. Beni delik deşik etse kimsenin ruhu bile duymazdı. Birdenbire ölümle burun buruna gelmeme rağmen oldukça sakindim.” Sırr-ı Müphem’de herkes birbirini hem tanıyor ama hem tanımıyor. Lübnanlı bir nefes kadar ensemize yakın olsa da bir o kadar da ulaşılamayacak mesafede.

levent bakaçRomanda bütün olayları başkahramanın gözünden görüyoruz. Onun gibi düşünüyor, onun gibi hareket ediyoruz. Ben anlatıcı çoğu zaman okurda güven duygusu uyandırır, özdeşlik duygusu uyandırmaya yakındır, bu yüzden çok sağlam bir karakter olarak kurgulanması gerekir. Sırr-ı Müphem ilk kelimesinden son kelimesine kadar güvenilir bir anlatıcıya sahip diyemeyiz. Bu durum okurun romanın ilk bölümlerinde bocalamasına neden olabilir. Ancak yazarın takındığı tutum süreklilik arz ettiği için sayfalar ilerledikçe anlatıcının nükteli diline inanmaya ve gülümsemeye başlıyorsunuz. İddialı girişin verdiği terörist olma inancı, anlatıcının iç dünyasına işlemiş. Bilinç akışı tekniğinin başarılı biçimde kullanılması karakterlerin iç dünyalarının ve bilinçlerinin daha görünür olmasını sağlıyor. Herkesin farkında olan o göz, Lübnanlının varlığı, inanmaya hazır okuru her daim diri tutmaya yetiyor.

İlk roman olarak Sırr-ı Müphem okuyucunun ağzında Quentin Tarantinovari bir tat bırakıyor. Hep yarım kalmış ama her zaman merak edilen.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR