Sevgili İnsanlık
12 Kasım 2018 Öykü

Sevgili İnsanlık


Twitter'da Paylaş
0

Evden her sabah çıkmak zorundayım. Bunun başka türlü olmasına yaşamın kuralları izin vermiyor. Oysa, eski zaman ceviz bir masada, eski zaman hasır bir koltukta, eski zaman bir abajurun sarı ışığı altında soluksuz okumak istiyorum. Okumaktan yorulduğumda düşünmek, düşünmekten yorulduğumda da bir kâğıda içimi dökmek. Yazmanın, profesyonel yazmanın asla iç dökmek olmadığını bilmeme rağmen. Hayatlarımızın kurmalı saatlerinin izin vermedği şey bu! Sonunda bunları düşünmeyi akşama erteleyip gene de mutsuz bir yüzle çıkıyorum evden. Bazan hafif bir yağmurda şemsiyemle, bazen sabah ayazında montla, güneşi hiç hatırlamıyorum. Bir adım atıyorum. On adım atıyorum ve sonunda cadde devasa önümde uzanıyor. Bu asık onlarca yüzün kendine küskün hallerine baktıkça kafamı ayaklarıma indiriyorum; yanlarından usulca, çaktırmadan ve kolektif işlenen bir tarih suçunun ortağı olmanın utancıyla geçiyorum. Boğaz kenarında vapur beni bekliyor. Onun ötesinde de otobüs. Vapurlara biniyorum, vapurlardan iniyorum. Otobüslere biniyorum, otobüslerden iniyorum. Yokuşları çıkıyorum, yokuşlardan iniyorum. Dört yanımda daima insan telaşları, araba gürültüleri. Kaşları öfkeli amca karşı kaldırımda yere tükürüyor. O geçip giderken tükrüğünün yarısının ayakkabısının tabanına yapıştığını o değil ben görüyorum. Genç öğrenci vucutları telaşla, onları okula götürecek araçlara yetişmeye çalışıyor. Bu vucutlarla bu kafaların aynı yerde olamayacağını anlıyorum. Elinde çantası, kafasında jölesi, üstünde takım elbisesi bir bey, üç adımda bir kravatını düzeltiyor, bu işe bir anlam veremiyorum. Atm önünde bir gececi uyuyor. Soğuk sabahlarda top gibi kıvrılmış oluyor, ılık sabahlar bacakları yay gibi gerilmiş. Yirmi yıl önce olsa dükkân kepenklerinin gürültüsüyle irkilecektim şimdi en sessiz onlar işini hallediyor. Dükkân önlerinde her sabah kaldırdıkları toz beni rahatsız etse de buna pek aldırmıyorum. Bu koca şehirde yürürken ve düşünürken kimsenin beni tanımadığını bilmenin bir rahatlığı, bir mutluluğu vardır elbet, fakat az sonra işyerine vardığımda o tek mutluluk da kayboluyor. Müdür dünkü Galatasaray maçından bahsediyor, kadın çalışanlardan biri bebeğinin dün gece kendisini uyutmadığından, bir  başkası adını sık sık duyduğum bir televizyon dizisinden. Başka biri atlıyor konuya ve dizi bölümlerini topluca internetten izlediğini öylesinin daha keyifli olduğunu söylüyor. Sesler git gide yükseliyor, gelenler çoğalıyor, çay demleniyor, bardak kaşık sesleri gelmeye başlıyor. Uzun masanın kenarlarına küme küme börekler, simitler yayılıyor. Bu sabahların çoğunda konuşmaya pek kelime bulamıyorum, suskun akşamı bekliyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR