Şeyhmus Diken: "Şimdilerde ciddi bir  kopuş diyelim..."
30 Temmuz 2018 Söyleşi

Şeyhmus Diken: "Şimdilerde ciddi bir kopuş diyelim..."


Twitter'da Paylaş
0

Siyasal erkin, bürokrasinin, üniversitenin resmi tarih yazımı/söylemiyle sıradan insanın hafızasında ret ve inkâr üzerinden bir arka plan yaratması. 

Pek çok kitap yazdın. Ahım Var Diyarbakır da son kitabın. Bu kültür yazılarınla Kürt halkının kimliğinin bilinenleri yanında pek bilinmeyen zenginliklerini de açığa çıkarmaya çalışıyorsun...

ŞD: Evet, bir anlamda edebiyatın gücüne sığınıp sözlü ve yerel tarihin zenginliğinden de yararlanarak eski hikâye anlatıcılarının halen ölmediğini, yazının el verdiği ölçüde okurla buluşturmayı deniyorum diyeyim.

Ahım Var Diyarbakır aynı zamanda bir şehir kitabı. Diyarbakır’ın önemli bir kültür şehri olduğunu ne kadar anlatsak az gelir. Ne
dersin?

ŞD: Elbette öyle. Tarih boyunca yolu bölge ile kesişmiş muktedirlerle, “barışık” ya da “kavgalı” bir coğrafyanın başat şehrinden söz ediyoruz. Her gelen kendinden izler bırakmış. Sonra tarih sahnesinden çekilip gitmiş. İşte o izlerin insana ve mekâna değen hikâyelerini hafıza üzerinden yeniden kayıt altına almak, bütün mesele bu!

Peki sence Kürtlerin bizim coğrafyamızdaki kültürü üstüne yeterince yazılıyor mu?

ŞD: Tabii ki yazılmıyor. Kürt sadece kendi yarasına merhem olmaya çabalıyor, yettiğince! Kaba hatlarıyla “bin yıllık kardeşlik”ten söz ediliyor sürekli. Ama bu soyut kardeşliğin ete kemiğe bürünmüş halinden söz etmeyi, eşitler arasındaki ilişkilenme üzerinden söz etmeyi hiç mi hiç denemiyor muktedir “kardeş”. Ötekini, sürekli ötekileştirerek âdeta...

Şeyhmus Diken Diyarbakır

Sur ve yıkıma uğratılan şehirlerin sıradan insanlar üstündeki etkisinden söz eder misin?

ŞD: Sur/Suriçi ve diğer Kürt şehirlerinin yıkıma ve felakete uğratılması insanlar üzerinde travmatik bir hal yarattı. Kırgın ve küskün bir ruh hali diyelim. Bu halin içine hep telaffuz edilen “birlikte yaşam” mevzusunun güven meselesini de yeniden masaya yatırdı. 

Peki bu ülkenin batısında yaşayanların aynı ülkenin doğusunda yaşanan onca acıya karşı duyarsızlığının nedenleri nedir sence?

ŞD: Cumhuriyetin reel politik tarihi boyunca dili, tarihi, kimliği ve kültürüyle ayrı olan Kürt halkının resmi tarih boyutuyla hep yok sayılması. Siyasal erkin, bürokrasinin, üniversitenin resmi tarih yazımı/söylemiyle sıradan insanın hafızasında ret ve inkâr üzerinden bir arka plan yaratması. Bütün mesele budur. 

Diyarbakır’daki günlük hayatın bugünleri bir on yıl öncesine göre nasıl farklılaştı?

ŞD: Birlikte yaşam bir ütopya değil realite iken, şimdilerde ciddi bir kopuş diyelim. Bir yanda bölgeye ayrılan kaynaklarla vitrin süsü diyebileceğimiz kent mobilyası benzeri parlatılmış, cilalı ikna çalışmaları. Öte yanda Osmanlı’nın son yüzyılından cumhuriyete kalıt iki yüz yıllık devasa Kürt sorununun bütün çözümsüzlüğüyle hem de uluslararasılaşarak orta yerde zuhur eden hali pür melali.

Sen neler yapıyorsun, neler yazmayı tasarlıyorsun?

ŞD: Kentin insan ve mekânlar üzerinden şimdiye dek deşilmemiş, yazılmamış hikâyelerinin izini sürmek. Bu hikâyeleri edebiyat okurlarına aktarmak. Çok fantastik bir hikâye üzerinde çalışıyorum. İçinde oyunlar olan, dönemsel bir altüst oluş. Ahım Var Diyarbakır ve Gittiler İşte’nin içindeki hikâyelere benzer bir hikâyenin bir kitaplık tekil hali... • S.G.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR