Şeylerden Yana
12 Aralık 2018 Edebiyat

Şeylerden Yana


Twitter'da Paylaş
0

Francis Ponge’un gündelik yaşamın nesnelerine bambaşka bir ilgiyle odaklanması, yazıyla estetik olana değil salt olmakta olana ulaşma arzusundan kaynaklanır.

Francis Ponge (1899-1988) Montpellier’de doğdu. İlk metinlerini École normale supérieur’ün sınavlarına hazırlanmak için geldiği Paris’te, lise yıllarında oluşturmaya başladı. Sözlü sınavda ağzından tek cümle çıkmadığı için École normale’e alınmadı. Üstadı Paulhan’a adadığı ilk şiir derlemesi Douze petits écrits (On İki Küçük Yazı) 1926’da Gallimard tarafından yayımlandı. Dönemin önemli gerçeküstücü dergisi Le Surréalisme au service de la révolution’un ilk sayısında yayımladığı metin bu harekete bağlı tek metniydi, zira “düşlerden” değil, “sonuna kadar şeylerden yana”ydı o. 1930’lara denk gelen o dönemde üstüne çalışmaya başladığı Le parti pris des choses (Şeylerden Yana) 1942’de yayımlanacaktı. Ponge yazının sınırlarını yeniden keşfeden kendine has biçimi ve üslubuyla edebiyatın kodlarını ve olanaklarını bu eserle birlikte masaya yatırdı. 1940’lı yıllarda –başta Camus, Blanchot, Sartre tarafından olmak üzere– adından epey söz edildi: Kitabın yayımlandığı yıl Café de Flore’da ilk kez karşılaşan Camus ve Sartre’ın arasında geçen ilk sohbet Ponge şiirine dairdi. 1960’larda Tel Quel ekibi onu âdeta tanrılaştırdı. Edebi panoramada ona büyük yer ayıran Philippe Sollers’in 1967’de yazarla yaptığı bir dizi söyleşi daha sonra Entretiens de Francis Ponge avec Philippe Sollers (Francis Ponge’un Philippe Sollers’le Söyleşileri) ismiyle kitaplaştırıldı. Yazar olgunluk çağını geç tatmış olsa da oldukça verimli geçirdi. Dilin sunduğu ifade biçimleriyle şeylerin büründüğü biçimleri uzlaştırma kaygısıyla hayatının sonuna dek yazdı.

Francis Ponge’un metinleri ifadenin trajedisini sıkıca kavrar. Öznelliğin tuzağına düşmeden yazmak nasıl mümkündür? Bundan böyle şeylere erişmek isteyen özne ben’den yola çıkmamalıdır, yalnız nesnelerden yana bir söylem duru ve doğru olana yaklaştırır. Sözcüklerin tenselliği şeyleri baştan çıkaracak, ona yeni kılıflar, adlar, tanımlar biçecek, böylece doğa yeniden yaratılacaktır. Şeylerden Yana bu bağlamda oluşturulmuş otuz iki düzyazı şiirden oluşur. Her şiir bir şeydir – ya da öyle olmaya gayret eder: Patates, Yağmur, Kasa, Ekmek, Çakıl Taşı... Sıradan şeyleri dil aracılığıyla yeniden üretir, böylece “şiir-nesneleri” (poèmes-objets) elde eder. Elbette yazar bu yazı biçimine bir isim yontmuştur: “proême”. Fransızcada düzyazı anlamına gelen prose ve şiir anlamındaki poème ile Yunancadaki prooimion (söz başı, başlangıç, konuya giriş) sözcüklerinden türettiği yeni bir sözcüktür bu. Dolayısıyla kendisini bir şair (poète) olarak değil “proête” olarak tanımlar. Söz oyunlarından oldukça keyif alan yazarın şeyler, sözcükler ve oyun alanına dair bir sözcüğü daha vardır: “objeu”. Nesne anlamındaki objet, oyun anlamına gelen jeu sözcüğüyle alışılmışın dışında bir birliktelik yaratır.

rene magritte

“Hassas bir sözlük” icat etmeyi arzulayan, aynı zamanda sıkı bir sözlük okuru olan Ponge dilin maddeselliğinde yoğun bir haz bulur. Onu manipüle etmekten geri durmaz ve her anlamda ondan faydalanmaya çalışır. Erotik, politik, kantik bir ilişkidir onunki. Bilhassa antik döneme ait ekphrasis (betimleme, tasvir etme) olgusuna kendi üretkenliğini, yeterliliğini ve çok biçimliliğini kazandırır. Bundandır ki yüzyılın en iyi şairleri arasında yerini alır ve kendinden sonraki kuşağı epey etkiler. Sözgelimi yazar Tom McCarthy, Independent’ta yayımladığı bir makalede genç ve tutkulu yazarlara bir öneride bulunur: “Nasıl yazılacağını öğrenmek istiyorsanız oturun ve yabancı bir dildeki başyapıtı çevirmeye koyulun. Yirmi iki yaşımda Le parti pris des choses’la bunu denedim ben.”

Ponge’a göre her nesne belirli bir özün yetkinliğe ermiş halini barındırır, tüm ilgiyi, tanrısallaşıncaya dek, üzerinde toplar: “Her şey eşsiz bir öz taşır. Var olduğu andan itibaren –hem doğal şeylerden hem de imal edilmişlerden bahsediyorum– sahip olduğu bütünlüğün bozulmasına direndiği andan itibaren; öyle ki bir tür seçkin nitelikler bütünlüğünü temsil eder. Ve bütünlüğü örnek bir biçim, bir model, bir tanrıdır.”

Gündelik yaşamın nesnelerine bambaşka bir ilgiyle odaklanması, yazıyla estetik olana değil salt olmakta olana ulaşma arzusundan kaynaklanır. Bu bağlamda metinleri fenomenolojik hassasiyeti dolayısıyla felsefecilerin de ilgisini çekmiştir. Tasvirleri ister doğadaki canlı bir varlığa, ister üretilmiş bir nesneye odaklansın, Ponge’un metinleri büyük bir titizlikle betimlenmiş gerçekçi detaylar taşır; çoğu zaman bayağı ve kabadır, şiirsel alandan besbelli uzaktır. Güzel olanın iğvasına kapılmadan gerçeğe olabildiğince yakın olmayı dener. 1962’de Fransa radyosuna verdiği söyleşideki itiraflarına kulak verdiğimizde ortaya şunlar çıkar: 

“Aslına olabildiğince uygun olmaya çalışıyorum, hislerimde dürüst olmak, doğru kalmak... Ve bütünüyle açık olmak çok zor, çünkü edebi veya sanatsal bakımdan çok hoş bulgular var, duygularınızdan bile hoş olan. .... Size ne kadar çekici de görünse şeyleri hoş görmemek gerek. Demem o ki çocuksu veya yavan görünebilecek, etkisi kırılmış izlenimler ya da şiirsel olmayan ifadeler yaratmak, dürüst kalmak zor.”

Konvansiyonel şiirden ve formdan uzak durmak isteyen, kendini şair olarak tanımlamayan ve metinlerini de şiir olarak değerlendirmekten kaçınan Ponge bir tür ars poetica’sı olan My Creative Method’da nükteli bir ifadede bulunur:

“Benim kitabım şunların yerini almalı: 1. ansiklopedik sözlük, 2. etimolojik sözlük, 3. analojik sözlük (böyle bir şey yok), 4. uyaklar sözlüğü (iç uyaklar dahil), 5. eşanlamlılar sözlüğü, 6. şeylerin doğasına ilişkin tüm lirik şiirler vb.”

francis ponge

On yedinci yüzyıl sanatında büyük yere sahip “insan doğası”nı tasvir etme kaygısına almaşık konumlanan üslubunda “nesnelerin doğası”nı ön plana çıkarır. Kaldı ki onun için “nesnelerin niteliğindeki detay roman karakterindekine benzer bir şeydir”. Sözgelimi cam örneğini verir, onun niteliğinde “kırılgan bir sertlik” vardır – benzer bir ifadeyi pek çok roman kahramanına uygulamak zor olmayacaktır (İnce Memed, Martin Eden, Eugène de Rastignac bendeki ilk çağrışımsal kahramanlar). Nesne belli niteliklerin toplamıdır ve dikkatli bir gözle incelenmek, keşfedilmek ister. Yazarın bu yaklaşımını en takıntılı biçimde gösterdiği örnek belki de onun Le savon (Sabun) kitabıdır. Bu derlemede düzyazı biçiminde yazılmış her şiir bir kalıp sabunun yaşamını farklı bir yönüyle ele alır, her birini sabunun bakış açısından detaylandırır. Onunla bir şey yıkadığımızda keyifle, coşkunlukla köpürür; yalnız bırakıldığında kurur, sertleşir, çatlar. 

Ponge’a göre zihnimizde yer eden herhangi bir şeye dair fikrimizi değiştirdiğimizde dünyayla kurduğumuz ilişki başka bir etik kazanabilir. Öte yandan yazar metinde okurun elde ettiği deneyimin salt dilsel bir deneyim olduğunun bilincindedir, söz konusu nesneler bu deneyimde yer alamaz. Dilsel alan yaşamı ne andırır ne temsil eder. Ne ki söz işçiliği yapılarak dünya algısının değişeceğini öne sürer. İnsanın şöyle bir olanağı vardır: salt metin oluşturarak doğayı yeniden yaratmak.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR