Shakespeare’in Fırtına Oyunu
20 Mart 2019 Tiyatro

Shakespeare’in Fırtına Oyunu


Twitter'da Paylaş
0

Jung’cu yorumla değerlendirdiğimizde ise Fırtına, insan ruhunun gelişmesini analiz eder.

Rüzgâra kapılıp geldiğim Birleşik Krallık’ta, kendimi William Shakespeare’in doğduğu Stratford-upon-Avon’da, evinin önünde buldum. Her köşede âdeta Shakespeare’in ruhu dolaşıyor, her şey onun adını ya da izini taşıyor, ortalıkta eserlerinden parçalar okunuyordu. Parkta, çimlerin üzerinde, Trinidad ve Tobago’dan bir tiyatro grubunun sergilediği Fırtına’yı seyrettik. Oyun öncesi kentin biraz dışındaki buğday tarlalarına daldım. Doğada yürürken bol bol düşünme ve zihnimde pek çok konuyu kurgulama olanağı bulabiliyorum. Tarla temasından ada temasına geçiş yapmam uzun sürmedi. Sonrasında, esere zihnimi tamamen kaptırmışım. Fırtına, eski Milano Dukası olan, birtakım sihirli güçlere sahip Prospero ve kızı Miranda'nın on iki yıldır birlikte sürgünde yaşadıkları isimsiz bir adada geçer. Tahtını Napoli Kralı’nın yardımıyla elinden alan kardeşi yüzünden Prospero bu adayı, kendine bağımlı kıldığı Ariel adlı bir peri ve cadı Sycorax’ın yarı insan, yarı canavar olarak nitelendirilen oğlu, adanın yerlisi Caliban ile paylaşmaktadır.  Eserdeki gizemli, düşsel ve büyülü hava, kimi zaman müzik, kimi zaman garip gürültüler eşliğinde devam eder. Prospero, Napoli Kralı'nın, kardeşi Antonio’nun, kralın oğlu Ferdinand’ın ve diğerlerinin bir deniz yolculuğunda olduklarını öğrenir ve öç alma duyguları içinde, sihirli güçlerini kullanarak Ariel kanalıyla denizde bir fırtına çıkarır, gemiyi batırır. Ancak Prospero’nun tılsımı sebebiyle kimseye bir şey olmaz. Gemidekiler dağınık gruplar halinde adaya çıkarlar.

William Shakespeare’in eserlerinin çözümü, zaman, sabır ve araştırma istiyor. Fırtına, gerek içerdiği çok katmanlı ana ve ara temaları, metinler arası okumaları, gerek ise ilmek ilmek dokunan imge örgüsü, yoğun motif ve sembollere sahne olma özelliği ile, onun en son, en başarılı ve en olgun oyunu olarak kabul ediliyor. Fırtına’nın ana teması olan güç kavramı eserde canlı anlatımlara konu oluyor. Sevginin gücü, erkekler arasında baskın olan iktidar isteği, efendinin köleye güç gösterisi, büyü ve yanılsamanın gücü, bilginin gücü bu örneklerden bazıları. Kavramın kritik yorumları göz önüne alındığında gücün aslında iyi mi yoksa kötü mü olarak betimlendiği yine yoruma açık duruyor.

Prospero’nun aslında yazar Shakespeare’in kendisi olup olmadığı sorusu aklımıza gelir.

Eserdeki diğer bir evrensel tema, adaletin yanılsaması ve farklı boyutlarıyla ilgili.

Prospero, ağabeyinin kendisini haksızlığa uğrattığını düşünüp yakınırken, aslında, Caliban ve peri Ariel’i kontrol ederek aynı tür bir haksızlığa platform yaratır. Haksızlık kavramını oyunda tek bir karakterin, Prospero’nun bakış açısıyla algılarız. Hatta oyun ilerledikçe Prospero’nun aslında yazar Shakespeare’in kendisi olup olmadığı sorusu aklımıza gelir. Yazar veya ana kahraman, küçük oyunlar ve ince zeka dokunuşları ile süslediği metinde, kölelerini serbest bırakır, kızına aşık olan Ferdinand’ı testlerden geçirir, sonunda Miranda’yı mutlu eden bir kararla onu Ferdinand ile evlendirir. Düşmanlarını affeder ve okurları kendi adalet anlayışı konusunda ikna eder. Prospero’nun tılsımlı gücü ona, kaosa sebep olabilecek durumları rasyonel bir biçimde kontrol etme becerisini de sağlar.

shakespeare

Fırtına, gökgürültülü, şimşekli sahneleriyle ve tansiyonu yükselten birtakım gürültülerle açılır. Ara temalarda ikilikler, çelişkiler ve zıtlıklar oyuna bütünüyle egemen olur. Gerçek ve düş, kadın ve erkek, sevgi ve nefret, eski ve yeni, insan ve canavar, güzel ve şekilsiz, intikam ve af, efendi ve köle, uyku ve uyanıklık, itaat ve itaatsizlik, uyumsuz sesler ve müzik, ikiliklerin sadece bazılarıdır. Prospero’nun kitapları onun gücünün kaynağı, aynı zamanda kırılganlığını da temsil eden sembollerdir.

“Ben zavallıya gelince, kitaplığım

Benim için yeterince geniş bir dukalık sayılırdı.” (s. 9)

“Kitap sevgimi bildiği için,
Benim için dukalığımdan daha değerli olan bazı kitapları da götürmemi sağlamıştı.” (s.12)

Caliban, Prospero’nun, kitapları olmadan hiç bir şey olduğunu itiraf eder ve Stefano’yu onları yakması için cesaretlendirir.

Prospero, kızı Miranda’yı da bu kitapların yardımıyla eğitir. Eserin sonunda Prospero, sihir yeteneğinden feragat ederken, bilginin önemini vurgular ve büyünün bilginin içinde yeri olmadığını ifade eder. Eserdeki önemli ara temalardan biri, insanı canavardan neyin ayırt edebildiği konusu ile ilgilidir. Caliban karmaşık bir kimliktir ve insanların ilkel içgüdülerini, vahşi ve çirkin yönlerini temsil eder. Prospero ve Miranda, Caliban’a insani özellikleri ve konuşma dilini öğrettiklerini söylerler. İkisi de Caliban’ın “insanlığı” konusunda çelişkili ifadeler kullanırlar. İzleyici sorar: Caliban acaba gerçekten kaba, ilkel ve görgüsüz müdür, yoksa baskı altında olduğu, aşağılandığı, ötekileştirildiği için mi öyle davranmaktadır?

Prospero, ıssız adada kendi düzenini kurarken, düşmanları adaya gelince, onlar da oradaki potansiyeli görür, hayallere dalarlar. Beşinci perde, birinci bölümde Ferdinand ve Miranda’nın satranç oyunlarına tanıklık ederiz. Satranç oyunun amacı kralı ele geçirmektir. Miranda, Ferdinand’a hile yaptığını söyler. Aslında aynı oyunu, eserdeki erkekler iktidarı ele geçirmek için yıllardan beri oynamakta, zeka ve kurnazlıklarıyla birbirlerini alt etmeye çalışmaktadırlar.

Shakespeare, Fırtına’yı Thomas More'un Ütopya'sından yüz, Francis Bacon'un Yeni Atlantis'inden ise on beş yıl önce kaleme alır.

Fırtına’da su ve deniz metaforları da önemli yer tutar. Prospero yine beşinci perdede “Kitabımı da bırakacağım, insin denizin dibine, Henüz iskandil ulaşmamış derinlikte boğulsun,” der. (s. 63) Boğulma, kayıp ve ölümle ile değil, yeni başlangıçlarla ve kaybolduğu sanılan şeyin bulunmasıyla ilgili bir metafor olarak eserde karşımıza çıkar. Aslında fırtınanın kendisi, değişim, dönüşüm, adalet ve günahlardan arınma sembolleriyle oyundaki tüm karakterlerin hayatlarını, kaderlerini derinden etkileyen bir motiftir. Tek kadın karakter Prospero’nun kızı Miranda’dır.  Eser, o dönemde kadınların toplum içinde oynadıkları ikinci sınıf rollere yönelik de önemli göndermeler yapar. Miranda’nın hayatı boyunca gördüğü üç erkek, babası, Caliban ve Ferdinand’dır.

Shakespeare, Fırtına’yı Thomas More'un Ütopya'sından yüz, Francis Bacon'un Yeni Atlantis'inden ise on beş yıl önce kaleme alır. Oyunun, Campanella’nın Güneş Ülkesi de dahil, bazı metinlerdeki belli nitelikleri ve ifadeleri içerdiği, bir makalede ortaya konmuştur. Eski Dünya'nın ortasında Yeni bir Vizyon Dünya olan Shakespeare'in isimsiz Ada'sı, Prospero'nun kendi dukalığını yeniden ele geçirme serüveninin ötesinde, yeni bir sosyal düzenin, kendini ütopik bir mekanda ifade etmesidir.1 Shakespeare, metinde, aslında eski sömürge kültürü ve hiyerarşisini temel alan yeni yönetim modeline yönelik zekice göndermeler yapar.

Shakespeare’in perileri eserlerinde birden fazla amaca hizmet ederler. Büyü yetenekleri ile hikayeyi geliştirir, besler ya da karmaşıklık katarlar.  İnsan karakterlerini manipüle ederek oyunda beklenmedik davranışlar sergilemelerine neden olur, değişik ilişkiler ve rekabet ortamları yaratırlar. Eseri, oyunlarıyla renklendirirler.

Nurullah Ataç, Prospero ile Caliban isimli denemesinde Fırtına’nın iki ana karakterini yorumlarken, Calibanlar’ın kurtulması için, çoğunluğun beğenisine, anlayıp anlamamasına aldırmadan, doğruları arayarak, güzellikler ve gerçek bilgi ile bezenmiş olgun ve seviyeli eserler yaratmaya çalışan Prospero’ların toplumda sayıca çoğalmaları gerektiğini düşünür.2

Jung’cu yorumla değerlendirdiğimizde ise Fırtına, insan ruhunun gelişmesini analiz eder. Oyunun sonunda Prospero sihir gücünden vazgeçip makul bir insan olmaya karar verir. Yolculuğunda olgunluk döngüsünü tamamlar. Kendini tanır, hatalarını kabul eder, başkaları ile yaşamayı ve affetmeyi öğrenir. Kendi hayatında yıkma, intikam alma ve cezalandırma güdülerini değil, acıma ve affetme duygusunu temel almaya karar verir.

Oyun,

“Merhamet duaya hiç dayanamaz çünkü, hemen bağışlar kusurların tümünü.

Siz gelin hoşgörün, salıverin beni; Bağışlanmak isteyen bağışlamayı bilmeli” (s. 73) cümleleriyle sona erer.

Shakespeare, eserlerindeki zenginlikler ve boyutlarla daha uzun zaman bizleri üzerlerinde düşündürmeye devam edecek gibi görünüyor. Zaten edebi bir metnin zenginliği de farklı okumalara ve yorumlara açık oluşu ile ilgili değil midir?

William Shakespeare, Fırtına, Çeviren: Bülent Bozkurt

1 "Shakespeare’in Ütopyasında Siyaset ve Toplumsal Düzen-Fırtına’nın Düşündürdükleri", Yrd Doç Dr. Kerem Karaboğa. Sosyoloji Dergisi, 3. Dizi, 18. Sayı, 2009/1, 25-42

2 Türk Yazınından Seçilmiş Denemeler, Derleyen: Memet Fuat, Adam Yayıncılık,1999. 9-23


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR