Yeni araştırmalar gösteriyor ki, 16. Yüzyıl’daki kimi yazarlara göre Shakespeare, 17. Oxford Kontu Edward de Vere’in ta kendisiydi.
Akademisyenler genellikle Shakespeare’in yazarlığından 19. Yüzyıl’a kadar hiç kimsenin şüphe etmediğini söyler. Fakat böylesi bir karşılık, dünyanın en tanınmış oyun ve şiirlerinin niteliğine ilişkin ısrarcı soruları baştan savmanın ezbere bir yöntemi – üstelik doğru olmayabilir bile.
Elde edilen yeni bilgiler Shakespeare’in yazarlığına ilişkin şüphelerin ilk kez teolog Francis Meres tarafından yazılan ve 1598 yılında yayımlanan Palladis Tamia, Wits Treasury isimli kitapta öne sürüldüğünü gösteriyor.
Uzun süredir Meres’in kitapları üzerinde çalışan Coppin State University profesörlerinden Roger Stritmatter, akademik dergi Critical Survey’de yayımlanan makalesinde, Meres’in gayet kendinden emin bir biçimde Shakespeare isminin 17. Oxford Kontu Edward de Vere’in takma ismi olduğunu öne sürdüğünü belirtiyor. Derginin editörlüğünü yapan ve Shakespeare eserleri üzerine uzmanlığı bulunan Graham Holderness ise yazarın kimliğine dair süregiden tartışmaların bu şekilde sona ermenin akademik özgürlüğü tehlikeye atacağından endişeli. “Kast ettiğim, Shakespeare’in yazarlığı söz konusu olduğunda ortaya atılan teorileri – aşı karşıtlarının ya da iklim felaketi inkârcılarınınkine benzer – komplo teorileriyle bir tutan geleneksel Shakespeare yorumcuları. Ve bana kalırsa onların bu tutumu her yönden hatalı.”
Palladis Tamia çeşitli alıntılar ve karşılaştırmalar içeren sıradan bir kitap. Fakat uzun süredir akademisyenler tarafından Shakespeare çalışmaları konusunda temel bir yayın olarak kabul ediliyor. “A Comparative Discourse of Our English Poets, with the Greeke, Latine, and Italian Poets” (İngiliz Şairlerimizin Söyleminin Yunan, Latin ve İtalyan Şairlerle Karşılaştırılması) isimli bölümde Meres, klasik yazarlarla İngiliz yazarlar arasında yaptığı karşılaştırmada şöyle bir üsluba başvuruyor: “Nasıl ki, Euphorbus’un ruhunun Pisagor’da yaşadığı düşünülüyorsa Ovid’in nüktedan ruhu da Shakespeare’in akıcı ve tatlı dilinde yaşıyor.” Meres bir şair ve oyun yazarın olarak övdüğü Shakespeare’in ismini dokuz farklı kısımda zikrederken bahsettiği oyunlarının sayısıysa on iki.
Kimi akademisyenler Meres’i sadece listeler derleyen bir “müstensih” olduğu gerekçesiyle önemsemezken başka bir grup onun çalışmalarının çok daha önemli olabileceğini düşünüyor. Mesela akademisyen Don Cameron Allen’ın 1933 tarihli bir yazısında belirttiği üzere Meres, bu derlemelerinde “eleştirel bir yapıyı” izliyor ya da “Shakespeare üzerine üstü örtülü bir eleştiride bulunuyor” olabilir.
Yakın bir zamana kadar belirsizliğini koruyan bu yorum Stritmatter’ın “Francis Meres Revisited: Wit, Design and Authorship in Palladis Tamia” (Yeniden Gözden Geçirilen Çalışmalarıyla Francis Meres: Palladis Tamia’da Zekâ, Tasarım ve Yazarlık) başlıklı makalesiyle yeniden gündeme geldi. Stritmatter bahse konu bu makalesinde “God’s Arithmeticke” isimli bir matematik incelemesi de bulunan Meres’in Palladis Tamia’da da belli bir simetriyi izlediğini belirtiyor. Örneğin karşılaştırma yaparken seçtiği sekiz Yunan yazarın karşısına sekiz Latin ve sekiz İngiliz yazar yerleştiriyor. Kitap içerisinde elli dokuz listeden sadece bir kaçı asimetrik bir yapıya sahipmiş gibi görünse de bunlar bile gizli bir simetriye sahip. Mesela antik dönemden altı vecize yazarı (epigrammatist) modern dönemden beş vecize yazarıyla (Heywood, Drant, Kendal, Bastard, Davies) karşılaştırılıyor. Bu en başta bir tutarsızlık olarak algılansa da yapıdaki saklı simetri, Davies isminin aslında iki kişiyi birden karşıladığı ( Herefordlu John Davies ve Sir John Davies) bilgisiyle ortaya çıkıyor.
“Mantık bulmacalarından oluşan bir kitap var elimizde,” diyor Stritmatter. “Listeler simetrik değilse bunun mutlaka bir sebebi oluyor.” Bir başka asimetrik yapıysa aralarında Oxford Kontu Edward de Vere ve Shakespeare’in de bulunduğu on yedi İngiliz oyun yazarlarını on altı antik dönem yazarıyla karşılaştıran listede mevcut. O halde pekâlâ şöyle bir soru sorulabilir: “İki farklı kişi için tek bir isim zikrediliyorsa [Davies] niçin tek kişi için iki isim birden zikredilmesin?”
Stritmatter kitap içerisindeki düzene atıfla Meres’in her bir İngiliz yazarı, antik dönemde yaşayan, onunkilere benzer eserler vermiş bir yazarla eşleştirerek karşılaştırdığını belirtiyor. Mesela kibirli askerlerle ilgili komedi türünde eserler veren Anthony Munday, aynı türde oyunları olan Plautus ile, hicivlerinde genellikle balıkları kullanan Thomas Nashe ise yine aynı konuları ele alan Archippus Atheniensis ile eşleştirilmiş. Peki Shakespeare’in Aristonymus ile eşleştirilmesinin sebebi ne? Aristonymus hakkında, isminin aristokrat bir isim olduğundan başka hiçbir bilgi yok. Listedeki tek aristokrat isim olan Oxford Kontu ise kimseyle eşleştirilmemiş. Stritmatter’a göre Francis Meres, Aristonymus’u aracı bir gösterge olarak kullanarak Shakespeare ile 17. Oxford Kontu’nun aynı kişiler olduğuna işaret ediyor.
“Bu konuda şüphelerim vardı,” diyor Londra Üniversitesi’nde Shakespeare çalışmaları üzerine dersler veren akademisyen Ros Barber, “ama Stritmatter’ın gösterdiği kanıtlar oldukça makul. Makalesi Oxford Kontu’nun oyunlar yazdığını değil belki ama Meres’in buna inandığını gösteriyor. Üstelik 1590’lı yıllarda otoriteleri kızdıracak şeyler yayımlamanın ne kadar tehlikeli olduğunu düşünürsek yazılanları takma bir isimle veya anonim olarak yayınlamanın ne derece yaygın bir tutum olduğunu görebiliriz. Haliyle Oxford Kontu’nun da takma bir isim kullanması şaşırtıcı olmaz.”
Nitekim 17. Oxford Kontu Edward de Vere Elizabeth döneminin eksantrik soylularından biriydi. Eğitim ve sanata vermiş olduğu destekle tanınan kont kraliçenin gözdelerinden olmasına rağmen karıştığı skandallarla ün salmıştı. Kendi çağdaşlarından olan eleştirmen Gabriel Harvey onu “gelip geçici varlığıyla münferit, tuhaf bir adam” olarak niteliyor, “kadınsı” olduğunu söylediği eserleriyle gösterişli duruşunu ve İtalya’ya olan takıntısını alay konusu yapıyordu. Kontun ismi bir oyun yazarı olarak kendi döneminde çeşitli övgüler alsa da oyunlarından hiçbiri günümüze ulaşmadı. Fakat yine aynı dönemin eleştirmenlerinden George Puttenham 1589 tarihinde kont hakkındaki bir söylentiye atıfta bulunarak şöyle yazıyor: “Oxford’lu soylu beyefendi Edward Earle’ün de aralarında bulunduğu, Sarayla bağlantılı bir ekip var. Onların çalışmalarını gözler önüne serebilsek ne derece mükemmel oldukları anlaşılırdı.”
İngiliz edebiyat öğretmeni J. Thomas Looney, 1920 yılında yayımladığı Shakespeare – Identified in Edward de Vere, the Seventeenth Earl of Oxford isimli kitapta Shakespeare’in oyunlarıyla kontun yaşamı arasındaki paralelliklerden bahsetti. Looney göre o kadar çok benzerlik vardı ki, pekâlâ Shakespeare’in oyunları Oxford Kontu’nun kayıp oyunları olabilirdi. Geçtiğimiz yüz yıl içinde ara sıra dile getirilen bu Oxford teorisi Sigmund Freud’un da içinde olduğu çok sayıda ismi kendine çekti.
Stritmatter, o yıllarda aristokrat sınıftan birinin sahnelenmek üzere bir oyun yazması ve yayımlaması sosyal olarak alçaltıcı kabul edildiğinden kontun böyle bir yöntem seçmiş olabileceğini söylüyor. Nitekim Rönesans dönemi hukukçularından John Selden da benzer bir duruma değiniyor ve “Lordlardan birinin bir şiir yazması ancak gülünç olabilir,” diye yazıyor, “kişi kendini tatmin etmek için böyle bir şey yapabilir ama bunu halk önünde açık etmek ahmaklıktır.”
Aynı dönemde yaşayan ve Oxford Kontu’nun bu takma isimle yazma durumuna atıfta bulunan başka yazarlar yok değil. Mesela 1600 yılına ait The Return from Parnassus’ta Gullio, Shakespeare tarzı bir şiir duyduğunda, “Yeter,” diye bağırır ve Latincedeki ‘aslanı pençelerinden tanımak’ deyişini değiştirerek “ben bizzat atasözlerine göre yargıda bulunabilen, öküzü toynaklarından tanıyan biriyim,” der. Stritmatter, Gullio’nun kimi Shakespeare dizelerinde karşımıza çıkan Oxford dokunuşunu fark ettiğini ve “Ox” (öküz) kelimesiyle bu duruma atıfta bulunduğunu belirtiyor.
Meres’in yazılarının kaybolmuş ezoterik bir geleneğe dayandığını ve dolayısıyla günümüzde bir hayli yanlış anlaşıldığını belirten Stritmatter, Meres’in kitabındaki dizilimin uzun süredir pek çok insan tarafından dile getirilen bir şeyi doğruladığını söylerken California Üniversitesi’nden Alan Nelson, Stritmatter’ın argümanını “esrarengiz bir yorum” olarak niteliyor ve numerolojiden ibaret gördüğü çalışmayı hiç de ikna edici bulmadığını dile getiriyor: “Bu bir bakıma Meres’e nasıl bir anlam atfettiğinize bağlı. Bana kalırsa ortada öyle sofistike bir entelektüel dizilim yok, sadece basit bir liste.”
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






