Sineklerin Tanrısı ile İlgili Pek Bilinmeyen 10 Gerçek

Sineklerin Tanrısı ile İlgili Pek Bilinmeyen 10 Gerçek


Twitter'da Paylaş
1

William Golding’in 1954’te yayımlanan romanı Sineklerin Tanrısı, yıllar geçse de okurların ilgisini çekmekten vazgeçmiyor. Distopik bir adayı anlatan bu roman iki kez sinemaya uyarlanmış ve sinema severlerin de beğenilerini toplamıştı. Konusuyla bizi kendine bağlayan romanın bilmediğiniz ilginç özellikleri de var.

1 Kimse kitabı yayımlamak istemedi

Sineklerin Tanrısı, Golding’in ilk romanıydı. Bu sebeple taslağı okuyan yayıncılık şirketleri başlarda kitabı basmaya sıcak yaklaşmadı. Yazarın kızı Judy Carver art arda gelen ret mesajlarıyla babasının zor dönemler yaşadığını söylüyor. Öyle ki, zaman zaman taslağı başka yayınevlerine postalarken bile para sıkıntısı çekmiş.

2 Yayınevi kitabı T. S. Eliot’tan gizledi

Kitabı yayımlayan Londra’daki yayınevi Faber & Faber de başlarda pek istekli olmasa da sonunda yeni editörleri Charles Monteith’in öyküyü çok beğenmesi üzerine yayımlamayı kabul etti. Fakat kitabı yayınevinin edebiyat danışmanı T. S. Eliot’tan saklamışlar çünkü tepkisinden çekinmişler. Kitabı bir arkadaşının ona, “Faber yakın zamanda hoş olmayan bir roman yayımladı. Romanda ıssız bir adadaki birkaç erkek çocuğu anlatamayacağım kadar kötü davranışlarda bulunuyorlar” demesiyle öğrenen Eliot, yayınevinin korkularını boşa çıkardı ve kitabı çok beğendi.

3 Kitap ticari bir fiyaskoydu

Eylül 1954’te yayımlanmasının ardından bir yıl içinde sadece 4.662 adet sattı. Çünkü o dönemde eleştirmenlerin ve akademisyenlerin büyük tepkisini almıştı. 1962 yılından itibaren yeterli kitleye ulaşan kitap o yıl da 65 adet sattı.

4 Kitabın sansürlerle başı dertteydi

Amerikan Kültür Derneği’nin verilerine göre Sineklerin Tanrısı Amerikan edebiyatında en çok tartışma yaratan sekizinci, 1990’larda ise altmış sekizinci “klasik” kitap.

5 Golding daha sonraları kitabını beğenmemeye başladı

Başlarda yazdığı metinle ilgili oldukça heyecanlı olan Golding, kitabının gözündeki değerini zaman içinde düştü. Yayımlanmasından yıllar sonra kitabını tekrar okuyan yazar hikâyenin sıkıcı ve ham olduğunu düşündü. Dili de standartların altındaydı, sanki bir ortaokul çocuğu tarafından yazılmış gibiydi. Tabii bunlar Golding’in düşünceleri.

6 Kitap başka bir ünlü yazarın favorisi oldu

Stephen King’in en sevdiği kitaplardan biri olan Sineklerin Tanrısı, yazarın sözleriyle, “elleri olan ilk kitaptı.” Sayfaların içinden ellerini uzattı, yazarın boynunu sıkarak onu boğdu. King bu kitabın eğlence amaçlı bir kitap değil, bir yaşam ve ölüm savaşı olduğunu düşünüyor.

7 Birçok ünlü müzisyene ilham verdi

Birçok ünlü müzik grubu şarkılarında kitaba yer verdi. Örneğin U2 grubunun “Shadows and Tall Trees” şarkısının adı kitabın yedinci bölümünün adından geliyor. Diğer ünlü bir grup olan Iron Maiden’ın “Lord of the Flies” şarkısı ise kitabın hikâyesini anlatıyor.

8 Karakterlerin hepsinin erkek olması tartışmalara yol açtı

Golding yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: “Kızlar bana mantıklı sorular soruyorlar. ‘Neden bir grup kızı anlatmadınız?’, ‘Neden hepsi erkek?’ Benim buna cevabım ise şu, ben insanları, toplumu küçültmek, düşürmek istedim. Bir grup erkek de, bir grup kıza nazaran daha düşük bir toplumsal grup. Bunun nedeni ne diye sormayın. Biliyorum, eşitlikten bahseden kadınlar bana kızacak fakat ortada eşitlik denen bir şey yok, kendilerini erkeklere eşit gören kadınlar ise sadece aptallık ediyorlar. Kadınlar erkeklere göre hep daha üstündüler ve böyle olmaya devam edecekler.”

9 Kitabın ilk taslağında hikâyenin başlangıcı ve sonu farklıydı

Golding’in yazdığı ilk versiyonda hikâye bir adada değil kahramanların yolcu olduğu bir uçakta geçiyordu. Çok geçmeden de uçak düşüyordu. Aynı versiyonda hikâye uğursuz bir gün ve saatle kapanıyordu: 16.00, 2 Ekim 1952

10 Simon karakteri başlarda bir İsa figürü gibiydi

Editör Monteith’in yaptığı düzeltilerden biri de Simon karakterinin “İsa benzeri” özelliklerini yumuşatmaktı. Golding bu karakteri kutsanmış, uhrevi bir çocuk olarak tasarlamıştı. Fakat editör bunun ağır olacağını düşündü. Son versiyondaysa Simon’u diğerlerinden daha barışçıl, daha insaflı bir çocuk olarak gördük.

Çeviren: Deniz Saldıran

(Michael Arbeiter, Mental Floss)


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Mehmet Ali Ersoy
Kitabın İş Bankası Yayınlarından çıkan basımını okudum. Açıkcası mesajını anlamakla beraber; sonunu beğenmedim. Ve biraz düşünüp alternatif bir son yazdım. Amatörce yazıldığını ve redakte edilmediğini hatırlatır, ilginize ve yorumlarınıza sunmak isterim: Cesaret - Bölüm Başlığı Deyiş: Yüreksiz insan, küreksiz sandal gibidir. Cesaret yoksa, özgürlük de yok. Ayağı bir köke takılan Ralph tökezledi; peşinden gelen uluma daha da yükseldi. Bir barınağın ansızın alev alev yandığını gördü. Yangın bir kanat gibi, sağ omuzuna çarptı. Suyun ışıltısını gördü. Sonra yere yıkıldı; aklından bir sürü şey geçmeye başladı. Yanan barınak hayalindeki bir sürü anıyı canlandırmıştı. Adaya düşüşleri, domuzcuk ile tanışması, ilk toplantıları. Barınakları nasıl yaptıkları ve ilk barınağı yaparken ne kadar eğlendikleri. İçinde bir pişmanlık büyümeye başlamıştı; keşke bu olayların olmasına engel olabilseydi. Jack'in grubu bölmesine, Simon'un öldürülmesine ve en önemlisi de Domuzcuk'un ölmesine. O an içindeki pişmanlık önce üzüntüye, ardından da düştüğü yerden hızlıca kalkarak mücadeleye karar vermesine neden olan bir kızgınlığa dönüştü. Bütün bunlara bir son vermeliydi. Gruptaki küçük çocuklara yaptıkları tüm kötülüklere, en önemlisi de kötü örnek olmaya bir son vermeliydi. İki ucu sivri mızrağın ne için yapıldığı geldi aklına. İlk avlanan domuzun kafasını bu mızrağın bir ucuna saplamışlar, diğer ucunu da toprağa saplamışlardı. Bir an kendi başını mızrağın ucunda hayal etti ve Jack'in ve Roger'ın planını anladı. Bu vahşete bir son vermeye, sonuyla yüzleşmeye karar verdi. Ulumalar birkaç yarda ilerisindeydi ve konuşmaları da duyabiliyordu. Seslerden gelenin küçüklerden biri olduğunu anlamış, Jack ve Roğer'ın geriden geldiklerini düşünmüştü. Birden yerinden kalktı ve mızrağınının iki ucundan tutarak; önünde ilk gördüğü ufaklığı yere itti. Saklan, çemberi yar, ağaca çık planı yerini çemberi yar, Jack'i bul ve yüzleş şekline evrilmişti. Hızlıca hareket ettiği için; çevresindekiler beklemiyordu hareketini. Üstelik yangına doğru ilerliyordu ki, bu da şaşırtıcı idi. Bir çırpıda Jack ve Roğer'ın bulunduğu tarafı görüp yöneldi. Ve avazı çıktığınca Jack'in ismini bağırdı. Herkes bir anda donakalmıştı. Gülüşmeler ve ulumalar birden kesilmişti, bunu beklemiyorlardı. Jack'in karşısına çıktı. "Pekala, bu işi şimdi ve burada bitireceğiz.Bu çocukların vahşileşmesine ve hayvanlar gibi davranmasına müsaade etmeyeceğim. Bizler vahşi değiliz ve sen istediğin için de öyle olmayacağız." Jack de dişlerini gıcırdatarak konuşuyordu. "Gel bakalım." İki çocuk diğerlerinin gözleri önünde birbirine girdiler. Jack hızlı bir yumruk çıkarmayı denedi ama Ralph bu sefer hazırlıklıydı. Hemen yana kaçıp, yumruğu savuşturdu ve ardından da Jack'in suratına sağlam bir yumruk indirdi. Biraz önce kaçarken vücudunda hissettiği yorgunluk ve titremeden eser kalmamıştı. Aksine bütün vücudunun bir yay gibi gerildiğini hissediyordu. Jack yediği yumruğun etkisiyle sarsıldı, savrulurken mızrağını aramaya çalıştı ama Ralph işini şansa bırakmamaya kararlıydı. Çocuklar ise dehşet içinde kavgayı seyrediyorlardı. Ormandaki yangın ise alev alev büyümeye devam ediyordu aynı anda. Ralph, Jack'in üstüne yürüyerek ikinci bir yumruk ve ardından da karnına sağlam bir diz indirdi.Jack yere yuvarlandı, kıvranmaya başladı. Ralph mızrağını Jack'in yüzüne tutarak; "Şef benim. Beni siz seçtiniz. Seni kimse seçmedi." dedi. Jack, karnının ağrısıyla kıvranmaya devam ettiği için, hiç ses çıkaramıyordu. Sadece düştüğü yerde kıvranıyordu. Ralph bir anda döndü ve ikizlere Jack'i bağlamalarını söyledi. Bir an tereddüt ettiklerini görünce emrini tekrarladı: "Jack'i bağlayın. Şef benim. Dediğimi yapın hemen." Eric'le Sam, hızlıca Jack'in kollarından tutarak, sahile doğru sürüklemeye başladılar. Tüm çocuklar, bittiğini düşünürken, Ralph Raoger'a döndü. Elindeki mızrağın her iki ucunu da çevirip göstererek; "Roger, bu mızrağı sen mi yaptın?" diye sordu. Roger; tereddütlü bir şekilde başını sallayınca, Ralph devam etti. "Beni yakalayınca ne yapacaktınız iki ucunu sivrilttiğiniz mızrakla?" dedi. Roger, konunun nereye geldiğini anlamıştı. Ralph; Jack'in bertaraf olmasından da aldığı güçle, ilerledi. "Denemek ister misin, aklındakileri?" diye sordu. Roger'ın cevap vermesini beklerken; mızrağın bir ucunu Roger'ın tam çenesinin altına dayadı ve gözlerini hiç kırpmadan bakarak cevap bekledi. Çevreye toplanan çocuklar;sanki bir uykudaymış da uyanmışçasına mırıldanmaya ve pişmanlık içeren bir uğultu çıkarmaya başladılar. Roger'dan herhangi bir cevap gelmeyince; Eric'le Sam'a yaptıkları gibi Ralph, elindeki mızrakla Roger'ın kaburgalarının altına acıtmak istediğini belli edecek şekilde mızrağını ittirdi. Canı yanan Roger; geri adım attı. Ralph; "Hemen özür dile herkesten" dedi. Tepki almayınca, tekrar ve daha yüksek sesle tekrar etti: "Hemen özür dile." Roger belli belirsiz bir sesle özür diledi. Ralph; "Daha yüksek sesle" dedi. "Özür dilerim hepiizden" dedi Roger. Ralph; çocuklara dönüp, Roger'ı da diğer ağaca bağlayın dedi çocuklara. Bu kez tereddütsüz yerine getirdiler bu isteği. Her ikisini de bağladıktan sonra; herkes sahilde, toplantı yaptıkları yerde toplandılar. Ralph ile birlikte; yaktıkları ormanın durumunu seyrederlerken, birden yanlarında kocaman kasketli birini gördüler. Kasket beyazdı ve yeşil siperliğin üstünde bir taç, bir çapa, altın renkli dallar vardı....
10:39 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR