Sisifos Söyleni’nden İntihar ve Ölüme Dair Alıntılar
14 Kasım 2017 Felsefe

Sisifos Söyleni’nden İntihar ve Ölüme Dair Alıntılar


Twitter'da Paylaş
0

Yaşama dair bir yargıya varmadan yaşamak mümkün değil midir? Bunu hayatta pek kimseler yapmaz. Yani, “önce yaşamın yaşanmaya değip değmeyeceği yargısına varayım, sonra yaşayıp yaşamamaya karar veririm” diyen yoktur herhalde. Bu soru(n), Albert Camus (1913-1960) açısından felsefenin en temel, en can alıcı soru(n)larından biridir. Çünkü bu soruya vereceğimiz cevap, sorunun içimizi bir kurt gibi kemirmeye başlamasından sonra elzemdir. Albert Camus’nün yapmaya çalıştığı şey, bir nevi yaşamın cogito ergo sum’unu bulmaktır. Yani, yaşama dair olan yargımızın temel ilkesini, dayanağını bulmaktır. Bunu yaparken Camus, bireyden hareket eder. Çünkü birey, kendi çağının tüm sıkıntısını, bulantısını, yabancılığını, anlamsızlığını, çelişkilerini varoluşunda barındırır. Bu yüzden Camus’nün ele aldığı toplumsal bir olay olarak intihar değildir, bireysel bir olay olarak intihardır. İntiharı bir felsefe sorunu olarak ele alırken, aslında insanın yaşamına dair, yaşamın anlamlı olup olmadığına ve yaşam hakkında ‘evet’ ya da ‘hayır’ yargısına dair son derecede önemli tespitlerde bulunur Albert Camus. “Hiç kimsenin varlık bilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim. Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek yaşamı tehlikeye sokar sokmaz, büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. Bir bakıma iyi de etti. Uğrunda yakılıp ölmeye değmezdi bu gerçek. Dünya mı güneşin çevresinde döner, güneş mi dünyanın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun.” (Camus, 2010:21) İnsan apaçık olan ya da doğanın belirli yasaları çerçevesinde gerçekleşen olaylar zincirinin sıradan, basit ve aciz bir halkası değildir. Öyle olmamak için mücadele içindedir en azından. Ama onun güçsüzlüğü, ölüm karşısındaki çaresizliği, onu ister istemez doğanın bu yasalarına karşı bir şeyler söylemesine mecbur eder: Yaşamak ya da yaşamamak, en azından bu konuda bir hükme varmak. İşte böyle bir yargıya varma düşüncesi de ‘dünyanın güneşin etrafında döndüğü’ gerçeğinden daha önemlidir. Çünkü insanın sırf bu gerçekler yüzünden kendini öldürdüğü görülmemişken, yaşamın anlamı ve ona dair bir yargıda bulunma düşüncesi insanı kendini öldürmeye sevk etmiştir. İşte bu yüzdendir ki çağının en temel felsefe sorunu olarak intiharı görür Camus. İşte Albert Camus’nün en zihin açıcı, sarsıcı ve insanı allak bullak eden eserlerinden biri olan Sisifos Söyleni’nden her birinin üstünde düşünülmesi gereken çarpıcı alıntılar.

1

Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.

2

Hiç kimsenin varlık bilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim. Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek, yaşamını tehlikeye sokar sokmaz, büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. Bir bakıma iyi de etti. Uğrunda yakılıp ölmeye değmezdi bu gerçek. Dünya mı güneşin çevresinde döner, güneş mi dünyanın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun.

3

Tüm temel sorunlar üzerinde-kişiyi başkalarına öldürtmeye yönelten ya da onun yaşama tutkusunu on katına çıkaran sorunları söylemek istiyorum.

4

İntihar şimdiye kadar yalnızca toplumsal bir olay olarak ele alınmıştır. Buradaysa tam tersine, bireysel düşünceyle intihar arasındaki ilişki söz konusu. Böyle bir edim, yüreğin sessizliğinde, tıpkı büyük bir yapıt gibi hazırlanır. İnsan kendi de bilmez bunu. Bir akşam tetiğe basar ya da kendini sulara bırakır.

5

Ama aklın hangi dakikada, hangi davranışla ölümü seçtiğini saptamak güç olsa bile, eylemin gerektirdiği sonuçları bu eylemin kendisinden çıkarmak o kadar güç değil. Kendini öldürmek bir anlamda, melodramlarda olduğu gibi içindekini söylemektir. Yaşamın bizi aştığını ya da yaşamı anlamadığımızı söylemektir.

6

Yalnızca “çabalamaya değmez” demektir kendini öldürmek.

7

İsteyerek ölmek, bu alışkanlığın gülünçlüğünün, yaşamak için hiçbir derin neden bulunmadığının, her gün yinelenen bu çırpınmanın anlamsızlığının, acı çekmenin yararsızlığının içgüdüyle de olsa benimdenmiş olmasını gerektirir.

8

Sağlam insanlar arasında bile kendi intiharını düşünmemiş bir kimseye rastlanamayacağına göre, bu duyguyla hiçliği istemek arasında dolaysız bir bağ bulunduğu fazla açıklama yapılmadan da benimsenebilir.

9

İşte bu denemenin konusu, uyumsuz bir intihar arasındaki bu bağıntı, intiharın uyumsuz için tam olarak hangi ölçüde bir çözüm olduğudur.

10

Bir insanın yaşama bağlanışında dünyanın tüm düşkünlüklerinden daha güçlü bir şey vardır. Bedenin yargısı, aklın yargısından hiç de aşağı değildir, beden de yok oluş karşısında geriler.

11

Yaşam yaşanmaya değmediği için insan kendisini öldürür, işte bir gerçek, kuşkusuz, ama kısır bir gerçek, çünkü fazlasıyla açık. Ama yaşamaya yöneltilen bu aşağılama, içinde daldırıldığı bu yalanlama, hiç anlamı olmamasından mı geliyor? Uyumsuz olması, umut ya da intihar yoluyla kendisinden sıyrılmayı mı gerektiriyor?

12

Derin duygular da büyük yapıtlar gibi bilinçli olarak söylediklerinden daha fazla anlam taşır her zaman.

13

Tüm büyük eylemlerin, tüm büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. Büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar. Uyumsuzluk da böyle. Özellikle uyumsuz dünya soyluluğunu bu zavallı doğuştan alır.

14

Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi, bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışın ardından da sonuç gelir zamanla; intihar ya da iyileşme. Tek başına ele alınınca, bıkkınlıkta tiksindirici bir şey vardır. Burada, iyi bir şey olduğu sonucunu çıkarmam gerekiyor. Çünkü her şey bilinçle başlar. Her şey ancak onunla bir değer taşıyabilir.

15

Her güzelliğin dibinde insan dışı bir şey yatar ve bu tepeler, gökyüzünün bu tatlılığı, bu ağaç dizileri kendilerine yüklediğimiz düşsel anlamı hemen o dakikada yitiriverir, yitirilmiş bir cennet kadar uzaktırlar bundan böyle.

16

Kimi uyanıklık saatlerinde, devinimlerinin mekanik görüşünü, anlamdan yoksun pantomimleri, çevrelerindeki her şeyi saçmalaştırır.

17

Gene de herkesin sanki hiç kimse “bilmiyormuş” gibi yaşamasına ne kadar şaşılsa azdır. Gerçekte ölüm deneyimi yoktur da ondan. Ancak yaşanan, bilincine varılan şey denenmiş olabilir. Burada, olsa olsa başkalarının ölümüyle ilgili bir deneyimden söz edilebilir.

18

İsteyerek ölmeli mi, yoksa ne olursa olsun umut mu etmeli? Kaynak: Albert Camus, Sisifos Söyleni, Can Yayınları, Çeviri: Tahsin Yücel, Ekim 2010, İstanbul

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR