Slavoj Žižek : “Benim zevklerim şaşırtıcı derecede geleneksel.”
15 Nisan 2019 Söyleşi Kültür Sanat

Slavoj Žižek : “Benim zevklerim şaşırtıcı derecede geleneksel.”


Twitter'da Paylaş
2

Bana göre Batı Avrupa’da üç büyük yazar var. Beckett, Joyce’un önünde. Joyce tam bir göt, züppe, narsist. Finnegan Uyanması korkunç bir eser. Bu kitabı edebiyat eleştirmenleri dört yüzyıl uğraşsın diye böyle yazdığını kabul etmiş. Siktirsin! Bununla bir gün bile uğraşmam ben. Beckett ise gerçek bir dâhiydi.

Zamanımızın filozofu Slavoj Žižek, eleştirmen Fernando Castro Flórez’in karşısında. Şimdi sıra sanat, müzik, edebiyat ve televizyon dizilerinden söz ederek Sloven teorisyenin insani yanının derinlerine inmeye geldi.

FCF: Şu anda Reina Sofía Müzesi’ndeyiz, bu vesileyle ben de modern sanatla ilişkinizi öğrenmek istiyorum. 

SŽ: Sanırım sizi çok fena hayal kırıklığına uğratacağım. Ben tam bir “muhafazakâr modernist”im. Biliyorum, söyleyeceğim şey çok korkunç ama ben hâlâ sanat dünyasındaki büyük olayın ilk Avrupa modernizmi olduğunu düşünüyorum. Müzik dünyasında Schönberg... 

slavoj zizek

FCF: Resimde Maleviç.

SŽ: Maleviç ve o neslin tamamı. Postmodernizmin, modernizmi ortadan kaldırdığı düşüncesi doğru değil. Biz hâlâ bu olayların gölgesinde bulunuyoruz. O zamanı henüz geçmedik. Benim zevklerim şaşırtıcı derecede geleneksel. İnsanlar “Siyah Kare” ile birlikte en düşük seviyeye ulaştıklarını düşünüyor ama haksızlar. Hayır: Bu Maleviç için sıfır noktasıydı, başlangıç noktasıydı. Onun son dönem eserlerine de hayranlık duyuyorum, insanlar bu eserleri onun Stalinizme teslimiyeti olarak yanlış yorumluyor. Öyle değiller. Son dönem kadın çizimleri gibi eserler görünüşte Stalinist gibi olsa da aslında minimal küçülmeyi takip eden yaratılar. Onlar bir dâhinin eserleri. 

FCF: Siz de Duchamp hakkında birkaç kez yazdınız. 

SŽ: Evet ama onlar daha standart şeylerdi. Çin’de Duchamp üstüne ilginç bir tartışmaya girmiştim, insanlar onun ne demek istediğini anlamıyordu. “Elinizde bir pisuvar var, onu teşhir ediyorsunuz ve bir sanat eseri oluyor, değil mi?” Müzenin küratörüne sordum: “Sahneye çıkıp işeseydim ne olurdu?” O da bana, “Görgüsüz olurdunuz, çünkü eseri anlamadığınızı göstermiş olurdunuz. Bu bir sanat eseri, o amaç için kullanılan bir obje değil artık,” dedi. Ben ne dedim biliyor musunuz? “Peki bir performans sanatçısı olduğumu ve bu nedenle işeme eyleminin de bir sanat eseri, bir performans olduğunu söylersem?”

slavoj zizek

FCF: Aslında bu dediğiniz şey ­yapıldı. Pierre Pinoncelli 1993’te işedi ve Duchamp’ın pisuvarını parçaladı. 

SŽ: Sanat kuramına ve soyut sanata dair bildiklerime bizi yaklaştırabilecek can alıcı bir nokta var ki, ben Jackson Pollock’la her zaman sorun yaşamışımdır, çünkü alkolizme fanatik biçimde karşıyım ve sarhoş olup, bir iki renk çiziktirip sonra da başyapıt yarattığını söyleyen tüm o sanatçılardan nefret ediyorum. Benim sanatçı ideam Mark Rothko. Mutlak olarak etik anlamda resimleri gittikçe karanlıklaşıyor ve sadece onlara bakarak onun sonunda intihar edeceğini neredeyse öngörebiliyorsunuz. Mesela Hopper’ı da hoş görebilirim, o da realist diye genelde ciddiye alınmıyor. Aslına bakarsanız bir mucize yarattı, görünüşte realist olan ama sadece soyutlama bağlamında anlaşılabilecek eserler üretti. Benim de modern sanatta hayranlık duyduğum şey bu. Aslında zor olan, bir tür realizme dönmek. 

FCF: Peki modern edebiyattaki tercihleriniz neler? 

SŽ: Bana göre Batı Avrupa’da üç büyük yazar var. Beckett, Joyce’un önünde. Joyce tam bir göt, züppe, narsist. Finnegan Uyanması korkunç bir eser. Bu kitabı edebiyat eleştirmenleri dört yüzyıl uğraşsın diye böyle yazdığını kabul etmiş. Siktirsin! Bununla bir gün bile uğraşmam ben. Beckett ise gerçek bir dâhiydi.

FCF: Oyun Sonu bir başyapıt.

SŽ: Evet, diğer tüm eserleri, mesela Not I. Sonra Kafka geliyor. Onların oyunlarında kimse kazanmaz. Kafka bürokrasinin müstehcen cinsel boyutunu anlamıştı. Son olarak Platonov, edebiyatın Maleviç’i olarak gördüğüm bir öğretmen. 

slavoj zizek

FCF: Bu oldukça tuhaf, çünkü siz video oyunlarına ve günümüz siber kültürüne de ilgilisiniz. Neden sonra, sanatta modernizmde ve ilk avangardlarda kalıyorsunuz. 

SŽ: Hepsini yapamam. Mesela bir süre modern müziği takip etmeye çalıştım. Ama itiraf etmeliyim ki bu alanda sınırlıydım, Boulez ve Stockhausen için elimden gelenin en iyisini takip etmeye çalıştım. Modern müzik alanında en çok Hanns Eisler’i sevdim. Eisler, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin milli marşını da bestelemiş, çok güzel besteleri var. Neredeyse imkânsız bir kombinasyonu temsil ediyordu: Hem Schönberg’in hem de atonal deneyselliğin sadık bir takipçisi olan Ortodoks bir komünist.  

Sloven müzik grubu Laibach meselesi de önemli, çünkü onlar da faşist aşırı özdeşleşmeden hoşlanıyor. Bu bana kısmen Chaplin’in Büyük Diktatör filmini hatırlatıyor, hani Hitler’in konuşmalarını sadece bazı kaba sözleri anlayabildiğimiz garip seslere dönüştürüyor ya. Bunu yapmak, Hitler’i mantık çerçevesinde eleştirmekten çok daha yıkıcı bir şey. Mümkün olduğunca sadık bir şekilde taklit ediyorsun, böylelikle tamamen gülünç bir hale getiriyorsun. Bu aynı zamanda çok ciddi bir şey. Laibach üyeleri, totaliterliği taklit eden ve eleştiren liberaller değil. Aksine bizi çok nahoş bir durumla yüzleştiriyorlar: Hepimiz totaliter ritüellerle özdeşleşmekten keyif alıyoruz. 

FCF: Black Mirror dizisini izliyor musunuz? 

SŽ: Bu dizi en iyilerinden. En sevdiğim bölüm hangisi biliyor musunuz? İkinci sezonun ilk bölümü, hani ne zaman birini arasanız ya da biriyle görüşseniz bir not, puan aldığınız bir toplumdan söz eden bölüm. Buradan toplumsal denetimin bazı ölçütleri ortaya çıkıyor. Bu ütopya gibi görünebilir ama aslında Google’da olan bu. Black Mirror dizisinden de bir tür denetim toplumuna yaklaştığımızı öğrenebiliriz. Ama ben bu konuda o kadar kötümser değilim. Evet, denetleniyor olabiliriz ama bu beni bilgisayarların ne kadar aptal olduğuna şaşırmaktan alıkoyamaz. Bilgisayarlar her şeyi biliyor ama çok fazla veriye de sahipler. 

Fotoğraflar Reiner Riedler

İngilizceden çeviren: Deniz Saldıran

* www.zizektimes.com


Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


DİLEK KARAASLAN
Deniz Saldıran, en çok merak ettiklerim sizin çevirilerinizden geliyor, teşekkürler.
8:53 AM
DİLEK KARAASLAN
Deniz Saldıran, en çok merak ettiklerim sizin çevirilerinizden geliyor, teşekkürler.
8:53 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR