Sonsuza Yazılan “Aşk”
12 Şubat 2019 Bilim Teknoloji Hayat İnsan

Sonsuza Yazılan “Aşk”


Twitter'da Paylaş
0

Peki, bir uygarlığın ömrü acaba ne kadar sürebilir?

14 Şubat. Antik Roma mitolojisine göre evlilik çağına gelmiş gençlerin eş seçme günü, Hıristiyan inanışa göre ise aşıkları gizlice evlendirdiği için öldürülen ve ardından Vatikan tarafından Aziz ilan edilen Papaz Valentine'in katledildiği gün.

Sevgililer Günü, alternatif olarak sevgiyi her biçimde kutlamak için bir bahane ya da şüpheli tarihi kökenlere sahip gereksiz bir gün olarak görülebilir. Bana göre her ikisi de geçerli değerlendirme. Kimi bilimsel araştırmalar ‘aşk’ın insan bedeninde yaşanan kimyasal bir bozulmadan ibaret olduğunu gösterse de yeryüzünde yaşanılacak en güzel duygunun bu olduğu da yadsınamaz bir gerçek. 14 Şubat tarihinin, kapitalist sistemin sömürü araçlarından biri olduğu gerçeğine karşın, tüketim çılgınlığına düşülmedikçe ‘aşk’ın kutlanacak özel bir günü olmasının pek de bir zararı olmasa gerek. Sonuçta, ilk çağlardan günümüze kadar yeryüzünde sanat adına yapılan en güzel şeyler de hep aşk üzerine olmamış mı?

Tarihte ilk olarak MÖ 2300 yılında, Sümer tabletlerinde Enheduanna'nın şiirlerinde görülen aşk, insanoğlu var oldukça yaşamaya ve yaşanmaya devam edecek. Uygarlığımız var oldukça, efsaneleşen aşklara yeni Romeo'lar, yeni Ferhat'lar, yeni Aslı'lar eklenecek ve aşk, kuşaktan kuşağa şarkılarda, şiirlerde ve öykülerde varlığını sürdürecek. Yaşadığımız yeryüzü sayısız aşka sahne oldu ve olmaya devam edecek, fakat bu aşk hikâyelerinden yalnız biri zaman içinde diğerlerinden farklı bir anlam kazanacak.

İşte o aşk hikâyesinin başlangıcı 1977 yılına, NASA’nın Voyager projesinin son şeklini almaya başladığı zamana uzanıyor. İki uzay aracı, Güneş Sistemi’nin en dışındaki gezegenler ve uydularını gözlemlemeye yönelik keşif yolculuklarını tamamladıktan sonra, kütle çekimiyle Güneş Sistemi’nin dışına sürüklenecekti. Modüller ile uzun yıllar irtibat kurulabileceği biliniyordu fakat sonuçta iki uzay aracı da görevlerini tamamladıktan sonra zaman içinde kozmik boşlukta kaybolmaya mahkumdu. Carl Sagan bu durumu, başka dünyaların ve başka zamanların olası zeki varlıklarına bir mesaj gönderme fırsatı olarak gördü. Projede çalışan bilim insanları, uzay boşluğunda ömrünün en az bir milyar yıl olacağını öngördükleri altın bir plak tasarladılar. Voyager’a konacak bu plak kaydında, kozmik okyanustaki yerimizi gösteren bir pulsar haritası, altmış dilde (ve ayrıca balina dilinde) selamlaşmalar, biyolojik evrim konusunda bir anlatım, dünyamızdaki yaşama ilişkin 116 resim ve farklı kültürlerin çeşitliliğini sergileyen 90 dakikalık müzik yer alacaktı.

Peki, bir uygarlığın ömrü acaba ne kadar sürebilir? Hominidae olarak adlandırılan insansı atalarımızın evrimsel süreci sadece birkaç milyon yıl öncesine dayanıyor. Dünyayı toptan havaya uçurabilecek nükleer silahlara sahip olduğumuz şu günde ise, bırakın milyonlarca yılı, önümüzdeki bin yıl bile türümüz için şüpheli gözükmekte.

Şunu bir düşünün. Bundan bir milyar yıl sonra, medeniyetimizden artakalan her ne varsa, hepsi kozmik tarihin çöplüğünü boyladığında, insan eli ile yapılmış olarak geriye kalan belki de tek şey bu plak olacak. Gezegenimizin ve uygarlığımızın tarihini bir sonraki nesile aktaracak tek bir canlı kalmadığında bu plak, içerdiği bilgiyi ulaştıracağı bir zekâ türü bulma hedefiyle yoluna devam ediyor olacak.

Voyager projesinde çalışan 27 yaşında genç bir kadın bunun tam anlamıyla farkındaydı. İşte bu, onun aşk hikâyesi...

Ann Druyan'ın kaleminden...

Voyager’ın mesajını oluşturma ayrıcalığını kazanmış olan bizler, bu işi kutsal bir amaç duygusuyla yaptık. Bizim de tıpkı Nuh peygamber gibi, insan kültürlerinin örneklerini topladığımız ve kaydettiğimiz bu plağın, hayal bile edilemeyecek kadar uzak gelecekte varlığını koruyacak tek insan yapımı cisim olacağı düşünülebilirdi.

Çin müziğinin en değerli örneğini bulabilmek için giriştiğim yıldırıcı araştırmalar sırasında, Carl’ı bir konuşma yapmak için gittiği Tucson’dan telefonla arayarak oteline mesaj bıraktım. Bir saat sonra Manhattan’daki evimin telefonu çaldı. Telefonu açtığımda kulağımdaki ses şöyle diyordu: “Otelime döndüğümde ‘Annie aradı!’ diyen bir mesaj buldum. Kendi kendime, bu mesajı bana neden on yıl önce bırakmadı ki diye sordum.”

Şakayla karışık bir neşeyle karşılık verdim: “Ben de seninle bu konuda konuşmak istiyordum. Kalıcı bir beraberlik istiyor musun?”

“Evet, sonuna kadar,” dedi sevgiyle. “Gel, evlenelim!”

Ve o an, yeni bir doğa yasası keşfetmenin nasıl bir şey olduğunu hissetmiş gibi olduk. Bu bir evreka idi; büyük bir gerçeğin ortaya çıktığı andı. Ve bu gerçek, sonraki yirmi yıl boyunca sayısız kanıtla doğrulanacaktı. Ancak bu aynı zamanda, sınırsız bir yükümlülüğün de üstlenilmesi demekti. Bu harikalar dünyasına bir kez kabul edildiğinizde bir daha onun dışında mutlu olabilir miydiniz? Tarih 1 Haziran’dı; aşkımızın kutsal günü. Bu tarihten sonra ikimizden birisi diğerine karşı anlayışsız davrandığında bu tarihin hatırlatılması çoğu zaman suçlunun aklını başına getirecekti.

Bu konuşmadan bir süre önce Carl’a, bir milyar yıl sonrasının olası zeki varlıklarının, düşünen birinin beyin dalgalarını algılayıp algılayamayacağını sormuştum. “Kim bilir? Bir milyar yıl çok uzun bir süre. Mümkün olma olasılığına karşı neden bir kayıt denemiyoruz?” diye yanıt vermişti.

Hayatımızı değiştiren o telefon konuşmasından iki gün sonra New York’taki Bellevue Hastanesi’nin bir laboratuvarında, beynimdeki ve kalbimdeki bütün verileri sese dönüştürerek kaydettirdim. İletmek istediğim bilgi üzerinde bir saatlik zihinsel bir yolculuk yaptım. Dünya’nın tarihini ve barındırdığı yaşamı düşünerek başladım işe. Yapabildiğim kadarıyla, düşüncenin ve insanın toplumsal örgütlenmesinin tarihi hakkında bir şeyler düşünmeye çalıştım. Uygarlığımızın içinde bulunduğu çıkmazı ve bu gezegeni üzerinde yaşayanların birçoğu için cehenneme çeviren şiddeti ve yoksulluğu düşündüm. Ve sonlara doğru kendime, aşık olmanın nasıl bir şey olduğu konusunda kişisel bir yorumda bulunma hakkı tanıdım...

Ben şu an (14 Şubat 1997) Carl’ın son yazılarında gerekebileceğini düşündüğü düzeltmeleri yaparken, Voyager uzay aracı, minik bir dünyanın müzik ve aşkla süslenmiş bilgileriyle yüklenmiş olarak en uzak gezegenlerin ötesine, yıldızlararası boşluğun açık denizlerine yelken açtı. Ve ben, dünyanın her yerinden Carl’ın ölümünden üzüntü duyan insanların gönderdiği kutular dolusu mektubun ortasında bir odada oturuyorum. Birçoğu, kendi uyanışlarını ona borçlu olduklarını söylüyor. Kimileri ise Carl’ın onlara, boş inanç ve köktendinciliğe karşı, bilim ve aklın yolunda çalışma esini verdiğini yazıyor. Bu düşünceler beni rahatlatıyor ve kederimi hafifletiyor. Doğaüstü düşüncelere kapılmadan, Carl’ın ve aşkımızın yaşadığını hissetmemi sağlıyor.*

*Bu metin Carl Sagan'ın ölümünden sonra yayımlanan, Billions & Billions (1998 © Ballantine) kitabına, eşi Ann Druyan tarafından eklenmiştir. Çeviri, anlam bütünlüğü korunarak kısaltılmıştır.

Voyager uzay araçlarının güncel konumu için: https://voyager.jpl.nasa.gov/mission/status/

Voyager altın plak içeriğine ulaşmak için: https://voyager.jpl.nasa.gov/golden-record/whats-on-the-record/


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR