Synonymes / Eşanlamlılar – Bir Varoluş Mücadelesi
4 Ekim 2019 Sinema

Synonymes / Eşanlamlılar – Bir Varoluş Mücadelesi


Twitter'da Paylaş
0

Eşanlamlılar, arayış/kayboluş/dönüş üçgeni içinde geçen; farklı yazılan ama bütün dillerde aynı okunan bir meselenin, varoluşun hikâyesini bütün gerçekliğiyle anlatıyor bize.

İsrailli yönetmen Nadav Lapid, bu sene Berlin’de Altın Ayı ve FIBRESCI ödüllerini alan Synonymes (Eşanlamlılar) filminde, doğup büyüdüğü İsrail topraklarını terk edip hiç bilmediği Fransa’ya, Paris’e giden genç bir delikanlının kimlik bunalımını ve kendiyle yüzleşmesini ele alıyor. Sırtında çantasıyla koşar adım yürüdüğü sokaklarda kendi kendine Fransızca sözcükler mırıldanan Noav, boş bir apartman dairesine sığınır ilk sahnede. Gecenin bir yarısı uyku tulumunun içinden çıkıp banyoya giren Noav, yattığı yere döndüğünde çantasının, uyku tulumunun, bütün kıyafetlerinin o sırada çalındığını fark eder. Çırılçıplak bir halde binadaki diğer dairelerin kapılarını çalan Noav, hiçbir şekilde cevap alamayınca büyük bir panikle küvete geri döner ve soğuktan kaskatı olan bedenini suyla yumuşatmaya çalışır. Henüz bu ilk sahnede Noav’ın soyulmaktan öte bir panik ve korku yaşadığını öğreniriz. İlerleyen sahnelerde Noav’ın geçmişi biraz daha aralanır ve İsrail’de soğuktan donarak can veren bir akrabası olduğunu, soğuktan donmanın ailesinde adeta bir tür lanet olduğunu öğreniriz. Küvette baygın bir şekilde yatan Noav’ın kaldığı daireye bir süre sonra genç bir çift gelir. Emile ve Caroline adındaki çift, donmak üzere olan Noav’ı alıp dairelerine götürürler ve ona kıyafet ve para dahil her türlü yardımı sağlarlar. Filmin açılış sahnesinde tasvir edilen bu ‘sıcak yuva’ imgesi, ülkesini terk edip Fransa’ya sığınan bir delikanlıya mutlaka bir kapının açılacağı vurgusunu bütünüyle hissetmemizi sağlar.

Noav, genç çiftin evlerinde kalma teklifini nazikçe reddedip kendisine yeni bir daire bulur ve Paris’teki yeni yaşamı da böylece başlamış olur. Küçücük bir daireye sığınan Noav, genç çiftle ilişkisini sürdürmeye devam eder. Fabrika sahibi genç yazar Emile ve obua sanatçısı sevgilisi Caroline’nin varlıklı ve ihtişamlı yaşamı, Noav’ın Paris’te tutunma ve ‘başarılı’ olabilme hayallerini iyice besler. Noav bu sırada  Fransızcasını geliştirmek için bir kitapçıdan sözlük alır. Bu sahnede filmin meselesiyle iligili çeşitli kodlar göze çarpıyor. Sözlük alacağı sırada kartpostallarla dolu raftan iki kartpostal çeker Noav. Birinde ağzına silah dayamış Kurt Cobain resmi görürüz –ki bunun yaşadığı hayattan kurtulmak isteyen Noav’ı temsil ettiğini düşünebiliriz–, ötekinde de askeri kıyafetinin içindeki muzaffer komutan Napolyon Bonapart. Onlarca farklı resmin içinden çekip çıkardığı bu iki kart, Noav’ın olduğu ve olmak istediği karakterleri net bir şekilde ortaya koyuyor. Yeri gelmişken Emile’in Noav’a verdiği kıyafetlerden biri olan sarı renkli kabanı hatırlamakta fayda var çünkü Noav, mevsime bile uymayan bu uzun ve gösterişli sarı kabanı film boyunca üzerinden çıkarmayacaktır. Üzerinde, deyim yerindeyse emanet gibi duran bu kaban, kendi kimliğinden sıyrılıp bambaşka bir kimliğe bürünmek için çırpınan Noav’ın içinde bulunduğu durumu çok iyi özetliyor. Kendini daha iyi ifade etmek ve Fransızcaya hâkim olup gerçek bir Fransız vatandaşı olabilmek için çabalayan Noav’ın sözcüklerle kurduğu ilişki de filmin kilit noktalarından. Satın aldığı sözlüğü hemen her fırsatta okuyup yeni sözcükler öğrenen Noav, bir yandan da hikâyeler kuruyor. Daha sonra bu hikâyelerini Emile’le paylaşıyor ve onları istediği gibi kullanabileceğini söylüyor genç yazara. Noav’ın kurduğu bu hikâyeler elbette İsrail’deki yaşantısının içinden geliyor. Ancak Noav önceki yaşamını tümüyle reddetmek peşinde olduğu için bu acınası hikâyelerden, ona İsrail’i hatırlatan her sözcükten de kurtulmak istiyor.

Paris’teki yaşamı devam ederken iki farklı işe girip çıkıyor Noav. Önce İsrail Başkonsolosluğu’nda güvenlik görevlisi olarak çalışıyor bir süre ve burada İsrail’den eski bir asker arkadaşı Yaron’la karşılaşıyor. Yaron karakteri Noav’ın dönüşümündeki temel tetikleyicilerin başında geliyor şüphesiz ki. Artık Fransa’ya ait olduğunu düşünen Noav, geçmişten gelen bu arkadaşın varlığıyla derin bir endişeye ve çıkmaza düşüyor. Kimliği konusundaki ikilemi de Yaron’a rastladıktan sonra yaşamaya başlıyor diyebiliriz. Yaron, kendi kimliğini iliklerine kadar hisseden koyu bir milliyetçi. Öyle ki bu milliyetçi duyguları olur olmaz yerlerde açığa çıkıyor. Sözgelimi Noav ve Yaron’un metroya bindikleri sahnede bu duygunun en yoğun olduğu bir ana tanıklık ederiz. Yaron, İsrail milli marşını mırıldanmaya başlar yolculuk sırasında ve sonra metrodaki diğer insanların kulaklarına fısıldar sözleri. Neredeyse her bir yolcunun yanına giderek büyük bir coşkuyla ve herkese bu ‘kutsal’ marşın sözlerini ezberletmek, kabul ettirmek istercesine marşı okumaya devam eder. Bir başka yerde de Noav ve Yaron’la birlikte Fransız vatandaşı olduğunu bildiğimiz bir başka güvenlik görevlisinin olduğu bir sahne vardır. Fransız güvenlik görevlisi, Yaron’un bu iş için yeterli olup olmadığını sınamak için onunla bir kavgaya girişir. İlk başta bir güç testi gibi görünen bu kavga sahnesi gittikçe sertleşir ve bir alt etme mücadelesine dönüşür. Bir yanda İsrail, bir yanda Fransa olası bir savaşa girmiştir adeta ve kimin galip geleceğini Noav’la birlikte izlemeye başlarız bu sahnede. Noav da kavganın seyredenidir çünkü hiçbir şekilde kavgaya müdahil olmaz, üstelik Yaron’un bu ‘savaşı’ kaybetmesini istediğini belli eden jestlerine, yumruk hareketlerine şahit oluruz.

Noav’ın güvenlik işinden kovulması da filmin önemli sahnelerinden biri. Konsolosluğa müracaat etmek için şiddetli bir yağmurun altında sıra bekleyen onlarca İsraillinin başında duran güvenlik görevlisi yerini Noav’a devredince, Noav bütün bu nümayişin yersiz olduğunu düşünür ve güvenlik şeridini kaldırarak insanları içeri girmeye teşvik eder. Büyük bir hengameyle içeri girmeye çalışan onlarca insanın yaşadığı mutlak zafer duygusunu bütün iliklerinde hisseden Noav, adeta zevkten çıldırarak büyük bir boşalma yaşar. Elbette bu olay sonrasında da işinden olur. Paris’teki günlerini küçük bir odada ve hep aynı yemeği –domatesli makarna–  yiyerek geçiren Noav şimdi yeni bir iş bulmanın peşindedir. Odasında vücut egzersizleri yaptığı bir sırada telefonundan kendi fotoğrafını çeker ve modellik yapmak için internete bir ilan hazırlar. İlanda 27 yaşında, genç, yakışıklı, resim için uygun bir model olduğunu ifade ederek vücudu, bedeni üzerinden para kazanma yolunu seçer. Aslında ilk seçiminde de bedenini ortaya koyduğunu söylemek mümkün çünkü İsrail’de askerliğini yaptığı sıralarda usta bir nişancı olduğunu öğreniriz bir sahnede. Buradan Noav’ın başka bir hüneri ya da meziyeti olmadığı sonucunu çıkarabiliriz. Eski ve ‘yetenekli’ bir asker olduğu için güvenlik görevlisi olarak çalışan Noav, genç ve yakışıklı olduğu için de bedenini ortaya koyarak yeni bir işe soyunur böylece. Bir süre sonra ilanına dönüş alır ve bir fotoğrafçının stüdyosuna gider. Burada beklemediği ama rıza gösterdiği bir taleple karşılaşır Noav. Bir gey porno filmi çekme hazırlığında olduğunu öğreneceğimiz fotoğrafçı, Noav’ın çıplak bedenini kayıt altına alır ve ondan çeşitli isteklerde bulunur. Her istenileni –anüsüne parmağını sokup inleme sesleri çıkarması da dahil– harfiyen yerine getiren Noav, yalnızca bir konuda karşı çıkar fotoğrafçıya. Noav’ın bedenini bütün ihtişamıyla kayıt altına aldığı bir sırada fotoğrafçı ondan “dirty talk” yapmasını ister ve Noav da Fransızca olarak, öğrendiği yeni sözcüklerin de imkan verdiği ölçüde ‘edebi’ bir monologa başlar. Bundan tatmin olmayan fotoğrafçı, Noav’dan yerel dilinde, İbranice sözler duymak istediğini belirtir ancak geçmişini silmeye çalışan Noav için bu talebi karşılamak mümkün değildir. Bu sahnede de Noav’ın kendi kimliğiyle yüzleşmesi çarpıcı bir biçimde ifade edilir. İsrailli genç ve yakışıklı bir delikanlının Fransızca ‘inlemesi’ fotoğrafçıyı tatmin etmez; kendi dilinde, kendi olarak, yani gerçek bir İsrailli olarak konuşmadığı sürece onun bu seksi ve azgın halleri hiçbir anlam ifade etmeyecektir çünkü.

Caroline ve Emile’le olan ilişkisini sürdürmeye devam eden Noav zaman geçtikçe Caroline ile yakınlaşır ve aralarında cinsellikle başlayan ve evliliğe kadar giden bir sıkı bir bağ kurulur. Evllilik konusu Emile’in fikridir çünkü bu sayede Fransa’ya yerleşme hakkı kazanan Noav yaşamının sonuna dek burada yaşayabilecektir. Bu formalite evlilikten sonra Fransız vatandaşlığına geçebilmesi için devlet tarafından verilen sınıf eğitimlerine tabi tutulacaktır Noav. Afrikalısından Çinlisine, hemen her ırktan insanın aynı yerde toplandığı bu sınıfta devleti sembolize eden ‘otoriter’ bir hoca tarafından verilen ‘Nasıl Fransız olunur?’ minvalindeki dersler, filmin en çarpıcı sahnelerini oluşturuyor şüphesiz. Temel Fransızca bilgisiyle birlikte, din, devlet, toplum, ahlak ve genel olarak laiklikle ilgili sıkı bir söyleve girişir Fransız hoca. Bu ülkede din ve devlet işlerinin uzun yıllar önce birbirinden ayrıldığını, burada yaşayan her bireyin özgür olduğunu, herkesin inancını istediği şekilde tercih edebileceğini, ama inançların hiçbir şekilde devlet iradesinde bir hükmü olmadığını, çünkü burada tanrının  da olmadığını didaktik bir şekilde aktarır hoca. Dersin bir yerinde Fransız milli marşını okuması istenir ‘öğrenciler’den. Başarısız bir iki girişimden sonra sıra Noav’a gelir ve oturduğu sıradan birkaç adım öne çıkan Noav, fonda çalan marş müziğinin sesini daha, biraz daha, çok daha açmasını rica eder hocadan ve asil kan bir Fransız gibi yüksek perdeden marşı okumaya başlar. Noav’ın bu sırada, daha önce metroda İsrail milli marşını coşkuyla okuyan arkadaşı Yaron’u hatırladığından artık hiç şüphemiz yoktur.

Her şeyin yolunda, istediği gibi gittiğini düşünen Noav yine de büyük bir açmazda olduğunu hisseder ve içinde bulunduğu durumun saçmalığını fark etmeye başlar. Caroline’in davetiyle eşinin klasik müzik konserine giden Noav, en derin yabancılaşmayı bu konser sırasında yaşar. Öyle ki konsere ara verildiğinde kulise gidip bütün orkestra sanatçılarına yaptıkları bu müziğin bir saçmalıktan ibaret olduğunu haykırır ve Caroline’i de geride bırakıp salonu terk eder. Ancak en büyük yüzleşme sürpriz bir ziyaretle ortaya çıkar. Her gün aynı yemeği yiyen Noav, fotoğrafçıdan aldığı parayla kendine iyi bir yemek ısmarlamak için şık bir restorana girer ve aldığı tavuklu panini sandviçle oradan çıkarken yemeğini kabanının iç cebine sokar. Tam bu anda karşısında babasını görür Noav. Birkaç saniye süren bu karşılaşma ve bakışma sahnesinde Noav’ın Paris’teki yaşantısı hakkında epey bir fikir sahibi olmuştur babası ve kısa bir süre sonra kurduğu cümleyle Noav’ı can evinden vurmayı başarır. Oğlunu baştan ayağa süzdükten sonra “Sadece iyi olup olmadığından emin olmak istemiştim” der ve hızlıca oradan uzaklaşır. Bu sahneden sonra Noav’ın yaşadığı kimlik bunalımında derin, kapanmaz bir çatlak meydana gelir ve Noav, gerçekte nereye ait olduğunu sorgulamaya başlar. İlerleyen bir sahnede Noav’ın Emile’i ziyaret ettiği görürüz. Noav, ondan kullanması için anlattığı hikâyeleri geri ister. “Belki kullanmayacağım,” der “ama o hikâyeler bana ait.”

Filmin son sahnesinde tıpkı ilk sahnedekine benzer bir sırt çantasıyla Noav’ı görürüz yeniden. Bu defa yerleşmek için değil, Paris’i terk etmek için sokaklardadır. Sonunda vedalaşmak için, belki de başka bir sebeple Emile’in evine gider ve kapıyı çalmaya başlar. Büyük bir ısrarla hatta zorlayarak kapıyı vurması boşunadır çünkü ilk başta ona açılan o kapı şimdi sonsuza dek yüzüne kapatılmıştır.

Eşanlamlılar, arayış/kayboluş/dönüş üçgeni içinde geçen; farklı yazılan ama bütün dillerde aynı okunan bir meselenin, varoluşun hikâyesini bütün gerçekliğiyle anlatıyor bize.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR