T. S. Eliot’ın J. Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı İncelemesi
4 Temmuz 2019 Edebiyat Şiir

T. S. Eliot’ın J. Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı İncelemesi


Twitter'da Paylaş
0

Şiirin anlatıcısı Prufrock kendi aklında hapis kalmıştır. O kadar şüphe duyup çekinmektedir ki harekete geçemez.

T. S. Eliot J. Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı’nı yirmilerinin başındayken yazdı. Yıllar sonra Harvard Üniversitesi’nde felsefe okurken başladığı şiiri Avrupa’da gezerken bitirdiği zamanları andı. Ancak ilk bakışta bu şiirin genç bir insanın kaleminden çıktığına inanmak zor. Hayatının ilerleyen döneminde ona sorular yöneltildiğinde Eliot şöyle yanıtladı: “Kısmen kırklı yaşlarındaki bir adamın dramatize edilerek yaratılmış hâliydi, kısmen de bu sönük hayali karakterle kendi duygularımı ifade ettim.” Eliot çağdaşlarının, başka bir kişinin ağzından monolog yazmak için Viktorya Dönemi şairlerinden en fazla faydalanabilecekleri kişinin Robert Browning olduğunu ileri sürdü. Eliot’ın şiirleri Browning’inkileri andırmasa da orta yaşlarındaki anlatıcısını yaratırken onun rehberliğinden yararlandı. Bunu yaparken kendi hakkında bir şeyler ifade edebilmeyi başardı.

Eliot “Prufrock Kompleksi” adını verdiği kavramı şöyle açıkladı: “Kişisel bir sorunla karşılaştığımızda olasılıklar üzerinde fazla düşünmek yalnızca çekingenliğe ve kararsızlığa neden olur.” Prufrock modern edebi dünyanın sahip olduğu muazzam icatlardan biri. Onu yerle bir eden, bir şeyleri yanlış anlama olasılığından kaynaklanan endişenin etkisiyle donup kalmış, harekete geçmeyi bırakın karar vermekte bile güçlük çekiyor. Şiirin ilk dizesinde bir ironi seziliyor:

Gidelim öyleyse, sen ve ben,
Eterlenmiş hasta gibi bir masada
Serilmişken akşam göğe karşı

Şiirde başlangıçta kullanılan dil, şiire hâkim olan kararsızlığı belli ederken aynı zamanda gitmeye dair bir kararlılık ve diğer bir kişiye sert bir sesleniş karşımıza çıkıyor. Ancak amaç hissiyatı hızla tükenip yerini anlatıcının kendini kaybettiği ışık oyunlarına, tuhaf benzetmelere ve aklının yarattığı betimlemelere bırakıyor. Akşamın geç gelen, “göğe serilen” romantizmi ve “masadaki hasta” kelimeleri arasındaki oyunlar şiirde yer alan zıtlıklar dünyasını gözler önüne seriyor: Şiirsel ve tıbbi öğeler, lirik ve hastane… Kullanılan yöntem şiirin geneline yayılıyor. Aynı şey kendini şiirin başlığında da gösteriyor: “Aşk şarkısı” romantizmin altını çizerken “J. Alfred Prufrock” ismi şiire formalite katıyor. Çoğu okura sıkıcı değil eksantrik gelmesine rağmen Eliot bu ismi seçme nedeninin monoton olduğunu düşünmesinden kaynaklandığını belirtti. Browning bu isme kıyasla daha tuhaf isimler seçmişti (Bishop Blougram, Mr. Sludge, Prens Hohenstiel-Schwangau gibi).

Şiirde Eliot sürekli “Gidelim,” der, ancak şiirin gidişatı hiçbir yere gidemeyeceğinin göstergesidir. Okur daha ilk dizelerden bu sonuca ulaşır. Şiirin başında bulunan Dante’nin Cehennem'inden alınmış bölüm (Canto 27) hiçbir yere gidilemeyeceği fikrini ortaya koyar. Cehennemde dolanan Dante oranın sakinlerinden Guido da Montefeltro ile konuşmaya başlar. Kendinin de sonsuza kadar orda kalacağını farz eder, çünkü kimse cehennemden geri dönmemiştir. Eliot’ın şiirine cehennemin en karanlık yerlerinden okura seslenen anlatıcıyla başlamasının nedeni okurun bağlantı kurmasını sağlamaktır: Şiirin orta çağ Katolikliğiyle alakası yoktur, ancak şiirde bahsi geçen cehennem (yapmacık İngiliz soyluları, çay partileri, müzikal geceler ve parfümlü gece elbiseleri) bir nevi Dante’nin Cehennemi’nin başka bir versiyonudur. Geleneklerden ve adaba uygun olmaktan kaçışın mümkünatsızlığı aynı boğucu atmosfere sahiptir. Cehennemden kaçış yoktur ve Dante’nin hikâyesini anlatmak için oradan geri dönebilmesi rastlanmadık bir durumdur.

İlk dizelerde yineleyen “Gidelim,” kelimesi giderek azalarak yerini şu dizelere bırakır: “Gelir ve gider kadınlar odada / Konuşurlar Michalengelo hakkında.” Bu mısralar da şiir boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkar. Sorular giderek artar: “Cüret edebilir miyim / Kâinatı rahatsız etmeye?” Soruların retorik olduğunu söylemek yanlış olur, bunlar sahiden şaşkınlık ifadeleridir: “Ve nasıl yeltenmeliyim öyleyse? / Ve nasıl başlamalıyım?”

Şiirin belli bir formu, kafiye ya da hece ölçüsü yoktur. Eliot’a göre vers libre yani serbest şiir “özgürlük için haykırmaktır, sanatta özgürlük bulunmamaktadır.” Vers libre’ye göre kafiyeyi terk etmek gerekir, ancak serbest ölçüye sahip şiirlerde bile kafiyeye ihtiyaç duyulur. Eliot da zaman zaman kafiye kullanır: “Should I, after tea and cakes and ices, / Have the strength to force the moment to its crisis?” (Acaba, çaydan ve pastalardan ve dondurmalardan sonra, / Bu anı kendi bunalımına zorlayacak gücüm olur mu?)

Prufrock’un endişeleri kısmen zamanın imkansızlıklarından kaynaklanıyor, ama bu endişelerin sebebi özellikle etrafındaki kadınların, kolları bilezikli, üstüne şal örtünen zenginlerin neden olduğu korku. Şiirin sonlarına doğru, denizin derinliklerinde bulunan denizkızlarının şarkılarının hayali okuru karşılıyor. Prufrock ona da şarkı söylediklerini umduğunu söylediğinde bir anlık huzur buluyor. Buna rağmen şiirin son dizeleri çay partilerinde denk geldiği sığ muhabbetlerden kaçışın imkansızlığıyla çalkalanıyor: “İnsan sesleri bizi uyandırana ve boğulana dek.” Eliot’ın bu sonla ilgili yaptığı yorumsa şöyle: “Başarısızlığın ya da başarısız olan bir karakterin portresine zafer dolu bir son vermek yanlış olurdu.”

(Şiir çevirisi: İsmail Haydar Aksoy)

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(British Library)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR