Tahran: "İran’da gece hayatı evlerde yaşanıyor."
18 Mart 2017 Hayat Gezi

Tahran: "İran’da gece hayatı evlerde yaşanıyor."


Twitter'da Paylaş
0

Kızlara, neden kadınların makyajı bu derece abarttıklarını soruyorum. Bunun, rejime karşı bir çeşit başkaldırı olduğunu söylüyorlar.
Kadir Işık
Azadi meydanına yakın bir yerde otobüsten indim. Hızlı akan trafiğinin içinden karşıdan karşıya geçmek Rus ruleti oynamak gibiydi. Meydanın ortasındaki kule, 1971 yılında Pers İmparatorluğu'nun kuruluşunun 2500. yılında yapılmış. Devrimden önceki adı Şehyad. Üst katı müze olan kulenin alt katlarında kültür ve sanat etkinlikleri yapılıyor. Kulenin en üst katına asansörle çıktık. Sabah saatleri, müzede tanıştığım Yasmin Tahran Üniversitesi'nde tıp okuyor, Dubai’de yaşıyor. Marjan, Meşhedli, okulu bitirmiş, işsiz, arkadaşının yanına tatile gelmiş. Marjan, Meşhed’i görmelisin, diyor. Her yıl dünyanın farklı bölgelerinden yaklaşık on iki milyon Şii, İmam Rıza’nın türbesini ziyarete geliyormuş. On bir imamın onu Arap ülkelerinde ölmüş. İmam-ı Zaman’ın mezarı bilinmiyor, kurtuluş günü dirilecek ve bütün Şii'leri kurtaracak. Marjan inanmıyor, masal anlatır gibi konuşuyor. İran’da on bir imamın ölüm yıldönümleri tatil, İran yasta, her şey gelip ölüme kilitleniyor. Meşed’de zehirlenerek öldürüldüğüne inanılan İmam Rıza'nın yaklaşık yirmi bin oğlunun farklı yerlerde mezarları var. İmamzade türbesi denilen bu mezarlar ziyarete açık. İran'da son otuz yılda imamzadelerin sayısı yedi kat artmış. Her köyde ve mahallede olan bu türbelere yılda üç yüz tane yeni türbe ekleniyormuş. BBC’nin bu konudaki belgeselini izlemelisin, diyor Yasmin. Kulenin üst kat pencerelerinden bakınca Tahran’ın geniş yolları ve parkları göze çarpıyor. Kulenin farklı salonlarında geçmişten günümüze İran sanatınım tarihsel geçmişi sergileniyor. Salonun biri İran hat sanatına ayrılmış. Ayrıca kırk dilde konuşabilen ve size konuştuğunuz dilde cevap verebilen İran yapımı bir robot var. Robota, Azadi’nin anlamını sordum, cevap veremedi. İçi bu derece boşaltılmış, anlamını kaybetmiş bir kelime İran rejimi tarafından birçok yere isim olarak verilmiş. İslam devriminden önce kamusal alanda yasak olan türban devrimden sonra zorunlu hale gelmiş. Molalar azadi, yani özgürlük diyorlar yarattıkları bu rejime. Gülistan sarayına gidiyoruz. Metro hınca hınç kalabalık, kadınlara ayrılan bölüm, ışıklı bir tabelada hem Farsça hem de İngilizce olarak belirtilmiş. Kızlar da benimle birlikte erkeklere ayrılan vagona bindiler. Kızlar makyajlı ve başlarındaki türban saçlarının çoğunu dışarıda bırakıyor. Yarın bir gün türban serbest olduğunda, ki o gün çok uzakta görünmüyor, kafalarındakini ânında çıkaracaklar. Kızlara, neden kadınların makyajı bu derece abarttıklarını soruyorum. Bunun, rejime karşı bir çeşit başkaldırı olduğunu söylüyorlar. Ahmedinecad zamanında birçok kuaför kapatılmış, kadınlar üzerinde baskılar artmış. Çarşaflı ahlak polisleri sokaklarda, her yerdelermiş. Yasmin de Marjan da mavi kot pantolon giymiş, okula kotla gitmek yıllar önce yasakmış, üniversite öğrencileri kot giyme eylemi yaparak bu yasağı delmiş. İlkokul ve üniversitede karma eğitim yapılıyor, ortaöğretimde ayrılıyorlar. Gülistan Sarayı'nın çevresi bayram arifesindeki Eminönü kalabalığını aratmıyor. Mısır Çarşısı'yla aynı mimarideki eski çarşının her yeri satıcılarla dolu, aradığın her şeyi bulmak mümkün. Şah Tahmaz zamanında yapılan Gülistan Sarayı yani güllerin sarayı, şehrin merkezinde surların içinde yer alıyor. Eskiden kerpiçten bir kale olan yapı, Zend'ler tarafından zamanın ruhuna uygun mimariyle saraya dönüştürülmüş. Taç giyme töreninin yapıldığı aynalı salon Versay Saray'ındaki Aynalı Salonun bir benzeri. Sarayda ayna işçiliğinin en güzel örneklerini görmek mümkün. Saraydan çıktıktan sonra meydanda, oldukça kalabalık bir lokantada yemek yedik. Tahran’ın sıcağı sırtıma ağır bir yük olarak biniyor, oturunca yorgunluğumu daha çok hissediyorum. İki gece evinde misafir kalacağım Farshad’ı aradım. ABD elçiliğinin arkasındaki Artist Park'ta buluşalım, dedi. Taksi beni elçilik binasının önünde indiriyor. Şimdilerde müze olarak kullanılan bina yıllarca boş kalmış. Binanın bahçe duvarı bez brandayla kapalıydı, içerisi pek görünmüyor, binada herhangi bir yenileme çalışması yapılmamış, metruk bir bina görünümünde. Devrim zamanı üniversite öğrencileri tarafından basılan elçilikte rehin alınan çalışanlar, 444 gün sonra Amerika’yla yapılan Cezayir anlaşması sonunda serbest bırakılıyor. Amerika rehineleri kurtarmak için yaptığı operasyonda sekiz askerini kaybetmiş, bol ödüllü Ben Aflecck'in yönettiği Argo filmine konu edilmeyen bir ayrıntı. Her yıl 4 Kasım'da elçiliğe yapılan baskın Amerika ve İsrail bayrakları yakılarak ülke genelinde kutlanıyor. Artist parkın içindeki kafeteryanın kapısında bir oyun afişi var. Oyunun adı, Diktatör için Peporini. Afişte Hitler bıyıklı küçük bir kız çocuğu var. Bu ürkütücü bıyıklar çocuğun güzelliğine tüy dikmeye yetiyor. İran’da tiyatroya ilgi çok. Yasaklar tiyatroyu geriletmemiş, ama oyunlarda cinsellik, politika ve dine dokunmak yasak. Oyuncuların giyimi kamusal alana uygun olmalı ve kadın oyuncuyla erkek oyuncunun sahnede birbirine dokunması yasak. Farshad, Urmiyeli bir Türk, Artist Park'ta buluşup evine gidiyoruz. Tahran’da her yöne giden dolmuş taksiler var. Bu taksilerde kadın erkek yan yana oturabiliyor. Farshad’ın evi iki küçük oda, evin daracık mutfağı salona açılıyor. Evde bir çeşit İran yapımı klima var. Tavandaki ızgaradan eve soğuk hava doluyor. Çantayı eve bırakıp çıktık. Frizbi maçına gidiyoruz. Bizi yoldan yetmiş model Mercedes arabasıyla kızıl saçlı sarışın bir arkadaşı aldı. Diplomat babası Fransa’da çalışırken Alman annesiyle evlenmiş. Altındaki pas rengi lanet araba harikaydı, bayıldım. Bukowski’nin içinde seviştiği, içtiği, bazen de kustuğu arabanın aynısı. Biraz da ahbabın, hani şu Büyük Lebowski’nin çalındıktan sonra polis otoparkında bekleyen arabasına benziyor. Oturunca bacağıma bir şey battı, önemli değil, araba benim olsaydı mahalleden Vedat’a yaptırırdım. Bizim sarışın delikanlı, yanında oturan esmer kızla birlikte yaşıyormuş, muta nikâhıyla. Bir parkın içinden geçtik, boş bir alanda durduk. Benim kapı dışarıdan açılıyor, Kusura bakma, dedi kapıyı açarken. Önemli değil ahbap, dedim. Bizden önce sahaya gelenler ısınmış, takımlar kuruldu hemen. Seyirci olarak kenarda oturdum. Kadın erkek karışık oynuyorlar. Kısa boylu oldukça aktif bir kız var, hızlı koşuyor, hızlı konuşuyor, bir kaplan gibi kapıyor Frizbiyi. Dostluğa dayanan bir oyun olan frizbi hakemsiz oynanıyor ve Tahran’da çok yaygınmış. Ertesi gün on iki imamın altıncısı İmam Sadık’ın ölüm yıldönümü, resmi tatil. Farshad birçok yerin kapalı olacağını söylüyor. Sabah dışarıdan gelen ilahi sesleriyle uyandım, cama çıktım. Sokakta siyah giyimli on beş yirmi kişilik grup, yolda ilahi, belki de dua okuyarak ilerliyor. O grubun birkaç metre gerisinde başka bir grup aynı ayini yaparak onların peşi sıra yürüyor. İki grubun ortasında uzun beyaz entari giyen imam var. Başında sarık. Belirli aralıklarla duruyorlar, elleriyle kafalarına hafifçe vuruyorlar, sonra ellerini göğüs kafesinde birleştiriyorlar. İmam sadece kavuğunu tutuyor. Fotoğraf çekmek istedim, tehlikeli olabileceğini söyledi Farshad. Yarım saat sonra aynı yoldan geçen bir arabada çalınan müziğin sesi geliyor, Türkçe, “… sözlerim ağırdır dokunur kalbe, şu suskun ağzımı açtırma benim…” diyor. İran'daki Türkler en çok Türkiye'deki Kürt sanatçıları dinliyor, İbrahim Tatlıses, Mahsun Kırmızıgül, Ahmet Kaya... Farshad’ın arkadaşı Amir, Mollaları sevmiyorum, ama İran’ı seviyorum, çok enteresan bir yer, demişti. Nelson Mandela Caddesi'ndeki Melat parkındaki heykeller görülmeye değer. Elburz dağlarından eriyen kar suları yol kenarlarındaki arklardan akarak parkları suluyor. Parkın girişinde İmam Sadık’ın hayrına şerbet dağıtılıyor. Bir başka park olan Ateş ve Toprak, adını su fıskiyelerinden almış. Kızlarla erkekler suyla oynayınca vücut hatları ortaya çıkıyormuş, suyu kesmişler. İki parkı birleştiren Tabiat Köprüsü'nden geçiyoruz. Park şehrin yüksek kesiminde, dağın eteklerinde, serin. Tahran’ın Eyfel’i Milad kulesi şehrin her yanından görünüyor. Kızlarla erkeklerin buluştuğu bir park. Banklarda sevgilisiyle el ele oturan da var, karşılıklı birbirini kesen de. Sinema müzesi Mellat parkına yakın. Üç katlı bir bina, İran sinemasının film festivallerinde bu kadar çok ödül aldığını bilmiyordum. Müzede eski kameralar, film afişleri, İran sinemasının tarihçesi, yönetmenlerin karton üzerine yapılmış boydan resimleri sergileniyor ve film gösterimleri yapılıyor. Müzeyi gezdikten sonra bahçesindeki kafede oturdum. Tanıştığım hemen hemen herkes İran’dan kaçmak istiyor, Türkiye’de yaşamak isteyen de çok. İran’da gece hayatı evlerde yaşanıyor. İran alkol tüketimi yüksek olan ülkeler arasında üst sırada. Değişimi yaratanın yasaklar olduğu çok net görünüyor. Ev partilerinde en çok Ermeni votkası içiliyormuş. Ülkedeki Gayri Müslümlerin yıllık belli miktar alkol tüketmelerine izin veriliyor, bunu bir kısmını İranlı Müslüman dostlarına satıyorlar. Ülkeye alkol giriş ve satışı Devrim Muhafızlarının (Sehaplar) kontrolünde. Bizde alkolün fiyatını artıran vergi, İran’da rüşvet. Alkollü yakalandığınızda Bekçi Murtaza gibi işgüzar bir polise denk gelirseniz cezalandırılırsınız, ama gene de bu karakterin sadece Orhan Kemal'in kitabında kaldığına, gerçek olmayan tek roman kahramanı olduğuna inanırsanız içiniz rahat eder. Rüşvet, rejimin yasaklarını esneten en güçlü araç. İran'da gözüme çarpan lüks ve gösterişli binaların çoğu ya devlet bankası ya da özel bankalara ait. Devlet bankalarında faizler yüzde yirmilerde, ama özel bankalarda yüzde yirmi beşe kadar çıkıyor. Arabaların üzerine yerleştirilen seyyar ATM makinelerini bir de deprem zamanı Van’da görmüştüm. Farshad’ın işte olduğu gün Tahran Şehir Tiyatrosu, öbür adıyla Teatr-e Shahr’ı bulmak için birçok yanlış yola girdim çıktım. Tiyatronun açık kapılarının birinden içeri daldım, güvenlik görevlisine bakmadan yürüdüm, ardım sıra seslendi, Kapalıyız, dedi. İran’da böylesine muhteşem bir binanın sadece tiyatroya ayrılmış olması Pers kültürünün tüm baskı ve yıldırma politikalarına rağmen dimdik ayakta olduğunu gösteriyor. Bina, Londra’nın kiremitten yapılmış meşhur tiyatro binası Royal Albert Hall’e benziyor. İran cezaevlerinde birçok politik mahkûm var ve bunların çoğu idam ediliyor. 2009’da Londra’da, İran’daki politik mahkûmların serbest bırakılması için düzenlenen bir protestoya denk gelmiştim. İranlı kadın yazar Azar Nafisi, Tahran’da Lolita Okumak adlı çoksatan kitabında, “Molalar uyguladıkları acımasız kanunlara ve eziyetlere rağmen, İranlı kadınları kendi istediği şekle sokmakta başarılı olamadılar. Sonuçta, kendini tedavi etmek zorunda olan İranlı kadınlar değil, İran rejimidir” der.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR