Tamora Pierce: “Herkes fantastiğin çok güvenli olduğunu sanıyor. Şaka yapıyor olmalısınız.”
7 Mayıs 2019 Söyleşi Edebiyat Kitap

Tamora Pierce: “Herkes fantastiğin çok güvenli olduğunu sanıyor. Şaka yapıyor olmalısınız.”


Twitter'da Paylaş
0

“Romanlarım ortaçağda geçiyor, o zamanlar ergenlik çağındaki çocuklar, çocuk sayılmıyordu. Olduğu haliyle anlatmazsam inandırıcı olmaz. Okuyucular benden gerçeğin anlatılmasını talep etti.”

Pierce, kadın şövalyeler hakkında yazdığı hikâyelerle 1980’den bu yana kadın okurların favorisi oldu. Bu söyleşide “gerçeğin ham hâlini” kurguya nasıl taşıdığını anlatıyor.

1980’lerde çığır açan Dişi Aslanın Şarkısı dörtlemesi yayınlandığından beri, karakterlerini olabildiğince "gerçek" yaratmasıyla tanınıyor. Evet, karakterleri hayvanlarla konuşuyor, tanrılarla savaşıyor ve orduları yönetiyor olabilir. Ancak aynı zamanda regl oluyor, çocuk yetiştiriyor, vücutları hakkında endişeye kapılıyor ve kalpleri kırılabiliyor. 

Öte yandan Fırtınalar ve Katliam genç bir erkek çocuğunun başına gelenlere odaklanıyor. Fanları yıllarca Pierce’dan erkek kahraman yaratmasını istedi ve sonunda istekleri gerçekleşti. Kitapta Arram Draper adındaki çocuk, Pierce’ın daha önceki dizisi Ölümsüzler’deki kudretli büyücü Numair’e dönüşür. Ama önce ergenlikten sağ çıkması gerekmektedir. 

Pierce, son eseri Fırtınalar ve Katliam romanını yazmaya başladığında bir engelle karşılaştı. New York’taki evinde konuşuyor: “Ben bu konu hakkında konuşmakla ünlüyüm. İki seçeneğim vardı: Ya diğer yazarlar gibi bu durumu görmezden gelecektim ya da kadın karakterlerim için yaptıklarımı onun için de yapacaktım. Görmezden gelirsem bu bir yanıltmaca olurdu.”

Pierce kocasısın ve erkek arkadaşlarının görüşlerini almak istedi. Onlara ergenlik çağında yaptıkları ya da başına gelen şeylerle ilgili sorular sordu. Pierce, fantastik edebiyatın Judy Blume’u olarak tanınmasına karşın bu konuda şaşırtıcı bir şekilde çekingen davrandı. Bu durum hakkında, “Ama yapmak zorundaydım,” diyor. “Yıllarımı, anneler ve kızlarının yanıma gelip “Ergenliğe konuları kitaplarınızda bulundurduğunuz için teşekkürler,” demesiyle geçirdim ve benim için çok önemliydi. Bu detayları atlamak korkaklık olurdu.”

Ben de Pierce’ın kitaplarını bu yüzden seven kadınlardan biriyim. Pierce, muhtemelen söyleşi yapmayı en çok istediğim yazarlardan biri. Erkek kılığına girip şövalye eğitimi alan Alanna hakkındaki Dişi Aslan dizisinden tutun, okuma kabiliyetine sahip olan hayvan kız Daine ve öğretmeni Numair’i içeren Ölümsüzler dizisine kadar bütün eserleri büyüme çağındayken benim için büyük bir önem taşıyordu. İnternet çağından önce üniversitedeki kitabevine gider Pierce’ın yeni kitabı çıkmış mı diye bakınırdım ve çıkmışsa onu alıp çalışmam gereken “ciddi edebiyat” kitaplarının arasına saklardım. Pierce ve ben konuşmaya başlamadan önce, onunla daha önce yapılmış söyleşileri okurken onların da benim gibi Pierce’ın hayatları üzerindeki öneminden bahsettiklerini gördüm. Bu duruma şaşırmadım: 1980’ler ve 90’larda bizimle aynı sorunlarla baş eden, gerçek kadın karakterler yaratan fantastik kitaplar bulunmuyordu.

Pierce’a göre bu durum romanlarının altında yatan gücü oluşturuyor. Pennsylvania ve California’da büyürken, öğretmeninin onu Tolkien’in eserleriyle tanıştırmasıyla fantastik türe âşık oldu. “Ancak büyüdükçe fantastik romanlarda kimsenin tuvalete gitmediğini ya da duş almadığını fark etmeye başladım. Herkes her zaman yahni yiyor. Güveçte yemek pişirmek insanın saatlerini alır. Ayrıca Shire dışında hiçbir yerde av hayvanı, çiftlik hayvanı falan görmeyiz. Hayvanı nerede ve yemek pişirecek zamanı nasıl buluyorsunuz?”

Pierce bu durumun özellikle kadınlar söz konusuyken doğru olduğunu belirtiyor. “Kışın vahşi doğada, zincirli bikinisiyle uyuyan” çizgi roman karakteri Red Sonja’ya bakmanız yeterli.  

“Kararımı vermiştim, olabildiğince gerçek yazacaktım. İnandırıcılığın dışında kalan tek şey büyü olacaktı. Karakterlerimin insanların onlarla tanışabileceğini hissini vermesini istedim. Sürekli kadın kahramanlar arayışı içerisindeydim. Bulduklarım hayal kırıklığından başka bir şey değildi bu sebeple yazmaya başladığımda okumak istediğim, benim gibi olan kadınları yazdım."

Pierce babasının yazar olma yolunda ona yardımcı olduğundan bahsediyor. Kızını Edgar Rice Burroughs, King Arthur ve Robin Hood ile tanıştırdı. Pierce 11 yaşındayken babası onun bulaşık yıkarken hikâyeler anlattığını gözlemleyip kitap yazmasını önerdi. “O ana kadar sendika bülteni yazdığı daktilosuna dokunmak ölümcüldü. Onun için ne kadar önemli olduğunu bildiğimden kitap işini denedim.” Babası zaman makinesiyle ilgili bir roman yazmasını önerdi, bu yüzden Truva Savaşı zamanına gitmekle ilgili olan hikâyesini yazmaya koyuldu. “Yaklaşık bir yıl sonra kitabı tamamladığımdan değil, daha fazla fikir üretemediğim için yazmayı bıraktım.”

“Kısa öykümü bir dergiye gönderme cesaretini topladığımda annem benimle gurur duyacak sandım. Tam tersi, öfkeden kudurdu.”

Anne babası boşandı ve babası yanına daktilosunu alıp çekti gitti, ama Pierce, Seventeen dergisine öykülerinden birini gönderdiği yedinci sınıfa kadar yazmaya devam etti. Öykü yayınlanmadı ancak editör ona yetenekli olduğuna değinen bir yazı gönderdi. Yazıyı büyük bir hevesle annesine gösterdi, ancak annesinin tepkisi onu beş yıl boyunca hiçbir şey yazamamaya itecekti.

“Annem aynı zamanda entelektüel ilgi alanlarımı ve dünyaya bakış açımı etkileyerek feminist olmamı sağladı. Buna rağmen yazdıklarımı beğenmiyordu. Belki de babamın ilgi alanı olduğundandır. İngiliz edebiyatı okumuş biri olarak nasıl yazılması gerektiğine dair düşüncelerine ters düşen kurmaca metinlerden haz etmiyordu. Kısa öykümü bir dergiye gönderme cesaretini topladığımda annem benimle gurur duyacak sandım. Tam tersi, öfkeden kudurdu ve kim olduğumu düşündüğümü sordu. Ben kimdim ki yazımın yayınlamak için yeterince iyi olduğunu düşünmüştüm? Yeterince çalışmamıştım, yeterince yazmamıştım. Konuşmayı bir türlü kesmedi. Evden kaçmayı denedim, ama cesaretimi toplayamadım ve evime döndüm.”

Pierce yazarlık hayalinden vazgeçti ve psikoloji okumaya başladı. Ancak üniversitede yeni kitaplar, insanlar ve düşüncelerle tanışması yazar tıkanıklığının üstesinden gelmesini sağladı. İlk uzun metnini erkek kılığında turnuvaya katılan bir kız hakkında yazdı. Pierce’a göre bu metin “kötü ötesiydi” ve asla yayınlanmayacaktı. 

Altı ay sonra yarı unutulmuş bir rüyadan yeni bir fikir ortaya çıktı: İkiz kardeşinin kılığına girerek şövalye olan bir kız. Pierce’ın Dişi Aslanın Şarkısı’ndaki kızıl saçlı kahraman Alanna’yı yaratırken, askeri lider, ambulans çalışanı ve hemşire olan “çok güçlü ve kararlı” kardeşi Kim’den ilham aldı. Pierce kardeşi için “Tam anlamıyla gerçek bir kahraman. Yüzlerce kişinin canını kurtardı,” diyor. “Kahramanımı yaratmak için gerçek dünyadan aldığım bir şeyler olmalıydı.”

Bugün Dişi Aslanın Şarkısı çok satan ve eleştirmenlerin beğenisini kazanan, genç okuyucuları hedefleyen bir dizidir, ancak Pierce hikâyeyi yazmaya başladığında hikâyenin yetişkin okuyuculara hitap eden tek bir kitaba dönüşmesini hedeflemişti. Akşamları bakıcılık yaptığı çocuklara taslakların düzeltilmiş hâlini okudu. Yazdıkları üç yayınevi tarafından geri çevrildi, ancak kendi kurallarını koydu: Kitabının her reddedilişinde, kitabı bir daha göndermeden önce kendine bir hafta boyunca üzülme izni verdi. O zamanlar Pierce, New York'ta bir ajans için çalışıyor, öyküler, makaleler ve radyo oyunları yazıyordu. Ajans, Dişi Aslanın Şarkısı’nı gençler için dört kitap olacak şekilde yeniden yazmasını tavsiye etti. Böylece dizinin ilk romanı Alanna 1983’te yayınlandı.

Çocuklar için yazılan romanlarında cinsellik ve şiddeti nasıl açıkça betimlediği ve kullanılan sert dil hakkında ona yöneltilen soruları ve onlara verdiği cevabı hatırlıyor: “Sadece onlara baktım ve bu çocukların nasıl yaşadığını düşündüklerini sorguladım. Philadelphia ve Idaho çetesi üyesi gençlerle çalıştım, şiddete meyilli ve suç işlemiş çocuklarla çalıştım. Şu “Barbie Paris’e gidiyor ve manken oluyor” saçmalığı bugünün çocukları için geçerli değil. Bu konuya dikkatinizi vermiyorsunuz. Romanlarım ortaçağda geçiyor, o zamanlar ergenlik çağındaki çocuklar, çocuk sayılmıyordu. Olduğu hâliyle anlatmazsam inandırıcı olmaz. Okuyucular benden gerçek olanın anlatılmasını talep etti.”

Pierce, 2013 yılında Margaret A Edwards Ödülü’nü kazandı. Buna rağmen okuyucu sayısının artması yıllar aldı. 1980’lerde bankalarda ve avukatlık bürolarında sekreter olarak çalıştı ve 1990’larda Küçüklerin Koruyucusu dörtlemesini yazarken düzenli işine devam etti. Kitap dizisi, Alanna’nın halefi silahşör Kel’in hikâyesini anlatıyor. Büyü Çemberi dizisi ise eğitim gören dört büyücüyü anlatıyor. 

“Fantastikten çok memnunum. Söylemem gereken hemen her şeyi onun aracılığıyla söyleyebilirim. Modern dünya ve siyasetle ilgili söylemek istediklerimi yazdıklarıma gizlice iliştirdim. Birçok fantastik yazarı bunu yapıyor. J. K. Rowling toplumun adaletsizliğini ustaca vurguluyor. Herkes fantastiğin çok güvenli olduğunu düşünüyor, güya biz fantastik yazarları olarak ağır modern meselelerle uğraşmıyoruz. Şaka yapıyor olmalısınız. Biz sürekli bunu gerçekleştiriyoruz.”

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(The Guardian)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR