Tarihte Miyav!
7 Ağustos 2017 Hayat Doğa Tarih

Tarihte Miyav!


Twitter'da Paylaş
0

İstanbul’un kedi bolluğu ve kedi severliği bir yana Malezya’da ismini kedilerden alan bir şehir bile var: Kuching.

Günümüzde evcil kedilerin sayısının 500 milyon kadar olduğu tahmin ediliyor. Kediciklerin sayılarının çok olması yetmezmiş gibi hayranları da çok. Koskoca mart ayının maskotluğunu yapıyorlar. Kimileri tarafından İstanbul’un sembolü sayılıyorlar. Kedilerin hayranları şu an bol ama insanlarla ilişkileri hep böyle güllük gülistanlık olmamış. Kuyruklu dostlar, bazen tanrı bazen şeytan muamelesi görmüşler. Gelgitlere rağmen insanların ve kedilerin serüvenleri aynı doğrultuda ilerlemiş: benzer zamanlarda evcilleşmiş, benzer zamanlarda katledilmiş, benzer zamanlarda şehirleşmişler. Bu sebeple evcil kedilerin hikâyesini tarımın hemen öncesinden başlatmakta fayda var. Kısacası ilk durak Bereketli Hilâl.

Tarım Nelere Kadir!

Evcil kedilerin atasının Afrika yaban kedisi olduğu düşünülüyor. (Havalı olmak gerekirse felis silvestris lybica, yani orman kedisi.) Bizim bildiğimiz kedinin biraz daha büyüğü ve saldırganı. Afrika yaban kedisinin ormanlardan evlere gelişi, insanlar gibi, tarımla oluyor. Tarım insan için artı ürün, boş zaman, tok karın demek ama aynı zamanda fare, sıçan, haşerat, hastalık da demek. Bu fareler, haşeratlar, sıçanlar, uçanlar, kaçanlar ne olacak? Kedilerin bu istenmeyen fareler, haşeratlar, sıçanlar, uçanlar, kaçanlar ile beslendiğini fark edince insanoğlu derin bir nefes alıyor ve kedilerle ilk anlaşmasını yapıyor: Ben sana kalacak yer, güvenlik ve yemek garantisi vereyim; sen de tüm bu hoplayıp zıplayanları avla. Bu anlaşma iki taraf için de kârlı olunca başka yerlerde de taklit ediliyor.

Antik Mısır kedileri.

Eski Mısır’ın bereketli Nil Deltası da insanları kedilerle anlaşma yapmaya sürüklemiş. Kedilerin gelişiyle Mısır sıçanlardan, farelerden, salgın hastalıklardan kurtulmuş ve gelişleriyle bir bakıma Mısır’a hayat verdikleri için kediler zamanla Mısır kültüründe kutsallaşmış. (Sfenks’i gözünüzün önüne getirin. Aşk tanrıçası Baht’ın gerçek anlamda kedi kafalı olduğunu hatırlayın.) Firavunların mumyaları kedi heykelleriyle birlikte gömülmüş. Kedi mumyalarından oluşan mezarlıklar bile kurulmuş. Amon inancının Güneş Tanrısı Ra’nın yılan kılığındaki şeytanla kedi kılığına girerek savaştığına inanılmış. Kedi öldürenler ölümle cezalandırılmış. Kedileri ülke dışında satmak yasaklanmış. Eski Mısırlıların miyavlayışlarından ötürü adına “mu” dedikleri kediler, insanın ambarından kalbine giden yolu hızlı kat etmiş. Mısır, Roma topraklarına eklenince kedileri yurt dışına satma yasağı komik kalmış çünkü Mısırlıların kimselerle paylaşmak istemedikleri kediler Roma imparatorluğunun dört köşesine yayılmış. Kediler Romalıların gözünde özgürlüğün sembolüymüş. (Ah Romalılar şu anı bir görseler!) Roma’da da kedileri öldürmenin cezası ölümmüş. Roma toprakları genişledikçe kedilerin toprakları da genişlemiş. Roma aracılığıyla Orta Asya’ya gelen kediler, buralardaki tapınakların kutsal metinlerini ve el yazmalarını kemirgenlere karşı savunmakla görevlendirilmiş. (Kedilerin tarım ürünlerinin yanında artık yazıyı da koruyor olması insan hayatındaki değişimi de vurguluyor.) Roma’yla birlikte yayıldıkça yayılan kediler Orta Asya’dan sonra Japonya ve Çin’e kadar gelmiş.  

Kediler Japonya’ya Budizmle birlikte gelmiş çünkü Budist tapınaklarındaki kutsal metinleri kemirilmekten kurtaranlar onlarmış. Her Budist tapınağı en az iki kedi barındırınca kediler yavaş yavaş kültürün bir parçası haline gelmiş. Ağaçlara ve metallere kedi kabartmaları yapıp bu kabartmaları etrafa asarak fareleri korkutmayı akıl eden Japonların bu parlak fikri pek işe yaramayınca kedilerin kutsallığı zedelenmiş ama yine de kediler Japon kültüründeki ve efsanelerindeki yerini kaybetmemiş. Nekomata efsanesine göre, kediler belli bir yaşa kadar yaşarsa ikinci bir kuyrukları çıkıyor ve insanlar gibi dikilip insanlarla konuşabiliyorlar. Ayrıca Japoncada “iyi şans kedisi” deyişinin ilintili olduğu efsane de Japan kültüründeki kedi imajı konusunda fikir veriyor. Efsaneye göre bir kedi, Japon hükümdarının dikkatini patisini sallayarak çekmiş. Hükümdar, kediye doğru hareket ettikten kısa bir süre sonra hükümdarın ilk durduğu noktaya yıldırım düşmüş. Böylelikle kediler şansla özdeşleşmiş. Taşirojima adasında ise bir kedi tapınağı var. Adalılar, ipek yetiştirdikleri için fare popülasyonunu kontrol etmek zorunda kalmışlar ve bunun için kedilerle anlaşmışlar. Bir süre sonra kedilere sempati besleyen ve onları gözleyen balıkçılar kedileri gemilerine almışlar ve onların hareketlerine göre hava tahmini yapmaya başlamışlar. Balıkçılardan biri yanlışlıkla gemisindeki kediyi öldürmüş ve üzüntüsünü kedi dostunu gömüp, yeni bir tapınak kurarak dindirmeye çalışmış. Japonya’da olduğu gibi Rusya’da da kediler şans getiren arkadaşlar. Evde kedi bulundurmanın ya da yeni bir eve taşınmadan önce o eve kedi sokmanın şans getirdiğine inanılıyor. Kraliçe Elizabeth’in hükümdarlığından beri Kışlık Sarayı kediler koruyor. Kediler saraya ilk kez kemirgen sorununu çözmek için getirilmiş. Ekim Devrimi’ne kadar özel hizmetçileri olan saray muhafızı kedilerle hâlâ onlara bakmakla yükümlü çalışanlar ilgileniyor.

Macera Dolu Amerika ve Avrupa

Kediler, Amerika kıtası keşfedilince bu kıtaya köleler gibi gemilerle taşınmış ve yirminci yüzyılın başlarına kadar Birleşik Devletler Posta Servisi’nde “fareci” olarak çalışmışlar. Mısır’da firavunla gömülüp mumyalanmaktan memur konumuna düşmek biraz üzücü olsa gerek. Mısır’ın, Roma’nın şaşasını düşününce bu itibar kaybı olağanlaşıyor. Ancak Amerika’nın keşfine gelmeden kedilerin başına daha neler neler gelmiş. Hıristiyanlıkla birlikte kediler Avrupa’nın zihninde şeytana yaklaşmış. Pagan inançlarda kedi figürünün yaygın olması bunun sebeplerinden biri. Kedi kılığındaki tanrılar Hıristiyanlıkla birlikte şeytan kabul edilince olan kedilere olmuş. Ayrıca kedilerin fare yakalayışları Ortaçağ Avrupa’sına şeytanın ruhları ele geçirişini hatırlatmış. Kediler büyücülük ve şeytanla ilişkilendirilmiş. Bu iş o kadar çığırından çıkmış ki cadılıkla suçlanan kadınlar, kendilerini istedikleri zaman kediye dönüştürebildiklerini kabul etmek zorunda bırakılmışlar. Bir kadını kediyle birlikte görmek onun cadı olduğunu iddia etmek için yeterliymiş. Cadılar kedileriyle birlikte yakılırmış. Kedilerin dişlerinin zehirli, tüylerinin boğucu olduğu düşünülürmüş. (Kim bilir mırlayışını duyanlar ne kadar korkmuştur.)

Daha sonra Papa Gregory IX, şeytanın kadından sonra kara kedi kılığında belirdiğini açıklayınca kedi nüfusu çok hızlı bir şekilde azalmaya başlamış. (Hâlbuki kilisenin şeytan ilan ettiği kedi, doğduktan sonra bir türlü ağlaması dinmeyen İsa’yı sakinleştirerek Meryem’e yardım eden hayvan.) Kedilerin azalışını fare, hastalık, veba çağı izlemiş. Veba zamanı şeytanı başından kovmak isteyenler kedileri yakıp külleri evlerinde saklamışlar. Ancak, vebanın yayılmasında fareler anahtar rolü üstlendiği için ve farelerin çözümü kediler olduğu için düşmanlıklarını hafifletmek zorunda kalmışlar ve Avrupa’da kedilerle insanlar arasındaki buzlar erimeye başlamış. Yine de insan-kedi ilişkisi dengesizliğini sürdürmüş. Fare avcıları, şeytan sayılmasalar da zaman zaman katledilmişler. 1809’da İsviçre’nin Bern şehrinde kediler arasında delilik yayıldığı gerekçesiyle polis şehirdeki kedileri öldürmüş. Daha geriye gidersek 1730’ların Paris’inde matbaada çalışan çıraklar ustalarının onlara kediler kadar değer vermediğini düşündükleri için bu adaletsizliğe son verecek bir plan yapmışlar. Aralarında en iyi taklit yapan, geceleri ustanın penceresinde miyavlayarak onu ve eşini uyandırmış. Ustaları günler sonra çıraklara yaramaz kediyi bulup öldürme emri vermiş ve çıraklar da buldukları tüm kedileri öldürmüş. Bir düşman bir dost, yani bir bakıma hem Meryem hem Havva olan kediler bu yönden kadınları hatırlatmıyor değil. İnançlardan bahsetmişken Hz. Muhammed’in kedisi Müezza ile ilgili hikâyeye göre Hz. Muhammed bir gün sedirde otururken Müezza cübbesinin eteğinde uyuyakalmış ve Hz. Muhammed kedinin uyuduğu yeri kesip sedirden öyle kalkmış. Ayrıca Hz. Muhammed’in, abdest alacağı sudan kedi içince diğerlerinin itirazlarına rağmen o suyla abdest aldığını ve kedilerin temiz hayvanlar olduğunu vurguladığını söyleyen hikâyeler de var. Eski Yunan’da kediler temizliğin sembolü. Buradan yola çıkıp temizliğin İslam’daki yeri düşünülürse Müslümanların kedilere değer vermesi gerektiği savunulabilir.

Kedilerin Şehirleri ve Şehirlerin Kedileri

İnsanların yaşam alanı şehirlere dönüşünce çoğu hayvan bir şekilde başının çaresine bakmak zorunda kaldı. Kimisi karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakmayı öğrendi, kimisi şehirlerden uzaklaştı, kimisi apartmanlara uyum sağladı. Kediler içinse artık ambarlarda biriken tahıllar yerine kanalizasyonlar var. İnsanlar farelere, sıçanlara, hastalıklara karşı koyabilmek için yeni kurdukları şehirlere kedileri de kabul etmişler. Şu an İstanbul’da kediler için bir tas su ve mama koymak yazılı olmayan vatandaşlık görevlerinden. İstanbul’un kedi bolluğu ve kedi severliği bir yana Malezya’da ismini kedilerden alan bir şehir bile var: Kuching.

Kuzey Kuching Belediye Binası Kedi Müzesi, kedilerin geçmişini 5.000 yıl öncesinden başlayarak izliyor.

Kuching, Sarawak eyaletinin başkenti ve “kuching” yerel dilde kedi demek. Şehirde kediler hakkında oldukça ayrıntılı bilgi barındıran bir Kedi Müzesi var. Şehrin her yanı kedi figürleriyle dolu. Duvarlardan, sokaklardan, heykellerden öte üniversitelerinin ismi (CAT: College of Advanced Technology) ve yerel radyoları (Cats FM) bile kedilere gönderme yapıyor. Kediler şehir dokusunun ayrılmaz bir parçası. Öyle ki, 1950’lerde haşerelere karşı ilaçlama yapıldığında şehirdeki kedilerin bir kısmı ölmüş ve İngiliz Hava Kuvvetleri uçaklarla gelip paraşütlerle şehre ve çevresine havadan 14 000 kedi bırakmış. (Gökten kedi yağmış da denebilir.)

Edison'un filmi.

Thomas Edison’un çektiği en eski filmler arasında 1894 yılından kalma bir kedi filmi var: Minyatür bir boks ringinde iki kedi –güya– dövüşüyor. (Kedi videolarını da Edison bulmuş oluyor bu durumda.) İnsan film çekebilmeye başlayınca ona poz verenin kedi olması insanların ve kedilerin el ele yürüyen tarihlerinin sembolü gibi. Teknoloji gelişirken, insan hayatı değişirken kediler insanların yanında, kameraların önünde, tapınakların kapısında, ambarlarda, apartmanlarda insanları değiştirmeye ve onlarla birlikte değişmeye devam ediyor. Çalkantılı kedi-insan ilişkisinin bundan böyle daha istikrarlı ve iki taraf için de iç açıcı olması dileğiyle.

Kaynak: BBC, Desertanimalcompanios, Esoterx


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR