The Poet House, Sıra Dışı Kitaplar Yayımlar!
2 Aralık 2019 Tasarım Kitap

The Poet House, Sıra Dışı Kitaplar Yayımlar!


Twitter'da Paylaş
0

Bu ilginin birkaç adım ötesine de yetişebilirim ama daha fazlası beni endüstrileşmeye iter, orada ben yokum.

The Poet House kitaplar yayımlıyor ama alışılmış kitaplar değil bunlar. Benzerlerini daha önce görmüş olabilirsiniz. Pek çoğumuzun yabancısı oldukları da kuşkusuz. Kitaba bambaşka bir gözle bakan, önem veren, özen gösteren slow book'lar. Yayıncısı İsmail Sertaç Yılmaz ile konuştuklarımız ilginizi çekecektir.

The Poet House booklet

Semih Gümüş: Elimde The Poet House’un Vuslat Çamkerten’in Karanlıkta Bile kitapçığı var. Ama doğru mu söyledim, bu bir kitap mı, yoksa ne olarak adlandırmalıyım?

İsmail Sertaç Yılmaz: Bu bir kitapçık, yani bir booklet ama The Poet House olarak ben ürettiğim tüm nesneler için “slow book” demeyi tercih ediyorum.

SG: Slow book adı sanırım el emeğiyle üretilmiş oluşlarından geliyor? Yanılıyor muyum? Bu fikir nereden çıktı?

İSY: El emeğiyle üretilmiş olmaları benim “slow book” deyişimi tam karşılamıyor ama tabii tanımın içinde bu da var. Bunun cevabını verirken The Poet House’un olayını anlatırsam sanırım daha iyi anlaşılacak. Öncelikle evde üretiyorum, kullandığım kâğıtları matbaadan gidip alıyor, yine orada kestiriyorum, kâğıtları eserlere göre seçiyorum. Eve dönüyorum, kâğıtları ayıklıyorum. Eseri basmadan yalnız birkaç gün evvel dosyasını hazırlıyorum, dosyanın hazırda, bir köşede basılmak üzere beklemesini sevmiyorum. Dikkat ettiyseniz her şey, her adım yavaş, acelesiz. Ürettiğim nesneler 50 edisyon, 100 edisyon hatta 200 edisyon olabilir ama ben ilk anda 10 edisyon basıyorum ve bu 10 edisyonla The Poet House sosyal medya hesaplarından booklet’i tanıtıyorum. Sipariş vermek için bana merhaba diyorlar, ben onlara merhaba diyorum, aslında benden slow book isteyen herkesle ayrı ayrı tanışmış oluyorum. Adresler, telefonlar paylaşılıyor. Bunlar hep yavaşça oluyor, okurun da benim de kendi zamanlarımızda gerçekleşiyor. Sonra ben paketleri hazırlıyorum, postaneye gidiyorum ve paketler yola çıkıyor. Elimdeki ilk 10 edisyon, kalan 90 edisyona göre (örneğin 100 edisyonluk bir eser için) çok daha hızlı bir süreçten geçiyor çünkü diğer edisyonlar aslında ortada yoklar. Basılmadılar. 11. sipariş geldiğinde odama o eseri kimin için basacağımı bilerek gidiyorum. Ve işte tam da bu noktada “slow book” deyişimin anlamı ortaya çıkıyor. Dediğim gibi odama geçiyorum, bilgisayarımı açıyorum, yazıcımı başlatıyorum ve o anda, kime gideceğini bildiğim 11. booklet’i basıyorum. Bir de şu var, The Poet House nesneleri kitapçılarda yok, isteyenler oluyor, bunu duymak da beni memnun ediyor ama bunu slow book dünyasına aykırı bulduğum için bu nazik davetlere hayır demek zorunda kalıyorum.

The Poet House booklet

SG: Adlar hep İngilizce. Bu slow book’ların Türkçe adları olmaz mı?

İSY: Olur, olmaz mı. Sözcükler her dilde vardır, yoksa da uydurulur, dönüşür ancak ben biraz da İngilizce tutmak istiyorum ki The Poet House’u yurt dışına taşıyabileyim. Toronto’da da bu işi sürdürmek istiyorum. Varlığımı burada sürdürmeye elbette devam edeceğim ama yaptığım bu işlerin hali hazırda çok revaçta olduğu ülkelere ben de kendi üretimlerimi sunmak istiyorum. Amerika ve Avrupa’daki art book, booklet, zine fuarlarına katılmak istiyorum. Bu konuda görüşmeler de yapıyorum. Fransa, ABD ve Kanada’da bağlantıda olduğum ve fikir alışverişinde bulunduğum small press’ler var. Hatta Fransa’dan bir small press kurucusunun art book’unu yakında basacağım, kendisi daha önce yerli-yabancı çizerlerin bir arada bulunduğu kolektif bir işimizde de yer almıştı. The Poet House’u Toronto’ya taşırsam, posta işlerini biraz daha yavaşlatacağım çünkü bir bisiklet edinip postaları evlere kendim bırakmak istiyorum. Keşke bunu İstanbul’da da yapmak mümkün olsaydı.

The Poet House booklet

SG: The Poet House bugüne dek kaç slow book üretti? Belki adlarını da sıralamak iyi olur…

İSY: The Poet House 1 Mart 2019 günü kuruldu ve ilk nesnesini 11 Haziran’da üretti. Bugüne kadar 10 slow book ve 1 takvim ürettik. İsimleri sırasıyla, “1994” (25 yıl basılmadan Laciverd ismiyle beklemiş bir dergi), Türkçeye ilk defa çevrilmiş şiirleri ve çizimleriyle Beat kuşağı şairi Kenneth Patchen’dan “Öfkeli ve Işıklı Adam”, Vuslat Çamkerten’den “Karanlıkta Bile” ismiyle kadınlara adanmış bir art book, Umut Yalım’ın kendi tabiriyle artingwriting tarzındaki “Sen Gittiğinden Beri Sinekler Beni Yiyor” isimli eseri, az önce bahsettiğim kolektif art book “Life Jacket/Can Yeleği”, Zeynep Alpaslan’dan bir queer ilk gençlik aşkını anlatan “Gövdelerinden Çıkan” isimli art book, Woodstock’ı gösteren “69” isimli bir art book, Kanadalı queer şair ve spoken word sanatçısı Tanya Neumeyer’in Türkçeleştirdiğimiz şiir kitabı “Beni Kırıp Açan Şey”, Kaan Beyoğlu’ndan “Yarımada Kaçışı” isimli fotoğraflı hikaye ve bana ait çizimlerle yeni yıl için hazırladığım “The Poet’s Calendar 2020/Şairin Takvimi 2020”

Son olarak da yeni bir seriye başladık: Ardiye serisi. Bu seride, yapılmış, yayımlanmış eserlerin arka dünyalarını yayımlamaya çalışacağız, yazar, şair ya da çizer ürettiği eserin karanlık tarafını isterse, ilgilenenlerle ve meraklısıyla paylaşacak. Ardiye serimizin ilk eseri  de Vuslat Çamkerten’in Ona Çok Benziyorum isimli romanının arka dünyasını yazara ait taslaklar ve notlarla kurguladığımız “Ona Nasıl Benzedim?” isimli eseri oldu.

The Poet House booklet

SG: Sizin slow book’larınızın benzerlerini gördüm. Elbette başka ülkelerden geliyorlardı. Bizde benzerleri pek yok. 1980’lerin başlarında şair arkadaşım Yaşar Miraç, Yeni Türkü Yayınları adıyla bir dizi küçük, küçücük şiir kitapları yayınladı. Özel kâğıtlara basılıyordu, bazıları röntgen kılıfı olarak kullanılan kâğıtlara. O zaman da çok farklı kitapçıklardı...

İSY: Arkadaşınız keşke bırakmasaymış ve bu dünya aktarılsaymış. Elle ve yavaş ürettiğini söylediğinize göre hem içerik hem görünüş bakımından o kitapların da farklı olduklarına eminim. Makineleşmeye ve hıza çok kolay alıştığımız bu dünyada, yaptığım şeyin farkındayım ve o yüzden bırakmayı hiç istemiyorum.

SG: Uzun zamandan beri ortalarda sizinkine benzer kitapçıklar görünmedi. Peki slow book’lar yayımlandıktan sonra ilgi gördü mü?

İSY: Gördü. Hatta kendi koleksiyonerlerini yarattı, her bastığım slow book’u adresine ay başında rutin olarak gönderdiğim birçok  kimse var, ben kendilerine destekçim de diyorum, iyi ki varlar. Tabii bunun bu kadar erken olmasını beklemiyordum. Matbaadan ilk 1000 kâğıdı aldığım günü hatırlıyorum, eve dönerken kendi kendime şöyle diyordum, Ayarı kaçırdım mı acaba? Beni yatıştırması için Vuslat’ı aradım. Kullanırız, dedi o da, bize kâğıt hep lazım olur nasılsa. Tamam, dedim, evet, olmazsa biz kullanırız işte. İsraf olmazlar herhalde. Geçtiğimiz hafta 5. defa “1000 kâğıt” aldım. Bu ilginin birkaç adım ötesine de yetişebilirim ama daha fazlası beni endüstrileşmeye iter, orada ben yokum. Elimde bekleyen yeni eserler var, frenle ilerlemeyi tercih ediyorum. Dediğim gibi her şeyi yavaşça ve zamana yayarak, tadını çıkararak yapmak istiyorum.

The Poet House booklet

SG: Fiyatları epeyce yüksek. Ayrıca niçin yüksek? Ve bu sorun oluyor mu?

İSY: Kağıt fiyatları, baskı maliyetleri ve başka ara malzeme maliyetlerine göre hesaplarsak yanlış yola çıkarız. İnsanlar yukarıda bahsettiğim slow book dünyasını önemseyerek para veriyorlar. Açıkçası fiyatlar dünyada da böyle, bir tecrübemden örnek vermek istiyorum: Toronto’da yaşarken bir booklet’i 8 dolara alıyordum ama diğer yandan aynı kitapçıdan 3 dolara roman ve 12 dolara ciltli bir kitap satın aldığımı da biliyorum. Ama ben şahsen bağımsız dünyalarla karşılaşmayı seviyorum ve bu oranı makul buluyorum.

Nihayetinde fiyatlara dair hiç şikâyet almadık, bizden slow book edinenler böyle bir sitemde bulunmadılar. Ne yaptığımızı görüyorlar, anlıyorlar diye düşünüyorum ya da hissediyorlar. The Poet House instagram hesabında, bu işe verdiğim emeği olanca açıklığıyla onlarla da paylaşıyorum ve bizden slow book edinenlerin kendilerini özel hissetmeleri için elimden geleni yapıyorum.

SG: Bundan sonra okuru şaşırtacak başka tasarılarınız var mı?

İSY: Var. Mesela, siz ne dersiniz Semih Hocam? Sizin, elinizde iri bir fenerle içeriye girdiğiniz bir ardiyeniz olduğuna eminim. Bunu sizinle ayrıca konuşmayı çok isterim.

vuslat çamkerten ismail sertaç yılmaz

The Poet House’la ilgilendiğiniz ve tanıtmama yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Kurucusu olduğum The Poet House’ta Vuslat Çamkerten ile birlikte ilerliyoruz. Beraber okuru şaşırtacak, daha başka işler de yapmak istiyoruz elbette. Evin ismi, sadece ben şair olduğum için The Poet House değil, aynı zamanda şair evi imgesini korumak ve göstermek için böyle. Şair evi imgesi, normal ev imgesinden başkadır. İçeride bildiğimiz ev mülkünü dönüştüren başkaca bir yapı ve işleyiş vardır. Orada yapılan sohbet, pişen yemek ve geçen geceler diğer evlerdeki gecelere ve sofralara benzemez. Gireni çıkanı boldur, belki bu haliyle diğer evleri andırır ama şair evlerine çoğunlukla yabancılar girer, uyur ve giderler. İşte bu yüzden The Poet House, bize destek veren, işlerini paylaşan ev halkıyla beraber hep başka şeyler yapmaya uzanacak. Bu söyleyişi okuyanların da ellerinde bizimle paylaşmayı istedikleri deneysel ve farklı işleri varsa thepoetnow@gmail.com üzerinden kapımızı çalmaya çekinmesinler.

The Poet House booklet

The Poet House booklet

The Poet House booklet


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR