Thomas Bernhard ile Üç Gün

Thomas Bernhard ile Üç Gün


Twitter'da Paylaş
0

Üç Gün belgeselinde rol almayı kabul eden Bernhard da yazan birisi değil de yazar olma riskini alıyordu.
1970’te Hamburg’da çekilen Thomas Bernhard: Üç Gün belgeselinde Avusturyalı yazar şöyle diyor: “Bana kalırsa ben yazar değilim, ben yazan birisiyim.” Keskin gözlemlerin ve iğneleyici aforizmaların sel olup aktığı bir sağanakla her şeyi eleştiren, hem yıkıcı hem de eğlenceli, bağırıp çağıran romanlarıyla tanınan Berhard için bu ayrımın can alıcı bir önemi var. Zeki ve yakıcı anlatıcılarının çoğu sanatçı ya da yazardır, örneğin Bitik Adam’daki fiyasko konser piyanisti, Beton’daki mizantrop Avusturyalı müzikolog, Odun Kesmek’teki Viyana’daki eski sanatçı tanıdıklarından nasıl nefret ettiğini hatırlayan yazar. Bu hırçın ve yalnız adamlar her yerde boşunalık, ikiyüzlülük ve aptallık görür, mahkûmiyetten kaçmalarının tek yolunun dünyaya kendi budalalığını göstermek olduğuna inanırlar. Belki de sanata mal ettikleri kurtarıcı değer nedeniyle en sert eleştirileri sanatçı bozuntularına –anlamlı eserler üretmektense şöhret ve payelerle ilgilenen sanatçılara– yaparlar. [caption id="attachment_46845" align="alignright" width="350"] Yönetmen Ferry Radax[/caption] Bu yüzden, Bernhard’ın kendi hayatı ve eserleri üstüne bir belgeselde oynamayı kabul etmesi şaşırtıcı. (Belgeselin transkripsiyonunun çevirisi geçtiğimiz aylarda yayımlandı: Thomas Bernhard: 3 Days – From the Film by Ferry Radax.) Yazarlara dair filmler en sevdikleri yazarın görünüşünün, sesinin, kişiliğinin eserlerine yansıyıp yansımadığını öğrenmek isteyen okurların merakını giderse de, gerçek yazma ve düzeltme süreci sıkıla sıkıla izlenen bir şey haline de gelebiliyor.
Bir kitap çoktan metastaz yapmış ve bedeni enfekte etmiş “habis bir ülser, kanserli bir tümör”den başka bir şey değildir. Yazmak tüm insanların ­mustarip olduğu yalnızlığı kesifleştirir yalnızca.
Üç Gün belgeselinde rol almayı kabul eden Bernhard da yazan biri değil de yazar olma riskini alıyordu. Neyse ki Bernhard’ın sempatik bir işbirlikçisi vardı. Avusturyalı yönetmen Ferry Radax daha önce Avusturyalı deneysel yazarlar H.C. Artmann ve Konrad Bayer üstüne işler yapmıştı. Radax önce Bernhard’ın Verstörung (Huzursuzluk) romanını televizyon filmine uyarlamak ister ama ne Bernhard ne de Alman devlet televizyonu WDR bu projeyle ilgilenir. Radax da bunun yerine Bernhard’ın bir portresini çıkarmaya koyulur. Bernhard başlangıçta projeden kuşkulanmasına ve projeden çekilme tehditlerinde bulunmasına rağmen sonunda Radax’la sıkı koşullarda bir uzlaşmaya varır. Bernhard parkta bir bankta oturarak nasıl yazar olduğunu ve yazma üzerine düşüncelerini anlatırken Radax onu filme çekecektir. Bu biçimsel kısıtlamalara rağmen Radax, Bernhard’ı yaratıcı ve cesur biçimde filme çeker. Bir sahnede Bernhard’ın bacakları ve gövdesi, on derece saatin tersi yönde dönerek onu başsız gösteren kareyi kaplar. Bazen de kamera yüzü yerine ellerine ya da ayaklarına odaklanır. Ekipmanları hareket ettiren set ekibinin çekimleri, kamera ekranında giderek daha çok gösterilen durağan Bernhard’a kontrast oluşturur. Belgesel Bernhard’ın yayımlanmış kitaplarının ekranda sıralanmasıyla açılsa da, Radax öznesini karenin dışına çıkardıkça Bernhard giderek küçülür. İzleyici onun duruşuna, ifadelerine ya da beden diline değil, sesine ve söylediklerine odaklanır. Bernhard yazı hayatına dair karanlık değerlendirmelerde bulunur, eserine yaklaşımındaki fanatizme değinir. Bir kitap çoktan metastaz yapmış ve bedeni enfekte etmiş “habis bir ülser, kanserli bir tümör”den başka bir şey değildir. Yazmak tüm insanların mustarip olduğu yalnızlığı kesifleştirir yalnızca. Beğendiği yazarlar öykünülecek ilham kaynakları değil, alt edilmesi gereken “muhalif ya da düşmanlar”dır. “Benim için en korkunç şey, düzyazı yazmak” der ama bunu tam da böylesine zor olduğu için yapar: “Bunun farkına vardığım anda yalnızca düzyazı yazmaya yeminli olduğumu anladım.” https://youtu.be/HnT3QdAQFDM Bernhard’ın kendi eserleri ve kişiliği hakkındaki iddiaları genelde çok basit, hatta klişe gibi geliyor. Eseri için kasten acı çeken bir sanatçı olarak resmediyor kendini: “Yalnız kalmaktan başka bir şey istemiyor”, umutsuzluk ve karanlık arıyor. Böylesine bir takvayla acımasız anlatıcılarından biri kesin alay ederdi. Bernhard bir yerde “Ben yazar değilim .... ben hikâye yok edicisiyim” diyor ama o aynı zamanda bir fikir yok edicisi, karakterleri –en sevdiği iki yazar Montaigne ve Pascal gibi– kendi kanılarını, varsayımlarını, iddialarını sorgular ve onların havasını söndürür. Bernhard’ın kahramanları nihayetinde şiddetle kınadıkları ikiyüzlülüğe düşer, Odun Kesmek’teki anlatıcı gibi şunu fark eder: “Biz [başkalarını] her türlü iğrenç ve katlanılmaz davranışla suçlarız ve biz de bir o kadar iğrenç ve katlanılmazız.” Üç Gün’de böyle kendini suçlamalar pek yok. Ama Radax’ın oyun dolu kompozisyonu ve sahne arkası çekimler, Bernhard’ın beyanlarına gölge düşürüyor. Perde arasında yazarı, set ekibinin bir üyesini ve bir polisi kızaklı bir televizyonda futbol maçı izlerken görürüz. Bernhard tatlı tatlı güler, elini uysalca çenesine yaslar ekrana bakarken. Bir parkta, güzel bir bahar gününde apaçık ortada olan keyfini gördükten sonra, “Kimseyle görüşmek istemiyorum; bunların hiçbiri beni ilgilendirmiyor” deyişine inanmak güç.

Andrew Katzenstein, NYR Daily

Çeviren: Cemil Canıpek

Videonun Türkçesi: Ümid Gurbanov


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR