Thomas Bernhard ve Eski Ustalar
28 Kasım 2018 Edebiyat

Thomas Bernhard ve Eski Ustalar


Twitter'da Paylaş
0

“Düşünen insan doğuştan mutsuz insandır, dedi dün. Ama mutsuz insan bile mutlu olabilir."

Alman edebiyatının en önemli yazarlarından Thomas Bernhard’ı yıllar sonra tekrar okuduğumda, geç kaldığımı fark ettim. Yıllar sonra beni onun kitaplarına bağlayan belki de üslubu, düşünceleri, muhalif yanı ya da kendi deyimiyle: “Gerçekte biz yalnızca, bir bütün olmayan, karmaşık ve çaresiz kitapları severiz. İşte bunun gibidir her şeyle ve herkesle, dedi Reger, bir insana da sırf çaresiz olduğu ve bütünlenmiş olmadığı, karmaşık ve tamamlanmamış olmadığı için özellikle bağlanırız.”

Thomas Bernhard’ın yazı dili müziğin notaları gibi belli bir ritimde ilerler ve bilinçli olarak yaptığı tekrarlar müzikte olduğu gibi, yazılarının nakarat kısmını oluşturur. Kendi yarattığı Bernhardesk üslubu onu birçok yazardan ayırdı, gerçek bir sanatçıya dönüştürdü. “Sanatçılar en yalancı olanlardır, politikacılardan daha da yalancıdırlar, yani sanat sanatçıları, devlet sanatçılarından daha da yalancıdır dediğini duyuyorum şimdi Reger’in.” Üslubu hakkında bize ipucu veren bu cümlede olduğu gibi, sanatçıların yalancı olduğunu tekrarlar, okur sıkılmaz bu tekrarlardan, rahatsız olmaz, aksine, okur üzerindeki etkisi olabildiğince artar, ilerleyen sayfalarda farklı bir açıdan tekrar ele alır sanatçıların yalancılığını.

Romanlarını okurken ölümle yaşam arasında gidip gelen ve bazıları intiharı seçen, ölümden, insanlardan, iktidardan korkmayan ama üçünden de nefret eden karakterlerinden birine dönüşebiliriz. Yıllar önce insanları tanımıyordum, devleti tanımıyordum, toplumu tanımıyordum, ne hayat ne kendim ne toplum ne de Thomas Bernhard’ın yazdıkları hakkında hiçbir şey bilmiyordum, diye düşündüm Eski Ustalar’ı okurken. Hâlâ kendim de dahil olmak üzere, hiç birini tanımadığımı, zaten hiçbirinin hiçbir zaman tam olarak tanınmayacağını düşünüyorum. Eski Ustalar’ı okumaya ara verdiğim zamanlarda peşimden gelen Reger’in düşüncelerinden kurtulamıyorum, öfkesini sanata dönüştüren, öfkesinden beslenen Reger hakkında düşünürken, aslında onun da yazarın bir parçası olduğuna inandım ve kendi kendime, Reger yazarın ta kendisi, dedim.

Thomas bernhard

Eski Ustalar büyükler için resimli bir hayat bilgisi kitabı, ama içinde resim yok, okur kitabın içinde kaybolduğunda görebildiği tek şey aslında içine hapsedildiği dünya ve bu dünyada sadece etten ve kemikten oluşan beceriksiz, sıradan, basit ve aptal hali. Kitapta basılı tek bir resim bile yok ama kitap resimli, onun yarattığı karakterlerinden biri gibi düşünmeye başladığımda baştan sona resimli diye düşündüm. Romanının anlatıcısı Atzbacher’den dinliyoruz olan biteni. Müzik bilimci Reger ve müze çalışanı Irrsigler, yazarın bir tiyatro sahnesi gibi kurguladığı romanın öteki karakterleri. Atzbacher kendisini bekleyen Reger’le buluşacağı Sanat Tarihi müzesinin Bordone Salonuna bir saat önce gider ve kapıda, Tintoretto’nun Beyaz Sakallı Adam tablosunun karşısında oturan Reger’e bakar ve anlatır. Orada üç kişilik bir sahne kurulur yazar tarafından. Yazar devletin katil yanını bir solcu, bir muhalif ya da siyasi bir fraksiyonun düşüncesiyle açıklamaya kalkışmıyor, garip olan da bu, farklı bir çıkış noktasından hareket ediyor, düşüncelerinin herhangi bir ideolojiyle ilgisi yok, ama devletin katil yanını o basit anlatımıyla anlamamızı sağlıyor, bu durumda söylemleri tamamen ideolojik bir boyut kazanıyor, o bir solcu, o bir muhalif diye düşünüyorum öyle olmadığı halde.

Reger Times’a müzik üzerine yazılar yazan bir müzik bilimcidir, otuz altı yıldır, müzenin kapalı olduğu Pazartesi günleri hariç, her gün kadife kaplı bankta Tintoretto’nun Beyaz Sakallı Adam’ı karşısında oturuyor. Sivri diline doladığı eski ustaları, politikacıları, sanatçıları, öğretmenleri, öğrencileri, Katolikliği, Avusturyalılığı, sanatı, Nazileri, taşralılığı ve elbette hepsini bir araya getiren devleti yerden yere vuruyor. Reger’in abartıya kaçan eleştirilerinde sınır yoktur. Durmadan konuşan karakterlerin haklı olmadığını düşünmek onları anlamamaktır, onlara inanmamaktır. Irrsigler bu sahnede devletin çürüyen yanı olarak iki entelektüel arasında yerini alır.

thomas bernhard

Reger devlet tarafından şekillendirilen bireyler olduğumuzu söylüyor, biz, aslında biz olduğumuzu sandığımız kişi değilizdir, biz devletin eğitiminden geçen kafalarımızla devlete ne kadar karşı çıkabiliriz ya da devletin bir üyesi olarak onu hayatımızdan nasıl çıkarabiliriz. “Her insan gibi ben de uyandığımda midemi bulandıran bir devlette yaşıyorum. Bizdeki öğretmenler insanlara devleti öğretirler ve devletin tüm korkunçluğunu ve ürkütücülüğünü ve devletin tüm yalancılığını, bir tek tüm bu korkunçluğun ve ürkütücülüğün ve yalancılığın devletin kendisi olduğunu öğretmezler.”

Taşralı yanıyla Irrsigner yaşayan bir devlet ölüsüdür. Memur olmak dışında birçok şey olmak istiyor, sanattan anlamak istiyor, ama olmak istediği şeyleri olduğunda memurluktan vazgeçmek istemiyor, devletin çalışanı olmaktan vazgeçmek istemiyor, o, kendine yüklenen işiyle bir şeyler olmak istiyor, ama olamıyor, gün boyu tek işi orada, o müzede, Bordone Salonunun kapısında durmak, resimlere muhafızlık yapmak. “Dâhi ve Avusturya sözcükleri birbiriyle uyuşmaz, dedim. Avusturya’da söz söyleyebilmen ve ciddiye alınman için  orta karar olmak zorundasın, yeteneksizliğin ve taşra kalleşliğinin adamı olman gerekir. Bir dâhi ya da olağanüstü bir beyin bile burada şerefsiz biçimde er geç katledilir, dedim Irrsigler’e.”

thomas bernhard edebiyat

Bernhard’ın karakterleri uzlaşmaz, doğrunun peşinde değil, doğru olarak dayatılan yanlışı gösterirler bize, onlar yapıcı değil, yol gösteren değil, yoldaki tuzakları gösterenlerdir, onlar herkesin baş tacı ettiği her şeyi yerle bir edenlerdir ve her zaman haklı gerekçeleri vardır, bu yanlarıyla okuru farklı bir düşünce evrenine sokarlar. Yazar düşüncelerinde herhangi bir siyasi görüşe tutunmuyor, herhangi bir siyasi görüşü savunmuyor, çözüm üretmiyor, herkesin kabul ettiği şeyler üzerinde durmuyor, bunlar ne yazarın ne de yarattığı karakterlerin işidir, çünkü o bir entelektüel. “Entelektüelin görevi kriz çözmek değil, kriz çıkarmaktır,” diyor Umberto Eco. Eski Ustalar’da eleştirinin sınırlarını aşar, birçok kurumu, kişiyi, sanatçıyı acımasızca yargılar, bir yargıç değildir ama yargılar, nefret eder, sözünü sakınmaz.

Bir gübre yığını olarak gördüğü ülkesi Avusturya’nın toplumsal yaşamına karşı hiç durmadan savaştı, öfkesinin çoğunu ülkesine, ülkesi üzerinden devlet yapılanmasına kustu. Yazdıklarından sonra kitaplarını devletin değil, kendisinin nefret ettiği Avusturya’da yayımlanmasını yasaklamaya çalışması ve buna rağmen ödül alması ve birçok ödülü ret etmesi bizim gibi ülkelerdeki aydın ve devlet ilişkisi üzerine bir daha düşünmemizi sağlıyor.   

 Eski Ustalar’da kurduğu çok katmanlı yapı üzerinden ilerleyen romanın okura sorgulayıcı bir bakış açısı sunması onu yazardan çok bir filozof olarak görmemizi sağlıyor. Her şeyin, bize sunulanın dışında farklı bir anlamı olmalı, bazen sadece bize gösterileni görüyoruz ve ona inanıyoruz, onun üzerinden yorum yapıyoruz ve yanılıyoruz, en çok doğru olduğunu düşündüğümüz zamanlarda yanılıyoruz diye düşünüyorum  Eski Ustalar’ı okurken. Reger her şeyi anlamaya çalışıyor, bilmek istiyor, hiç durmadan içinde bulunduğu durumla hesaplaşıyor. “Düşünen insan doğuştan mutsuz insandır, dedi dün. Ama mutsuz insan bile mutlu olabilir, dedi hep gene kelimenin ve kavramın gerçek anlamıyla oyalanmak için.”

Thomas Bernhard bize kelimenin bildiğimiz anlamı dışında bir anlamı daha olduğunu söylüyor, sözüne kulak verelim.

Thomas Bernhard, Eski Ustalar, Çeviren: Sezer Duru, YKY


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR