Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilası
25 Ekim 2018 Kültür Sanat Sağlık

Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilası


Twitter'da Paylaş
2

Hümanizma, savaş ve şiddeti yendiği zaman tıp daha özgür olacaktır.

“Bu sinsi düşmana karşı tıp dünyası verdiği savaşta, yeni stratejiler ve silahlar kullanmaktadır. Vücudun savunma sistemlerinin yanı sıra,  kanser hücrelerinin istilasına radyoaktif bombardımanla cevap verilmektedir. Tedavinin başarısında tıbba önemli mevziler kazandıran kemoterapi, kanser hücrelerini imha etmektedir, ama yakın bir gelecekte zafer tıbbın olacaktır…”

Yukarıdaki cümleler bir askeri strateji dergisinden alınmış değildir, bir tıp dergisindeki bilimsel bir yazıdan alınmıştır. Neden tıp alanında bu kadar yoğun askeri deyimler kullanılmaktadır, tercih edilmektedir? Savaş sanayisinin o büyük ekonomik gücünün bir yansıması ya da şiddet öğeleri yoluyla toplumda veya sağlık sektöründe savaşçı bir motivasyon sağlama veya algı yaratma  gayreti mi?

Tıpta askeri deyimlerin yaygın olarak kullanımı XIX. yüzyıl sonlarında bakterilerin bulunmasıyla başlar, çünkü mikroorganizmaların vücudu bir savaş alanı olarak seçtiği kabul edilir. Ancak askeri deyimler daha yoğun olarak kanser hastalığı ile birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Kanser tariflerindeki metaforlar, savaş dilinden, askeri jargondan seçilmektedir. Belki bunda kanserli hücrelerin kontrolsüz çoğalması  ve  istilacı özellikleri rol oynamaktadır. Bu yüzden onlara karşı savaş açılmalıdır. Aslında daha eskilere gidilirse, Roma’da  şair Martialis’in (MS. 40-103) yazdığı epigramların birinde hekimliğin güç kullanımı ile birlikte anılması ilginçtir:

Bir zamanlar göz hekimiydin,
Şimdi gladyatör olmuşsun;
Demek hekimlikte yaptığını
Artık arenada yapıyorsun.

Madrid’te bulunan Prado Müzesi’nde,1556 yılında Pieter Bruegel tarafından yapılan Ölümün Zaferi adlı tabloda, milyonlarca kişinin öldüğü bir salgının, veba hastalığı felaketinin askeri bir deyimle “zafer” olarak nitelenmesi ilginçtir. O zamanlar vebaya “kara bela” (black plague) denmekteydi.  Aynı düşünceyle günümüzde tüberküloza “beyaz veba “ (white plague), AIDS’e ise “çağın vebası” denmektedir.

Cumhuriyet döneminde yaygın işlev gören “sıtma savaş, trahom savaş, verem savaş dispanserlerinin”  yerini günümüzde “kanserle savaş dernekleri” almıştır. Görüldüğü gibi “savaş” ana unsurdur. Tıp bir sanattır, savaş bir sanat mıdır? Kimilerine göre savaşmak bir sanattır, böyle kabul edilse dahi, tıpta bilimsel kaygı yanında estetik kaygı da vardır, ya savaşta?
Askerlik ve tıbbın buluştuğu tek nokta insanların yaşamlarını tehdit eden "hastalık ve ölüm" kavramlarıdır. Hastalıkta ölüme karşı direnilir, savaşta ise  insanlar ölüme gönderilir. Bu kavramlardan "hastalıkla savaş" yaygın kabul görürken, "savaş hastalıktır"  veya “savaş sağlığa zararlıdır” düşüncesi hemen büyüteç altına alınır, sakıncalı görülür ve yetkililerce sorgulanır, savcıların retorikleriyle davalar açılır. Savaşın bir hastalık olduğunu düşünerek savaşa karşı önlem alınması yani koruyucu hekimlik yapılması gereğine inananlar, barış yanlıları, savaş karşıtları, savaşın yıkımına karşı duranlar bu düşüncelerinden dolayı siyasi otoriteye karşı olmaktan öteye devlet karşıtı olmakla da suçlanabilmektedirler.

Friedrich Nietzsche 1878’de İnsanca, Pek İnsanca isimli kitabında hekimler için bakın ne diyor: “… bir hekimin zihinsel güçlerinin en yüksek noktasında olmasının sebebi, sadece en son ve yeni yöntemleri beceriyle uygulaması ya da teşhis koyan hekimlerin ünlü yöntemleriyle, belirtilerden yola çıkarak sebeplere kolayca ulaşması değildir artık. Buna ilaveten herkesle kolayca uyum sağlayabilecek ve gerekirse karşısındakinin yüreğini kolayca söküp alabilecek türden bir hitap yeteneğine, melankoliyi yok edecek kadar cana yakınlığa, bir diplomatın arabuluculuk yeteneğine, insan ruhunun sırlarını öğrenebilmek için bir dedektif  becerisine  ancak bu sırlara ihanet etmemek için de bir avukatın anlayış yeteneğine, özetle bütün profesyonel mesleklerin beceri ve haklarına gereksinimi vardır.”  Burada Nietzsche bir üstün insanı değil bir doktoru yani bir yönüyle sanatçıyı tanımlamaktadır. Bu niteliklere sahip bir insan, bir hekim neden savaş terminolojisine, askeri deyimlere gereksinim duysun ki? Bu sorunun yanıtı, bu seçimin hekimlerin seçimi olmadığıdır, sistemin insanlar üzerine başta medya olmak üzere bu yönde bir baskı kurmasıyla hedefli bir davranış  vardır ortada.

Bilinçli olarak "bağışıklık sistemi" yerine "savunma sistemi",  "lokal olarak çevreyi tutan kanser" yerine "çevre dokuları istila eden düşman hücreleri", "radyoaktif tedavi" yerine "ışın bombardımanı",  "kemoterapi ile uzak odaklara yerleşen kanser hücrelerini işlevsiz kılmak" yerine "uzak organları istila eden kanserli hücrelerin imha edilmesi" kullanılmaktadır.
Askeri teknolojik gelişmelerden önce edebiyatta tıp ve hastalıklar "aşk, kıskançlık, yoksulluk, yaşanılan çevre" ile anlatılmaktadır. Örneğin tüberküloz fakir, tutkulu insanların hastalığı olarak tanımlanmakta, genelde bu hastalara başka yerlere seyahat öngörülmekte, asla savaşmaktan bahsedilmemektedir. Frengi, kolera gibi hastalıklar kişiye verilen bir ceza olarak yorumlanmakta ancak askeri deyimler hiç kullanılmamaktadır. Buna karşın silahlanmanın arttığı, emperyal kutuplaşmaların arttığı yıllardan sonra jargon değişmiştir. 1910 da Paul Herling’in, frenginin tedavisinde kullandığı salvarsan için ilaç firması "sihirli mermi" tanımını yapmıştır. Tanımı yapan hekim değil ticari zihniyettir.

Toplumsal olayların tıbbi terimlerle anlatılması yaygındır ve yadırganmaz, örneğin uzun süren bir sorun kanser olarak nitelendirilir, örneğin, “El Kaide İslam dünyasında bir kanserken”, “mülteci kamplarındaki katliamları yapan İsrail Hükümeti Ortadoğu’ da bir kanserdir”. Büyük şehirlerde çözülemeyen bir sorun olan kapkaç çeteleri kangren olmuş bir sorundur ve kökünden kesip atılmalıdır. Burada tanımlar tamamen cerrahidir.  Papa II. Jan Paul doğumu sonlandırma (kürtaj) için “soykırım-genosid”  ifadesini kullanmıştır.

Buna karşın günümüzde savaş çığlıkları dünyanın dört bir yanında duyulurken, silah sanayisindeki tröstler bu savaşları ve uluslararası terörü el altından desteklerken, tıp kitapları ve dergileri, medyadaki tıp yazıları ve programları bu ideolojik bombardıman altında kalmakta, barışçı deyimler ve terimler gittikçe azalmakta, kullanılmamaktadırlar.

Susan Sontag "Metafor Olarak Hastalık" kitabında  "kanserin tarifi ve tedavisi için her akla geldiğinde ortaya atılan askeri jargondaki abartmalar kullanılmaya devam edildiği sürece, kanserin barışseverlerin bilinçli bir tavırla uzak durmayı tercih edecekleri bir metafor olarak kalacağı gerçektir" demektedir.

Hocam Prof. Dr.Tarık Minkari ,"ameliyatta hastanın midesinin, barsaklarının sıcaklığını, yumuşaklığını, nemini hissederseniz başarılı olursunuz" derdi.  Askeri deyimlerden uzak, sıcacık bir insancıl yaklaşım.

Kanımca savaş ve silah sanayi tatlı karlarına kar eklediği sürece, barışçıl ve insancıl amaçlarla hekimlik görevini yapan tüm dünya hekimleri de "askeri terimlerle" daha çok uğraşacaktır. Hümanizma, savaş ve şiddeti yendiği zaman tıp daha özgür olacaktır.

KAYNAKLAR

Nietzschze  F., İnsanca Pek İnsanca. Gün Yayıncılık, 2005, İstanbul

Sontag S., Bir Metafor Olarak Hastalık. Agora Kitaplığı 2005, İstanbul

Çelik F., İlaç Kokulu Kitap. Cinius Yayınları 2007, İstanbul


Twitter'da Paylaş
2

YORUMLAR


Faik Çelik
Sn Gedik doğrusu bu yönünü düşünmemiştim bu dil tercihinin, sizin düşüncenize kesinlikle katılıyorum.
11:51 AM
Ercan Zeki Gedik
Merhaba, Bu dil tercihi aynı zamanda Tıp, Hasta, Hekim,Tedavi vb kavramların algısındaki/anlamlandırılmasındaki değişimlere bir veri/neden/sonuç olabilir mi? Mesela sağlıkta ki şiddetin bir nedeni de bu lisan değişimine bağlı etkilerin sonucu olarak değerlendirilebilir mi?
11:17 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR