Tim Parks’ın Europa’sı Üstüne
8 Eylül 2019 Edebiyat

Tim Parks’ın Europa’sı Üstüne


Twitter'da Paylaş
0

Tim Parks yapıt boyunca uyarır, kimi? İngilizleri mi, Birleşik Avrupa projesini destekleyenleri mi ya da sınırsız bir dünyanın sağlayacağı özgürlük ortamını düşleyenleri mi?

Kral Agememnon donanmasını hazırlar, amaç Truva’yı ele geçirmek; gücüne güç, namına nam, topraklarına toprak katmak. Tüm işaretler Agememnon’nun arzularını doyuracağı yönündedir. Aksi yönde olmasa da bu yolculuğu engellemeye ya da bu yolculuğun doğru bir karar olmadığını göstermeye çalışan ufak tefek birkaç işaret gözükür gerçi (Artemis’in öfkesinden rüzgârı kesilmesi gibi), ancak Agememnon başka işaretlere de kulak verir, hatta burada daha da ileri gidip en değerli varlığını kurban ederek (kızı İphigeneia’yı) bu engelleri bertaraf eder. Kral Agememnon’nun güçlü ordusu Cennet diyarı Truva’ya doğru yelken açmış yol alırken muhtemel odur ki onları bekleyen ganimetlerin hayallerini de kurmuşlardır, doyumsuz savaşçılar bu sırada salyalarını da bolca akıtmış olabilirler. Sonuçta savaş bazıları için bir düşten ya da kârdan ibaret olabilir: Yeni topraklar, bolca altın, el değmemiş bakir kadınlar… Genç Paris, yani Truvalılar güzeller güzeli Helen’imizi, gelinimizi elimizden çalmışlarsa, bizim de onların kadınlarına sahip olma hakkımız doğar. Düş, defalarca boşalmanın vereceği haz.

Tim Parks’ın Europa’sı 1997’de yayınlandı, birleşik Avrupa’nın hayalinin kurulduğu bir dönemde. İtalya’daki bir üniversitede köken olarak başka ülkelerden-milletlerden olan bir grup okutman maaşlarının azlığını ve benzeri sorunlarını Fransa’nın Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu’na iletmek için bir gezi ayarlarlar. İçinde çoğunluğu kırklarında olan okutmanlar ve yirmilerinde olan cıvıl cıvıl kız öğrenciler. Hocalar (erkek hocalar dememe gerek var mı) kendi aralarında Düzüş Arabası adını taktıkları bir otobüsle yola çıkarlar. Yolculuk boyunca Avrupa’nın yüksek idealleri olan (Fransız Devrimi’nin ilkeleri olan Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik) temanın getireceği coşkunun, daha doğrusu özgür ortamın sağlayacağı bolca seks (defalarca boşalma, bu tabir bana ait değil, Jerry’nin ya da anlatıcının ağzından çıkan bu) hayalleri havada uçuşur: “mülk, para ve fiziki varlığın en temel unsurları söz konusu olmadığı sürece hepimiz özgür irade sahibiyiz.” Tabii benzer durum on sekizindeki kızımızın cinsel tercihleri için olsa farklı görüşlerimiz olabilir, bir anda yaşayan en bağnaz adamlardan birine dönüşebiliriz, tabii bu da başka bir konu. Her okutman (yine erkeklerden bahsediyorum) otelde birlikte geceyi geçireceği özgür iradeli çıtır kızın-öğrencinin hayalini kurar ya da bununla ilgili büyük bir çabanın içine düştüğünü görürüz.

tim parks

“Platon saf biçimler dünyasına inanmıyordu. Bu kadarı Devlet’i okuyan herkes aşikârdır. Dünyanın bir değişimler ve ihanetler mekânı olduğunu onun kadar açıkça gören olmamıştır; bu dünyayı nihai bir gerçeklikten mahrum bırakması, bunun ötesinde daha gerçek, ideal bir dünyadan ısrarla söz etmesi, belki de hıncını ifade etmenin, zihinsel bir alanı, hepimizde var olan bir özlem mekânının ifade etmenin bir yoludur. Her şeyin hareketsiz kalmasına duyulan özlem.”

Truva zor da olsa ele geçirildi, ancak bu uğurda Yunanlılar en değerli savaşçılarını da kaybeder. Odysseus’u daha yıllarca ailesinden ayrı bırakacak yolculuğu da böylece başlar. Kral Agememnon kurban ettiği kızının intikamı nedeniyle karısı ve karısının aşığı tarafından daha sonra öldürülür. Agememnon’un ölümü Tantalos’la başlayan lanetin bir halkası olmuş olsa da bunu başlatan elbette ki Truva’a toprakların duyulan arzudur. Cennet diyarı Truva zenginlik, güç ve şeref vaat ederken Truva’dakilerden farklı gibi görünse de sonunda bu hayali kuranlar açısından da bir tür trajediye dönüşür.        

Düzüş Arabası vaat ettiği gibi sonuçlanmaz, bu yolculuğu en fazla arzulayan (en azından görünen kısmıyla) için trajediyle sonuçlanır. Evrensel değerlerin sağladığı koşulların peşinden giderken ya da bu koşulların sağladığı her türlü hazzı yaşamayı arzularken aslında otobüsteki her bireyin kendi kişisel sorunlarıyla boğuştuğuna tanık oluruz. Anlatıcımız Jerry’nin de arzu ettiği gibi: İyi kötü bir karım var, metresimle de işler kötü değil, arada bir birkaç çıtır da götürebilseydim hiç fena olmazdı’nın hiç de kolay olmadığını okur olarak da biliyoruz artık.   

Tim Parks yapıt boyunca uyarır, kimi? İngilizleri mi, Birleşik Avrupa projesini destekleyenleri mi ya da sınırsız bir dünyanın sağlayacağı özgürlük ortamını düşleyenleri mi? Detayları yapıtı okumuş ya da okuyacak olan okura bırakıyorum. Şunu da eklemeliyim: Parks, Agememnon’la benzer bir duruma düşebiliriz der, yukarıda Kral Agememnon’dan bolca bahsetmemin bir nedeni de bu. İtiraf etmeliyim ki yapıtı bir yönüyle muhafazakâr buldum, içindeki bolca argoya ve tüm açık sözlülüğüne rağmen, elbette ikiyüzlülüğü deşifre etmesi nedeniyle değerli. Yine de Europa erkek zihninin nasıl çalıştığını gösteren nadide romanlardan biri olduğuna hiç şüphe yok, doğurgan, farklı yorumlara açık, edebi dili bakımından zengin; Avrupa’yı, belki de İngilizleri ya da insanı anlamanın bir yolu olarak akrebin kuyruğuna parmak basan bir yapıt, zor ve çok da acıtan...

Tim Parks, Europa, Çeviren: Roza Hakmen, Alef Yayınları


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR