Tragedya: İnsan Olmak

Tragedya: İnsan Olmak


Twitter'da Paylaş
1

Tragedya, eksiksiz edebi formunda, edebiyatın uzun evriminde yeni bir zirveyi (bazılarının iddiasına göre şimdiye dek ulaşılan en yüksek zirveyi) temsil eder; mit, efsane ve destanın ham maddelerine "form" uygular. 2000 yıl önce, çok azımızın anladığı bir dilde ve bizimkine çok benzemesine rağmen bambaşka bir gezegende de olabilecek bir toplum için yazılan tiyatro oyunlarını neden halen okuruz ve izleriz? Bu sorunun yanıtı basittir. Tragedya Aiskhülos, Sofokles, Euripides ve diğer Antik Yunanlı oyun yazarlarından itibaren hiçbir zaman daha iyi yazılmamıştır.

"Tragedya" ve “trajik" terimleri tam olarak ne an- lama gelir? Bir jumbo jet yere çakılır. Nadiren olur ama böyle bir kazada yüzlerce yolcu ölür ve ulusal gazeteler kazayı manşetlere taşır. New York Times ilk sayfasında “Trajik Kaza 385 Ölü” başlığını kullanır. New York Daily News daha sansasyonel bir manşet atar: "39.000 Fitte Dehşet: Yüzlerce Ölü!” Her iki manşet de gazete okurlarına olağandışı gelmez.

 Korkunç bir olayla trajik olay şey midir? Yaklaşık iki buçuk bin yıl önce yazılmış bir oyunda bu soru zarifçe işlenir. Oyun, Atinalı izleyiciler için yazan Sofokles'in eseridir. Açık havada, gün ışığında ve amfi tiyatroda (taştan bir "arena tiyatroda") "persona" adı verilen maskeler takan ve yüksek tabanlı sandaletler giyen aktörler tarafından oynanır.  Maske megafon vazifesi görmüş olabilir. Yüksek tabanlı sandaletler, aktörlerin en arka sıralardan bile görülebilmesini sağlamıştır. Oyunların oynandığı tiyatroların akustiği, Broadway'de veya Londra'nın batı ucunda bulabileceğinizden daha iyidir. Epidaurus'ta antik tiyatroların en iyi korunmuş örneğine giderseniz, rehber sizi en arka sıraya götürür ve sahnenin ortasına gidip bir kibrit çakar. Sesi kolayca duyabilirsiniz.

Sofokles'in başyapıtı Kral Oedipus (Latince adıyla Oedipus Rex) Antik Yunan mitine dayalı bir öyküyü yeniden anlatır. Geçmişte olup biten şeyler bugün "doruk noktasına ulaşır." Delphi'de geleceği görme gücüyle nam salan ama aynı zamanda kehanetlerinin muammalı doğasıyla ün yapan bir rahibe, olayları önceden haber verir: Tebai kral ve kraliçesi Lauis ve Jocasta'dan doğacak oğul, babasını öldürüp annesiyle evlenecektir. Bebeğin yazgısında canavar olmak vardır. Çiftin tek çocuğu olarak Oedipus'un öldürülmesi, bir sonraki kralın kim olacağına dair karmaşık sorunlara yol açacak olsa da Tebai onsuz daha iyi olacaktır. Bebek Oedipus bir dağın yamacında ölüme terk edilir. Ama bebek ölmez. Bir çoban tarafından kurtarılır. Tesadüfler dizisi sonucunda Korinth'te gerçek kimliği bilinmeden bir başka kral ve kraliçe tarafından evlat edinilir. Anlaşıldığı kadarıyla, tanrılar ondan ilgisini eksik etmez.

Oedipus yetişkinliğinde kâhine danışır. Babasının gerçek babası olmadığı söylentileri onu endişelendirmiştir. Kâhin, babasını öldürüp annesiyle ensest bir evlilik yapmaya yangılı olduğunu söyleyerek Oedipus'u uyarır. Oedipus kehanetin üvey annesiyle babasına işaret ettiğini zannederek Korinth'ten kaçıp Tebai'ye gider. Dörtyol ağzında bir at arabasına denk gelir. Arabacı onu yolun kenarına iter. Oedipus arabacıya saldırır. Diğer adam, Oedipus'un kafasına ağır bir darbe indirir. Şiddetli bir kavga kopar ve öfkelenen Oedipus, babası Laius olduğunu bilmeden kendisine saldıranlardan birini öldürür. Bu, sıcağı sıcağına gerçekleşen bir yol kavgasıdır.

Oedipus kendisini bekleyen şeyden habersiz yoluna devam eder. Önce dağda yaşayan ve şehri dehşete düşüren bir canavarla -Sfenks- karşılaşır. Sfenks, Tebai'ye giden her yolcuya bir bilmece sorar. Doğru yanıt veremeyenleri öldürür bilmece şudur: "Sabahleyin dört ayak, öğleden sonra iki ayak, geceleyin üç ayak üstünde yürüyen nedir?” Oedipus bu bilmeceyi bilen ilk kişi olur. Sorunun yanırı "insandır”: Bebek elleri ve ayakları üstünde emekler. Yetişkin iki ayak üstünde yürür. İhtiyarsa baston yardımıyla yürür. Sfenks kendi kendini öldürür. Minnettar Tebai halkı, Oedipus'u kral seçer. Oedipus taç taktıktan sonra, tahttaki yerini sağlamlaştırmak ister ve gizemli biçimde dul kalan Kraliçe Jocasta'yla evlenir. Her ikisi de Laius'un başına gelenleri dert bilmez ve ne kadar korkunç bir şey yaptıklarından habersizdir.

Oedipus iyi bir kral, iyi bir koca ve Jocasta’yla çocuklarına iyi bir baba olduğunu ispatlar. Ama yıllar sonra korkunç ve gizemli bir salgın hastalık baş gösterir. Binlerce Tebaili hayatını kaybeder. Mahsul alınamaz. Kadınlar doğum yapamaz. SofokIes'in oyunu tam bu noktada başlar. Şehrin üzerinde açıkça bir lanet vardır. Neden? Kör kâhin Teiresias korkunç gerçeği açıklar. Tanrılar, Oedipus'un baba katilliği ve ensest evliliği yüzünden şehri cezalandırmaktadır. Tüyler ürpertici ayrıntılar sonunda açığa çıkar. Jocasta kendini asar. Oedipus, karısının iğnesini saplayarak kendini kör eder. Hayatının geri kalanıma Tebai'de en yoksulun da yoksulu bir dilenci olarak sürdürür. Sadık kızı Antigone bu perişan halinde onu yalnız bırakmaz.

Başladığımız soruya geri dönersek, Kral Oedipus oyununu sadece korkunç değil trajik kılan şey nedir? İsmi belirtilmeyen bütün o Tebaililerin ıstırap çekmesi ve ölmesi, sakat ve yıkılmış bir halde de olsa hayatta kalan tek bir adamın öyküsünden neden daha trajik değildir?

En büyük edebiyat eleştirmenlerinden biri olan Antik Yunanlı Aristoteles bu sorulan yanıtlamıştır. Aristoteles'in tragedya ve spesifik olarak da Kral Oedipus incelemesi Poetika adıyla bilinir. Aristoteles bu eserinde yalnızca şiirle değil (Kral Oedipus ve birçok çevirisi manzum olsa da) edebiyatın mekaniğiyle yani nasıl işlediğiyle ilgilenir. Kral Oedipus’u temel bir örnek olarak kullanarak bu soruyu yanıtlamaya çalışır.

Aristoteles aydınlatıcı bir paradoksla başlar. Örneğin şunu düşünün: Kral Oedipus'u çok andıran bir oyun olan Shakespeare'in Kral Lear’ının sahnelendiği tiyatrodan çıkan bir arkadaşınızla karşılaştınız. "Hoşuna gitti mi? diye sorarsınız. "Evet." diye yanıtlar, "Hayatımda izlediğim en güzel oyundu." İçinizden "Seni taş kalpli" diye geçirirsiniz. "İhtiyar bir adama zalim kızları tarafından işkence edilmesini ve sahnede birinin gözlerinin oyulmasını izlemekten hoşlandın demek? Bu hoşuna gittiyse bir dahaki sefere boğa güreşine gitmeyi düşünebilirsin."

Elbette ki bu düşünce mantıksızdır. Aristoteles şu noktanın altını çizer: Tragedyada bizi etkileyen, estetik keyif veren şey öyküde neyin anlatıldığı değil, olay örgüsünde bunun nasıl anlatıldığıdır. Kral Lear'da acımasızlıktan değil, sanat yani "temsil'den kelimenin gerçek anlamıyla keyif alırız; Aristoteles buna mimemis yani "taklit" adını verir.

Aristoteles, Kral Oedipus gibi bir oyunu tragedya yapan şeyin ne olduğunu anlamamıza yardımcı olur. "Tesadüf" sözcüğünü düşünün. Tragedyada oyun ilerledikçe hiçbir tesadüfün olmadığını anlarız. Her şey önceden haber verilir; kehanet ve kâhinlerin çok merkezi olmasının nedeni budur. Her şey yerli yerine oturur. O anda bunu göremesek bile daha sonradan görürüz. Aristoteles'in ifade ettiği gibi, bir tragedya izlerken olayları "kaçınılmaz ve olası" bulmamız gerekir. Tragedyada olanlar gerçekleşmek zorundadır. Fakat önceden tayin edilmiş olay akışının gerisinde nelerin yattığını görmek genellikle insan doğasının taşıyabileceğinden daha ağır bir yüktür. Oedipus olayların nasıl geliştiğini görür. Neden bu sonuçla karşılaşmak zorunda kaldığını anlar. Kâhin onun metaforik olarak kör olduğunu söylemiştir. Oedipus gözlerini oyup kendini kör ederek kâhinin iddialarından birini daha gerçek kılar. İnsanlık çok fazla gerçekliği taşıyamaz.

Bir tamircinin otomobil motorunu sökebilmesi gibi Sofokles'in mükemmel biçimde kurguladığı tragedyayı da Aristoteles'in yardımıyla parçalarına ayırabiliriz. Aristoteles tragedyanın gerçekten var olan soylu kişilerin kişisel tarihçelerini esas alması gerektiğini düşünür. Kraliyet ideal bir konudur, daha önceki çağlarda Oedipus adında bir kral gerçekten de yaşamıştır. Aristoteles'e göre bir köle veya kadının trajik kahraman olması fikri absürttür. Trajik oyun, dikkatlerimizi "sürece" odaklamalıdır, dikkat dağıtıcı hiçbir şey olmamalıdır. Her türlü şiddet sahne dışında gerçekleşmelidir ve Kral Oedipus'ta olduğu gibi tragedya ideal olarak trajik sürecin son aşamasını anlatmalıdır. Tragedya, satrançta "oyun sonu" adı verilen oyunun son aşamasıyla yani sonuçlarla ilgilenir.

Sofokles'in Oedipus'un kızı Antigone hakkındaki oyununu uyarlayan çağdaş Fransız oyun yazan Jean Anouilh (1910-87) trajik olay örgüsünü bir "makine” olarak nitelendirir. Bu makinenin bütün parçaları bir İsviçre saatinin "hareketi" gibi kusursuz biçimde işleyerek nihai etkiyi üretir. Mekanizmayı işleten nedir? Aristoteles'e göre bir tetikleyici olmalıdır ve trajik kahraman bu tetiği çekmelidir. Aristoteles bı tetikleyiciye hamartia adını verir, bu terim genellikle kabaca "yargı hatası” olarak çevrilir. Oedipus öfkesini kontrol edemeyerek ve dört yol ağzında karşılaştığı sinir bozucu yabancıyı öldürerek sonunda kendini yok edecek trajediyi tetikler. Oedipus tıpkı babası Laius gibi asabidir, bu ailede genel bir özelliktir. Otomobilde motoru çalıştıran anahtar gibi, burada makineyi çalıştıran hamartia ya da yargı hatası budur, sonunda otomobil yoldan çıkar ve ölümcül bir kaza yaşanır. Günlük hayatta hepimiz bu tür hatalar yaptığımız için bu dehşet vericidir.

Aristoteles, oyun olması gerektiği gibi işlerse izleyicinin trajik performans deneyimine nasıl katıldığına da açıklık getirir. Tragedyanın duygusal olarak ne kadar güçlü olabileceğine dikkat çeker: Tragedya izlerken hamile kadınların trajik etki yüzünden erken doğum yapabildiğini söyler. Tragedyanın "acıma ve korku" duygularını ortaya çıkardığını belirtir. Acıma duygusu, trajik kahramanın ıstırabından kaynaklanır; korkunun nedeniyse trajik kahramanın başına gelenlerin herkesin başına gelebilecek olmasıdır - bizim bile başımıza gelebilir.

Aristoteles'in argümanlarının en tartışmalısı, katarsis teorisidir. Dilimize çevrilemediği için genellikle Aristoteles'in kendi terimini kullanınız. Katarsis "duygulardan arınma" anlamına gelir. İyi sahnelenen Kral Lear veya Kral Oedipus gibi bir tragedyayı izledikten sonra tiyatrodan çıkan izleyiciye geri dönelim. Ağırbaşlı ve düşünceli bir ruh hali içindedir, sahnede izledikleri onu bir anlamda bitkin düşürmüştür. Ama aynı zamanda bir nevi dini deneyim yaşamışçasına garip biçimde "yükselme" hisseder.

Aristoteles'in söylediği her şeyi eleştirinin incili gibi kabul etmemize gerek yoktur; bize faydalanabileceğimiz araçlar sunduğunu düşünebiliriz. Peki, Kral Oedipus bunca yüzyılın ardından bizi halen neden etkiler? Örneğin Aristoteles'in köleler ve kadınlar hakkındaki toplumsal görüşlerini ya da ulusların tarihinde yalnızca krallar, kraliçeler ve soylulara önem veren siyasi görüşlerini kabul etmeyiz.

Bu sorunun iki makul yanıtı vardır. İlk olarak oyun çok harikulade biçimde kurgulanmıştır. Parthenon tapınağı, Taç Mahal veya bir Da Vinci tablosu gibi estetik güzelliğe sahiptir. İkinci olarak insanın bilgi dağarcığı çok genişlese de hayat ve insani koşul halen çok gizemlidir. Tragedya bu gizemle yüzleşir ve önemli soruları inceler: Hayatın amacı ne? Bizi insan kılan şey ne? Tragedya bu amaçlarıyla en hırslı edebi türdür. Ve Aristoteles'e göre hiç şüphe siz en "soylu" türdür.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ayşegül Kanat
Teşekkürler ama çeviri kime ait ya da asıl metin nereden alınmış?
12:13 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR