Tufan Erbarıştıran’dan Sadık Hidâyet’in Kör Baykuş Eserinin Çoklu Öznelerine Bir Bakış
24 Ekim 2019 Edebiyat

Tufan Erbarıştıran’dan Sadık Hidâyet’in Kör Baykuş Eserinin Çoklu Öznelerine Bir Bakış


Twitter'da Paylaş
0

Romanın, tam anlamıyla felsefi ve psikolojik bütünselliği içeren, insanı ve baskıcı çevresini doğrudan ele alan, düşler ve fanteziler arasındaki kurgusal yolculuklarda hem coğrafi hem de dönemsel güçlüklerin yıprattığı kişilikleri karşımıza getirdiğini ifade eden Erbarıştıran, böyle bir romanı okumanın felsefi bir çaba gerektiğini belirtiyor.

Yazar ve eleştirmen Tufan Erbarıştıran'ın yeni inceleme kitabı, İranlı yazar Sadık Hidâyet’in Kör Baykuş kitabını irdeliyor. Doğu Kitabevi’nden çıkan bu inceleme, Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor. Çünkü kendi edebiyat eserlerimizin bile geniş tabanlı incelemelerinin az sayıda olduğu ülkemizde komşu ülkelerin edebiyatıyla ilgili bu denli detaylı inceleme çalışmalarına çok nadir rastlanıyor. Örneğin İran edebiyatının yaşayan kadın yazarlarından Zoyad Pirzad ve Sara Salar pek bilinmiyor. Çünkü eleştiri ve incelemeler, gerçekleri görmeme ya da görmek istememe noktasına getirilerek bilincin ve yaratıcılığın silikleştiği bir zemine sürükleniyor. Bu bağlamda Erbarıştıran’ın çalışması cesur ve kararlı bir adım olarak dikkat çekiyor.

Erbarıştıran’ın incelemesi çeşitli başlıklarla ilerliyor. Seçilen başlıklar Sadık Hidâyet’in yaşamıyla yakından ilintili olsa da her başlık Kör Baykuş'un içeriğinin ne derece derinden ele alındığının göstergesi. Erbarıştıran’ın incelemesi “Kör Baykuş’a Genel Bir Bakış” başlıklı değerlendirmesiyle başlıyor. Sadık Hidâyet’in yaşamından kesitlerin olduğu, yazarın hayatına son vermesiyle ilgili bölümde dünya edebiyatında önde gelen yazarların da hayatlarına son vermelerine dair örnekler yer alıyor. Böylece ilk bölümden itibaren insanı derinlikli düşünmeye götüren “ölüm” teması vurgulanıyor. 

Kitabın giriş kısmından yola çıkarak Albert Camus’un Sisifos Söyleni’ne varmak mümkün. Camus kitabında “Uyumsuz ve İntihar” adlı bölümde “Yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de,” derken yaşamın anlamını sorgulamamızda birçok nedenin olduğunu, bunun yanı sıra varılan sonuçlardan bazılarının yaşamaya daha güçlü bağlanmamıza imkân sağlarken diğerlerinin intihara neden olduğunu anlatıyor belki de. Çünkü insan hem iç dünyasıyla hem çoğunlukla kontrolü kendisinde olmayan dış dünyayla ciddi bir uyumsuzluk yaşar.

Sadık Hidâyet’in eserine dair Türkiye’de ilk olma özelliği gösteren inceleme çalışması, Kör Baykuş’u anlamamız açısından son derece önemli. Hidâyet’in inişli çıkışlı yaşamının bir aynası olan kitap, etraflıca ele alınmış. İran edebiyatının yoğun metinlerine sahip yazarlarından olan Sadık Hidâyet’in derin, karanlık ve çarpıcı iç dünyasının yansımalarını sözcükler yoluyla öğreniyoruz. Eserde toplumla barışık olmayan insanların silueti çizilirken bundan kaynaklı çaresizliklerin, kaygıların ve şaşkınlıkların yarattığı çırpınışlar ürpertici bir şekilde okura sunuluyor. Bu noktada Erbarıştıran alıntıladığı Kör Baykuş’un metinlerinden birçok örnek veriyor: “Hayatımın deneyimleri bana, ben ve diğerleri arasındaki o korkunç boşluğu öğretmiş ve beni sadece sessiz olma gereğine inandırmıştı.” Cümlenin yarattığı ölüm sessizliğinden kurtuluşun kapısını yine aynı sayfada sunduğu şu alıntıyla aralıyor yazar: “Keşke cahil bir çocukken uyuduğum gibi rahat, kaygısız ve dingin bir uyku uyuyabilsem.” Yazar cümleyi sözcük sözcük çözümlüyor. Gerçek manada birey olmanın önündeki bütün engellere direnmek yerine çocukluğa, saflığa, gerçek anlamda yaşamaya dönmenin huzurunu aradığını belirtiyor.

Romanın çoğunlukla ince geçişlerle ilerlediğini belirtmekte fayda var ancak her okuyucu için farklı duygular uyandıracağı ilk okuma için metinlerin dağınık olma ihtimalini de dile getiriyor eleştirmen. Sabit, belirleyici ve somut bir olayın bulunmayışının boşluk yarattığını dile getiren yazar, devamında ise romanın fantastik ve sürrealist bir atmosfere sahip olduğunu belirtiyor. 

Klasik bir söylemle “Doğu’nun Kafkası” olarak ifade edilen Sadık Hidâyet, aslında tamamen farklı bir coğrafyanın gizemine ermiş yazarlardan. Ancak yine de hiçbir coğrafyayı sahiplenmeyen, aidiyetsiz yalnızlığıyla bütünleşen Hidâyet, içinin artan karanlığında, inanılması güç düşselliklerle yaşamış ve içinden çıktığı topluma dışarıdan bakabilme cesaretini gösterebilmiş sıra dışı bir bilincin insan hâli.

“Ses İmgesi” adlı bölümde yazar içsel konuşmaların okuyucuda uyandırdığı bilinmez gidişat hakkında değerlendirmeler yapıyor. Felsefi derinliği yoğun olan metinler derinlikli okumalarla çözüme kavuşuyor. Erbarıştıran bu noktada duyguların ve düşüncelerin, seslerin kuluçkasına vardığını dile getiriyor. Melankolinin eksik olmadığı Kör Baykuş kişisel sorunların yanı sıra modern insanın yaşamış olduğu birçok soruna da değiniyor. Eleştirmen, ana karakterin belli olmadığı ancak anlatıcı ya da kahraman diye tarif ettiği kişiliğin sadece kendi sesini duymak isteyen bazen kendi sesinden bile korkan biri olduğunu anlatıyor. “Varlık ile varlık karşıtı imgelerin çatışkısı özne ile olay kurgusu arasında dolaylı bir bağlantı kurulmuştur,” diyen Erbarıştıran anlatıcının/kahramanın tek bir özne üzerinden çoğaldığını, duygusal ve düşünsel anlamda aynı gövdeden türeyen farklı kişiliklerin olduğunu vurguluyor. 

Ayrıca yazar iç içe geçmiş ve çoğalan kahramanların beraberinde zamanı da çoğalttıklarını dile getiriyor. Zamanın parçalanan, dönüşen ve mekândan bağımsız olduğu hissini uyandıran kitapta metinlerin ilerlemesiyle mekân ve zamanın karıştığı noktalar da göze çarpıyor. Tufan Erbarıştıran, anlatıcının bir afyon tiryakisi olduğu, kullanılan uyuşturucunun algısal bozukluklara neden olduğu anlaşılırken yine de toplumsal bir akıntının, bireysel içe dönüklüğün, çaresizliğin, dinsel baskının, çocukluktan ya da gençlik yıllarından kalma bir hastalığın yaşattığı bunalımları bir romana dönüştürdüğünü anlatıyor.

Kör Baykuş alışık olmayan sıra dışı kurgusuyla edebiyat dünyasında ayrı bir yere sahip. Kurgunun içinde konumlandırılan nesnelerin gerçek anlamlarının dışında kullanıldığını vurgulayan eleştirmen, servi, testi, kalemdan, bıçak, duvar, şişe, kamçı, cenaze arabası gibi alıntıları sunarak mecazlaşan sözcükleri örneklendiriyor. 

“Romanın Edebi ve Psikolojik Değeri” adı altında önemli tahlillerde bulunan Erbarıştıran, eserde kullanılan kimi kavramların yoğun çalışma sarf edilerek açımlanabileceğini belirtiyor. Bu noktada “Histerik Körlük” hastalığını anlatan yazar bu hastalığın sonuçlarını Kör Baykuş’un kahramanı üzerinden değerlendiriyor: “Bir tek kendi gölgem ile konuşuyorum, sadece o beni konuşmaya ikna edebiliyor, bir tek o beni tanıyabilir, o kesin anlıyor…”

Çoklu kahraman izlenimiyle eserin kısmen de olsa Dönüşüm”ü anımsattığını dile getiren Erbarıştıran, bireyin kendine ve topluma olan yabancılaşması üzerinde duruyor. Bu yabancılaşmanın da kahramanı Gregor Samsa’da olduğu gibi kendini bir böcek olarak duyumsattığını ifade ediyor. Erbarıştıran’ın yapmış olduğu değerlendirme yerinde ancak ilk bakışta akla Alfred Hitchcock’un başyapıtı Sapık geliyor. Annesinin ölümüne alışamayan ana karakterin (Norman Bates) çoklu bir karakter göstermesi üzerinden anlatılan film, aynı şekilde kendi benliğiyle mücadele halinde olan kahramanın birden fazla karakter olarak karşımıza çıkmasını anımsatıyor. Ancak burada çoklu karakter olmaya götüren nedenler üstü kapalı bir şekilde ele alındığından okura doğrudan değil, sezdirilerek aktarılıyor. Erbarıştıran okurun varmakta zorlandığı üstü kapalı mesajları okuyucuya ulaştırmaya çalışıyor. 

“Acaba ben bağımsız ve belirgin bir varlık mıyım? Bilmem ama biraz önce aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım. Hayır, o eski ‘ben’ çoktan ölmüş, parçalanmış ama aramızda hiçbir set ya da engel yok,” cümlesini alıntılayan Erbarıştıran, kişinin benliğinin parçalandığını, kendine yabancılaştığını, nesnelerin boyutlarının değiştiğini ve var olan nesnelerin de durmadan yer değiştirdiğini ifade ediyor. 

Katmanlı metinler arasında kimi zaman kendisinin de düze varmakta zorlandığını belirten Erbarıştıran, teolojik boyuttan tanrı ve kutsal kitaplara, insan ve şeytandan yaşam ve ölüm gibi konulara kadar birçok felsefi/mistik temanın da okuyucuyu sarstığını anlatıyor.  

Romanın, tam anlamıyla felsefi ve psikolojik bütünselliği içeren, insanı ve baskıcı çevresini doğrudan ele alan, düşler ve fanteziler arasındaki kurgusal yolculuklarda hem coğrafi hem de dönemsel güçlüklerin yıprattığı kişilikleri karşımıza getirdiğini ifade eden eleştirmen, böyle bir romanı okumanın felsefi bir çaba gerektiğini belirtiyor. Anlatıcı, düşlediği mekânın gerçekliğine okuru inandırdığı gibi kendisi de inanıyor. Bununla beraber bu gerçeklik hiçliğe dönüşürken kahramanın dinginliğini koruduğu göze çarpıyor.

Kör Baykuş yaşamın içinden çıkılmayan kalın, basık ve karanlık arka duvarlarıyla örülen en korkunç yanlarını barındırıyor. Sadık Hidâyet ise o korkunçlukların tam ortasına doğmuş bir yazar olarak coğrafyasının kendisine hissettirdiklerini yazmaktan geri durmuyor. 

Yazıları ve metinleri Hidâyet’in asasıydı. Biyolojik bir gereklilik gibi içini kâğıtlara döken yazar, yine de içindeki karanlık duvarların ardındaki uğultulardan kurtulamadı. Yaşama alışamadığı gibi öldükten sonra başka bir yaşamın olma ihtimali de Sadık Hidâyet’i korkutmuştur. Alışamadığı bu dünyaya alışık olan tipleri de “Bu dünya bana göre değildi bunu hissediyordum ve bu dünyanın ancak utanmaz, yüzsüz, pinti, kendini satmasını bilen kurnaz ve hırslı kişilere uygun olduğunu düşünüyordum,” şeklinde tarif ederken belki de kendine, sadece kendine ait olan bir dünyanın görünmez kapılarını araladı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR