Tuhaf Bir Yazar: Haruki Murakami
23 Kasım 2019 Edebiyat

Tuhaf Bir Yazar: Haruki Murakami


Twitter'da Paylaş
0

“Kanımca roman yazmak zeki insanlara hitap eden bir iş değildir. Kuşkusuz biraz zekâ, eğitim ve bilgi roman yazmak için gereklidir.”

Japon yazar Haruki Murakami, tanınmayı rahatsız olma biçimi olarak yorumluyor. Onu kimsenin tanıyamayacağı yerlerde yaşamaya gayret gösteriyor. Yazar olmayı hiç düşünmemiş. Yirmi dokuz yaşındayken bir gece mutfak masasında yazmaya başlamış. Eşi yazılarıyla hiç ilgilenmemiş, o da eşine yazar olacağından bahsetmemiş. Mutfak masasındaki çalışmasını altı ayda bitirip yayınevine göndermiş. Olumlu cevap alınca gelip karısına yazar olduğunu söylemiş.

Üslubunun oluşumunda Japon edebiyatının etkisi yok. Murakami ilk eserlerini kaleme alırken henüz Japon edebiyatı okumamış. Üslubunu Amerika, Avrupa ve Rus edebiyatlarından kurduğunu savunuyor. Roman yazmanın ulusal dile bağlı olmakla alakalı olmadığını da iddia ediyor.

Murakami kılı kırk yaran bir yazar değil. Masaya oturduğunda çoğu zaman hikâyenin nasıl gideceğini bilmiyor. Sahilde Kafka’nın anlaşılması zor bir roman olduğunu ve çok sevilmesine şaştığını söylüyor. 19. yüzyıl roman tarzını kullanmayı sevmiyor, ancak kendisi Tolstoy hayranı.

Yukarıda Murakami’yi kısaca tanıtmak istedim. Murakami’nin bu kısa tanıtımından edebiyatın ciddi bir iş olduğunu düşünenlerin bir hayli rahatsız olacağının farkındayım. Ekim 2019’da Doğan Kitap’ta birinci baskısı yapılan ve Mesleğim Yazarlık adını taşıyan Murakami’ye ait kitaptan aşağıda yapacağım alıntılar ise edebiyatı ciddiyetle sahiplenen ve yazmanın oldukça zeki bir iş olduğunu savunan edebiyat severleri daha da kızdıracak. 

1 Murakami’ye göre yazarlar oldukça hoşgörülüdürler, ama aynı zamanda ben merkezcidirler. Onların arkadaş edinmeleri oldukça zordur. Bir yazarla diğer bir yazarın anlaşması ise tamamen imkânsızdır. 

“ Meşhur bir örnek vereyim. 1922 yılında Paris’te Marcel Proust ve James Joyce bir akşam yemeği davetine katılırlar. Çok yakın oturmalarına karşın yemeğin sonuna kadar ağızlarını açıp da birbirlerine neredeyse tek kelime etmezler. 20. yüzyılın temsilcilerinden bu iki büyük yazar acaba ne konuşacaklar diye nefeslerini tutup onları gözleyenler tam bir hayal kırıklığı yaşarlar. Bu iki yazar birbirlerine karşı aşırı kibirli mi davranmıştı acaba? Bu, sık rastlanan bir durumdur” (Mesleğim Yazarlık, s. 12). 

2 Murakami’ye göre roman yazmak zor bir iş değildir. Zor bir iş olmadığı gibi fazla zekâ da gerektirmez. Hatta beyni hızlı çalışan aşırı zeki insanlar bu yavaş ilerleyen uğraşı elinin tersiyle itip anlatmak istediklerini özetlemekle yetinirler. Murakami’ye göre roman yazmak kolaydır ama bu ringde kalmak zordur. Yani birinci romanı, hatta ikinci romanı yazmak kolaydır ama gereken sabrı gösterip bu mesleği sürdürmek zor olandır. Genellikle zeki insanlar bir kitapla bu zevki tadıp başka bir mesleğe yönelirler. 

“Az da olsa yeteneği olan birinin muhteşem bir roman yazması hiç de olasılık dışı değildir. Kendi durumumu örnek olarak göstermekten biraz çekiniyorum ama, ben roman yazmak konusunda hiç eğitim almadım” (s. 15).

“Kanımca roman yazmak zeki insanlara hitap eden bir iş değildir. Kuşkusuz biraz zekâ, eğitim ve bilgi roman yazmak için gereklidir. Bendeniz bile en asgari seviyede zekâ ve bilgi ile donanmışımdır. Yani muhtemelen öyledir sanırım. 

Çok zeki insanların ya da sıradan insanların dışında kalan çok bilgili kişilerin roman yazmaya genelde uygun olmadığını düşünürüm. Roman yazmak – ya da öykü yazmak – denilen eylem oldukça düşük hızda, küçük viteste yapılan bir iştir. Gerçek düşüncemi söylersem bu iş, yürümekten biraz daha hızlı, bisiklet binmekten biraz daha yavaş yapılan bir iştir. Böylesine düşük hızdaki bir bilinç eylemine uyum sağlayan insanlar olduğu gibi uyum sağlamayı başaramayan insanlar da vardır. 

Sayısı hiç de azımsanmayacak kadar çok edebiyat eleştirmeni bu türü – roman ya da hikâye – idrak edemez, idrak etti diyelim, bu idraki etkili bir şekilde ifade edip mantığa oturtamaz. Nedeni ortadadır; roman yazarlarıyla kıyaslandığında eleştirmenler genelde çok daha zeki kişilerdir, akılları daha hızlı çalışır. 

Bence, roman yazmak temelde çok yavaş bir iştir. Zekice bir yanı neredeyse hiç yoktur” (s. 19-20).

3 Murakami’nin edebiyat ödüllerine karşı tutumu da hayli ilginç. Ona göre edebiyat ödülleri bir giriş bileti için önemlidir, ama hiçbir zaman gerçeği yansıtmazlar. Bir işe yararlar elbette ama bazen bir işe yaramanın ötesinde yazara büyük zararlar da verebilirler. Murakami’ye göre bir edebiyat ödülüne aday gösterilmek stresli bir iştir de. Ödüle aday gösterildiğinizde üzerinizde bir baskı oluşur. Gözler size çevrilir ve insanlar sonucun ne olacağını merak eder. Ne kadar iyi yazarsanız yazın bir ödüle aday gösterilip de onu alamadığınızda sizle dolaylı olarak alay ederler. 

“Diyelim ki ben o sırada Akutagava Ödülü’nü kazandım; dünyanın kaderi değişmeyeceği gibi benim yaşamımda da büyük bir değişiklik olmayacaktır. Benim ödül almam Irak Savaşı’nı durdurmayacaktır. “

“Ödül dediğimiz şey, ister akademik olsun ister Nobel Edebiyat Ödülü, değerlendirme kriterlerinin sayısal değerlere dayandıklarını bir kenara bırakırsak, objektif hiçbir dayanağı olmayan bir şeydir.”

“Raymond Chandler bir mektubunda Nobel Edebiyat Ödülü hakkında şöyle yazmıştı: Büyük bir yazar olmak istiyor muyum? Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmak istiyor muyum? Nobel Edebiyat Ödülü de ne oluyor ki? Pek çok ikinci sınıf yazara bu ödül veriliyor. İnsanda okuma isteği uyandırmayan, pek de iyi yazamamış yazarlara da veriliyor. Bu ödülü alınca ta Stockholm’e kadar gidip smokin giyip bir konuşma yapmak zorunda kalınıyor. Nobel Edebiyat Ödülü bu kadar zahmete değer mi peki? Kesinlikle hayır!” (s. 50-51)

Murakami’nin bu ilginç bakışı kitap boyunca sürüp gidiyor. Edebiyata âşık, edebiyatın uzmanı veya heveslisi pek çok okur yazar Murakami ile itişip kakışacakları bir yolculuğa çıkıyor. 

Kaynak: Haruki Murakami, Mesleğim Yazarlık, Ali Volkan Erdemir, 2019, Doğan Kitap.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR