Tüm Zamanların En İyi Distopya Romanları

Tüm Zamanların En İyi Distopya Romanları


Twitter'da Paylaş
0

Modern hayatın en esas öğesi, ilerlemeci anlayışı ve daimi olarak daha iyi bir yaşamı  hedef almasıdır. Ancak yaşamdaki her şeyin tepetaklak olmasıyla nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalırız? Bilim kurgu roman türü, geleceğin daha kötüye ve hatta çöküşe doğru yüzünü çevirdiğini anlatan pek çok spekülatif gelecekler tahayyül etmiştir bugüne değin. Güzel bir son değildir bahsettikleri, sadece keder dolu, "işlevsiz" bir distopyadan söz ederler. Distopya karanlıktır ama bu türün belli bir büyüsü vardır; okur için çok cazibelidir. Dahası, gerçekten işlevsiz midir? Distopya nedir? Distopya sözcüğü ilk defa John Stuart Mill tarafından kullanılmıştır. Yunanca kökenlidir. Distopya, günümüzde ve gelecekte ideal olan toplumun, başka deyişle ütopyanın, giderek kötüleşeceğinden bahseder. Distopya, hâkim düzenin şiddet kullanarak insanları dehşete sürüklediği, toplumsal bağların yok olacağını ortaya koyduğu bir bakış açısıdır. Özellikle totaliter ve baskıcı yönetim distopyaya işaret eder. Genel hatlarıyla, klasik bir distopyada gelecek ve kalkınma fikirlerinin askıya alındığı bir toplumdan bahsedilir. Bu toplumda totaliter ve baskıcı yönetim, uysallaştırılmış zihinler ve bedenleri amaçlar. Kimi zaman insanlığın başına gelen büyük bir felaketin ardındaki manzarayı, kimi zamansa zorba bir yönetim altındaki kaotik ve karanlık yaşamı görürüz. Yaşamın ve geleceğin arzu edilenin dışında böylesi kaotik ve karanlık yanını gözler önüne seren tüm zamanların en iyi 10 distopik roman örneklerini sizin için seçtik. 

H.G. Wells

Zaman Makinesi

H.G. Wells

1895 yılında yayımlanan bilimkurgunun bu kült romanı, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında İngiltere'deki bir bilim insanın akşam yemeğine çağırdığı konuklarına zaman makinesi olduğunu iddia ettiği bir aygıtı göstermesiyle başlar. Saygıdeğer konukları ona inanmaz; ancak bir hafta sonra tekrar  o evde toplandıklarında bilim insanını bitkin, sefil ve perişan bir halde bulurlar. Zamanda yolcuğa çıkan adam, 802701 yılında, bir zamanlar Londra'nın bulunduğu noktada tanık olduğu yaşamı anlatır onlara. Geleceğe yolculuk etmiş, geleceğin ırkıyla tanışmıştır. Ancak bu tanışma ona Yeni Aden'in altındaki tünellerde yaşayan başka bir canlı türünün de varlığını gösterir. Böylece dünyanın sonuna yolculuk başlar ve okur gerçek anlamda karanlıkla tanışma serüvenine tanık olur.

george-orwell.jpg

1984

George Orwell

İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından George Orwell'in kült kitabı, 1984, ilk kez 1949'da yayımlanmıştır. 1984, Orwell'in politik romanındır.Geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur.Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzenini inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgular Orwell. Edebiyata, "Büyük Birader" ve "Düşünce Polisi" gibi kavramları kazandıran ve günümüze kadar gelmesini sağlayan roman, politika ve beyin yıkama arasındaki ilişkiyi gözler önüne serer.

erika-huxley.jpg

Cesur Yeni Dünya

Aldous Huxley

"Herkes herkes içindir" deyişini irdeleyen Cesur Yeni Dünya okuru "Ford'dan sonra 632 yılına" götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında "Cemaat, Özdeşlik, İstikrar" yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıptır; annelik ve babalık pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya—uykuda eğitim—ile sağlanır. Bu yöntem sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir.

JGballard.jpg

Öteki Dünya

J.G. Ballard

2013 yılında yayımlanan romanda, yozlaşan modern yaşamın son derece tanıdık bir portresini çizen Ballard, "Her yerden görülen devasa kubbesiyle bir alışveriş merkezi, tüketim ve şiddetin hüküm sürdüğü bir taşra kasabası ve beklenmedik bir ölüm," diyerek artık hayatlarının her ânında alışveriş yapıyorlarmış gibi görünen insanların hikâyesini, halihazırda içinde bulunduğumuz sisteme çok yakın bir distopyanın sınırsız tüketiciliğini resmeder. Yaşadığı kasabanın alışveriş merkezinde öldürülen babasına veda etmek için Brooklands’e giden işsiz reklamcı Richard Pearson, labirenti çağrıştıran alışveriş merkezinin, durmaksızın hareket eden yürüyen merdivenlerin, yirmi dört saat çalışan televizyonun ve ellerinde poşetlerle tüm vakitlerini burada geçiren insanları fütürist bir tahayyül ve haklı bir öfkeyle anlatır.

AnthonyBurgess.jpg

Otomatik Portakal

Anthony Burgess

Burgess şöyle der: "İngiliz argosunda bir deyiş vardır. Uqueer as a clockwork orange." Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür." Otomatik Portakal adı gerçekte buradan gelir. Karabasan gibi bir gelecek atmosferinde, geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençlerin hayatı ve özgür irade keskin dille sorunsallaştırılır. Aynı zamanda bir kara mizah örneği olan Otomatik Portakal'da Burgess, anti-kahramanı için  ayrı bir dil de yaratır: "Nadsat".  Kara mizahın deneysel dille buluştuğu distopik bir romandır Otomatik Portakal.

PhilipKDick.jpg

Do Androids Dream of Electric Sheep

Philip K. Dick

Ridley Scott tarafından Blade Runner adıyla 1982 yılında filme alınan Do Androids Dream of Electric Sheep? insan/robot ikileminden hareket ederek bu ikilemi reddeden ve "insan"ın ne olduğunu sorgulayan önemli bir felsefi romandır. Nükleer savaşın ardından kıyamet sonrası bir toplumda, insanların ve hayvanların giderek azaldığı ancak androidlerin çoğaldığı bir zamanda, toplumsal değişimler ekseninde siyasi olanla metafizik aynı zeminde buluşturularak insan ve gerçeklik konuları irdelenir.

margaretatwood.jpg

Damızlık Kızın Öyküsü

Margaret Atwood

Kanadalı yazar, şair ve feminist eleştirmen Atwood, 1985'te yayımlandığı The Handmaid's  Tale (Damızlık Kızın Öyküsü) adlı romanında distopyanın güçlü feminist bir okumasını sunar okura. Damızlık Kızın Öyküsü, kadın haklarının bulunmadığı bir dünyada, hakların kadınların ellerinden alınarak düzenin tersine döndüğü bir zamanda çıkacak sonucuna odaklanır. Atwood, kadınların okumasının yazmasının yasaklandığı totaliter Hıristiyan teokrasisinde, kadınların sadece damızlık birer makineye dönüştüğünün öyküsünü toplumsal cinsiyetin en vahşi ayrımına odaklanarak yazar.

RayBradbury.jpg

Fahrenheit 451

Ray Bradbury

Amerika'da ilk kez 1953’te yayımlanan ve hızla bütün dünyada ün kazanan bu roman, devlet sansürünün, totaliter rejimlerin dehşetini anlatan temel yapıtlardan sayılır. Ancak Bradbury, romanı hakkında şöyle der: "Romanım hep yanlış yorumlandı. Fahrenheit 451 ne sansür ne de otoriter devlet üzerineydi. Romanımı o sıralar Amerika’yı kasıp kavuran McCharty soruşturmalarına bir karşı çıkış saymak da doğru olmaz.Romanım aslında televizyonun okumaya, özellikle de edebiyata ilgiyi nasıl yok ettiğini anlatıyordu." Yine de okur, romanın kahramanı Guy Montag'ın hayatındaki bütün yanlışların doğrularla yer değiştirmesinin ardından, Montag'ın işini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirdiğini  görür. Montag'ın önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iterken, bizim de  sansüre, totaliter yönetimlere ve günümüz kültür endüstrisine ilişkin keskin eleştiriyi fark etmememiz olanaksızdır.

suzannecollins.jpg

Açlık Oyunları

Suzanne Collins

Üç dizilik kitap olarak yayımlanan (Açlık Oyunları, Ateşi Yakalamak, Alaycı Kuş) Açlık Oyunları, Roma döneminin mirasını günümüz toplumunun amansız yiyecek ve iktidar savaşına taşır. Roman, uzak ve belli olmayan bir gelecekte Kuzey Amerika'da kıyamet sonrasında urulmuş Panem'de yaşayan 16 yaşındaki Katniss Everdeen'in ağzından anlatılır. Halk, gelişmiş bir şehir olan Capitol tarafından yönetilir. Açlık Oyunları ise, her yıl ülkenin on iki mıntıkasından seçilen 12-18 yaş arası bir kız ve erkeğin tek kişi kalana kadar savaştığı ve Capitol halkı tarafından bir görsel şölen gibi sunulduğu bir televizyon programıdır. Açlık Oyunları, 2012'de Gary Ross tarafından filme çekilmiştir. 

zamyatin

Biz

Yevgeny Zamyatin

Ursula K. Leguin, Biz için, "Şimdiye kadar yazılmış en iyi bilimkurgu roman, klasik bir karşı ütopya," der. Biz, 1970 yılında yayımlanışının ardından kendi tarzında yazılanlara ilham kaynağı olan bir romandır. Roman gelecekte var olan otoriter bir devletin inançlarına körü körüne bağlı bir vatandaşı ve bir matematikçi olan D-503'ün günlüğüne yazdıklarına yer verir. Günlük, mutluluğun, düzenin ve güzelliğin sadece özgürlüğün olmadığı bir ortamda, matematiksel mantığın ve mutlak gücün demir prensiplerinde bulunabileceğini dikte eden bir hükümet doktrininin bir ilanı olarak başlar. İnsanlar numaralara indirgenmiştir ve bireysellik yok olmuştur. Günlük ilerledikçe D-503, I-330 adlı bir muhalifin çarpıcı etkisine kapılarak tüm insanların ihtiyacını karşılayacak ve mükemmel düzenlenmiş bir bütünlüğün kapasitesine olan inancını kaybeder. Bu noktadan sonra artık "biz"i kullanmaz "ben"i, başka deyişle kendini düşünmeye başlar. Sovyet Rusya'sında Stalin döneminden önce yazılan bu roman, aslında o döneme ilişkin ipuçlarını da barındırır bünyesinde.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR