Tümünü Görüntüle: Kalbinin Surları Hariç Değil!
24 Ocak 2019 Kitap Şiir

Tümünü Görüntüle: Kalbinin Surları Hariç Değil!


Twitter'da Paylaş
0

Tamer Gülbek, 2018’in son günlerinde okuruyla buluşan şiir toplamı Tümünü Görüntüle’de hepimizin bildiği ama şiirsel formuyla yüzleşmediği bir çağ ve hakikat sorgusuna girişiyor. Bize de okumak düşüyor…

İlk kitabı Zefiran’ın girişindeki boş sayfaya kurşun kalemle şöyle bir not düşmüşüm: “Tamer Gülbek, insan yüzündeki hevesin sınırsızlığını okuyor. Edindiği göz yordamıyla dolaştığı uçların künyesini asmış boynuna. Küçük detaylardaki büyük dünyalara bakıyor, ama farklı bakıyor!” Tam on yıllık bir not bu. Bu aradaki on yıla Suda Tuhaf Hareketler (2009), Güven Park (2010) ve Yabancı Dil’i (2013) sığdırmış. Özellikle dünyaya olduğu kadar insan ruhuna yabancılaşmanın izlerini takip ettiği son şiir toplamında, hayli hacimli bir şiir düşüncesini gövde edinmişti şiirine sorular çoğaltan: “Nedir insan sıkıntısının / Kuluçka süresi?” Tamer Gülbek’in ilk şiir toplamından bu yana lirikten koparken izlediği yolda günceldeki ironiye benzemeyen bir ironiye ve zekâya sıkça başvurduğuna tanıklık edebiliriz. Dünyanın geometrisini, hayatın akışındaki ritmi, insanın ruhunun dile geldiği armoniyi, boşluğun boşluk oluşundaki hoşluğu, özetle verili aklı bir kenara fırlatıp başka bir geometriye, başka bir ritme, başka bir armoniye, başka hoşluklara ve başka bir akla çalışıyor. Ama sıkı durun, diyalektik anlamından soyutlayıp söylüyorum; başkalaşmıyor, kendi gibi kalabilmenin cümlelerini kuruyor. Şiirde cümle kuran şairlere yakın hissetmişimdir hep, Gülbek şiirini bu yakınlığın dürbününden yorumlamayı deniyorum bu yüzden. Sunduğu görüşün bizi de gördüğünü bildiğimden olsa gerek.

2018’in son günleri Gülbek’in son şiir toplamı Tümünü Görüntüle’yi getirdi. Kitap kapağının yönlendirmesiyle sanal olanla bir yüzleşme tasarımı olduğunu düşündüğüm bu toplamda çok da yanılmamışım sanki, “Kılgısal gerçeklik yani zaman / Azmış / Yüzüme vuruyor köksüzlüğü” dizeleri karşıladı okur merakımı. Ve bir kök arayışı da, sanırım daha iyi bir noktadan başlatılamazdı! Hepimizin olan dünyayı ve hayatı farklı kabulüyle kendine ait bir dünya ve hayat sunuyor Gülbek şiirlerinde. Tekno-beat olarak değerlendirilebilecek bir yönsemeye sahip ama tam bu da değil. Güven Park dolayısıyla Cem Uzungüneş’in belirlemesini çok iyi bir okumayı yansıttığından buraya olduğu gibi aktarıyorum: “Tamer Gülbek şiiri iki gerilim hattı üzerinde ilerler. 1. Dilin büyüsünü bozmadan şiirin sınırlarını zorlamak, 2. Şiirin büyüsünü bozmadan dilin sınırlarını zorlamak. Bu iki gerilim hattı sıklıkla aynı şiirde buluşur ki böyle şiirleri bu yüzyıl başı şiirimizde bir sıçrama yaratacak gizilgüce sahip şairler arasında anılmasına yol açacaktır. Ayrıca bu gerilim, Tamer Gülbek'in lirizme en uzak duran şairler arasında oluşunu da açıklar.”

Tamer Gülbek’in lirizme uzak duruşu, onda şiirsel yapıyı kuran en önemli öğe. Öte yandan çağın hakikatini kabulden ve külliyen retten bağımsız bir yüzleşme olanağı. “Biz çağımızın en son aşamasında bulunuyoruz! (...) Olanaksızlığın gizemli kapılarını açmak için neden geriye bakalım? Zaman ve mekân dün yok olmuştur. Bizler artık mutlak olanda yaşıyoruz çünkü artık sonsuz ve her zaman için var olacak olan hızı yaratmış bulunuyoruz” satırlarını tarihe dipnot düşen Filippo Tommaso Marinetti’ye göre lirizm, “hayatla sarhoş olma ve hayatı kendimizle sarhoş etme yetisi”dir. Hız tapıcılığının teknolojinin ulaştığı korkunç boyutlar karşısında sükûnet öneren bir anti-lirizme evirilmesi, Orta ve Kuzey Avrupa edebiyatlarında kendiliğinden olanın daha kaotik toplumsal yapılarda neden “şiiri yavaşça aramak” adına denenmeye başlandığını da açıklayıcıdır sanırsam. Tam da burada gündelik dil kadar şiir dili de değişime uğruyor ve sonuç olarak hız ve yabancılaşmayla karşılık bulan hayatın kâğıda dökümü de yeni bir söylem/edim alanı edinmiş oluyor. Bu alanın tüm bir yapaylıktan titizlikle imtina edilerek şiire geçirilmesine Tamer Gülbek’te de tanık oluyoruz. Bizi sarhoş etmeyen, ama ayıltan bir etkiyle dünya büyüklüğünde bir içki masasını paylaşıyormuşuz hissi uyandırıyor:

“Geldin gördün yendin ve yenildin

Başkaları ödedi yenilginin bedelini

O çok iyi tanıdığını sandıkların

Uzun sürdü başka hayatları anlaman

Takas ettin kendi kurtuluşunu

Kurtarmaya geldiğin hayatlarla.” ("Uzun Bir Ara")

İkinci Yeni’yle birlikte “küçük insan” diye şiirde beliren insan anlayışı, son dönemde yerini soyutlanmış hayatların öznelerine, bu soyutlanmışlıkta kendini zaman ve mekân bağlamında tanımlanan kahramandan anti-kahramana, dünya üzerinde yabancı oluşundaki kayıtsızlığını pop-cool bir tavra dönüştüren insan tipine bırakmaya başladı. Teknolojik ilerlemenin izdüşümü olan bu hayat geçmişe başkaldırı gibi görünse de, gerçeklik duygusundan uzaklaşan, sanal alanda benliğini kuran ve teşhirci yığınların potansiyel enerjilerini emen bir hayata dönüştü. Bu dönüşümün tüm alanlarda çıktıları olacaktı ve şiirde bunun deneyimlenmesi farklı deneylere yol açtı. Dil ile kimlik arasında sıkı sıkıya bağlı olan bir söylem değişimi, tüm edebi türlerde olduğu gibi, hatta şiirdeki dozu diğer edebi türlerden daha ağır bir hâl aldı. Tamer Gülbek’in Tümünü Görüntüle’si bu ağır dozajın hayli tatminkâr şiirsel karşılıklarıyla buluşturuyor okuru. Gülbek’te tanımlamaya çalıştığım ironi, kara mizaha dönüşüyor yer yer:

“Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor

Örneğin sen uzak adalara gidip

Avladığın bir kasetle dönüyorsun

Bununla başlıyor kendini kıyım

(…)

Sonra sen gittin

Sen gittin kaset bende kaldı

 

Sen gittin solist intihar etti.” ("Kaset")

Andy Warhol’un “Zaman hiçbir şeyi değiştirmez, değişimi sağlayan insanlardır” sözünü elde tutuyorum Tamer Gülbek’in şiir toplamını okurken. Bunu bir ihtiyat da saymayın! “Ne bilirdim bir taşlı tarlada mühürleneceğini zamanın / Şimdi buradaydım işte bir heybede haybeden / Bir daire kovalayan eski dirseği kesiklerden bir kararsız” dizeleri, benim gibi zamana fazlasıyla bel bağlayan bir okurun kararsızlığını da çekiyor içinden ve amorf bir telaşa bağlıyor gözlerimi. İnanın bu türden bir okumayı yapıtları üzerinde sürdüreceğiniz çok az şair var herkesin biraz şair, biraz da filozof olduğu bu dönemde. Tümünü Görüntüle’den gündelik hayatın felsefesini de, sosyolojisini de, gramerini de sökebiliyorsunuz. Böyle çoğul ve iç içe geçmiş bir zenginliği okuyabildiğimiz Gülbek şiirlerinde, yatay dokudaki dikeylik dikkatimizi cezp ediyor: “Yeşil bir yokuşu tırmanıp sütunlara vardık / Ömrümüzün en bedel günlerini o yokuşa adadık”. Böylelikle şiirinin öznesini de, mimetik özneye dönüştürüyor. Hesaplaşma, önemli bir yer tutuyor mimetik öznenin yüklemiyle ilişkilenince.

Şiir toplamındaki "Buldozer" adını taşıyanı, şiirindeki ölçekli yapı bozumunu örneklediğinden ayrı bir ilgiyi hak ediyor. Gündelik hayatın totalitarizmine aykırılık olarak ele alınabilecek refleksleri, yapıyı bozmak üzerine yapılandırıyor Gülbek. Şavkar Altınel’in ya da Nazmi Ağıl’ınki kadar kendini ifşa etmese de Anglosakson bir söyleme yaslandığına tanıklık edebiliyoruz. Eagleton’ın “Bir şiir, sözel açıdan yaratıcı, satırların nerede biteceğine yayıncı veya kelime işlemcinin değil yazarın karar verdiği, kurmaca bir ahlaki ifadedir. Bu tanım öncelikle uyak, ölçü, ritim, imgelem, söyleyiş veya sembolizm ve benzeri şeylerin hiçbirine başvurmaz. Bunun sebebi, bu teknikleri kullanmayan pek çok şiirin olması ve aynı teknikleri kullanan pek çok düzyazı eserin olmasıdır. Düzyazıda genel olarak ölçü kullanılmadığı doğrudur. Genellikle satır sonu uyakları gibi ölçü de şiire özgüdür; ancak onun özünde olduğundan bahsedilemez, ne de olsa onsuz da oldukça başarıyla varlığını koruyabilen pek çok şiir vardır. Böylece şairin kendisinin nerede olacağına karar verdiği satır sonlarına ulaşırız. Düzyazı ise satırların nerede bittiğinin önemsiz olduğu bir yazı türüdür” saptamasının Tamer Gülbek şiirindeki karşılıklarına da kulak kesilmeyiz öte yandan. Çünkü nerede bitireceğine dair ortaya koyduğu farklılık, onun şiirini farklılaştıran şey hâlini alıyor:

“Uzun zamandır arayamadıklarım aklımda

Ve kalbimin surlarında bir Ulubatlı

 

Buldozerle yaklaşmak yasak ve elzemdir.” ("Buldozer")

Etikten boşalan alanı etiketlerin işgal ettiği bir dönemde, verili olanla hesaplaşırken bir isyan ahlâkı öne sürüyor Gülbek. Bu, farklılaşma gömleğini moda olarak sırtına geçirenlere de bir yanıt niteliği taşıyor. Gövde kazandıran, dallandıran, yapraklandırıp çiçeklendiren köke, köklerine olan bir inanç ve teşekkür hem de. Okuruna içine tutsak olduğu döngüyü de anımsatmaktan geri kalmıyor: “İlk dizeyi sonda tekrar ettiğimi varsay.” Ve bu başlangıcımız olsun…


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR