Turguthan Gökçe • 20. Durak
12 Haziran 2018 Öykü

Turguthan Gökçe • 20. Durak


Twitter'da Paylaş
0

Gri bir Ankara sabahına uyandığımda trene yaklaşık bir saat vardı. Hızlıca yataktan kalkıp her sabah yaptıklarımı tekrarladım. Bunlar yaklaşık yirmi dakikamı almadı. Kapıdan çıkışımla gara varışım yarım saat sürdü. Gar hüzün ve barış dolu. Ankara ağaçları, kıyafetlerini üstünden atmış, cesurca bedenlerini sergiliyor. Tren perona geldiğinde şöyle bir etrafıma bakıp insanları seyrettim. Her birinin yazılması gereken öyküleri olduğunu iyi bildiğimden fazla zaman harcamayıp koltuğuma geçtim. Klasik bir TCDD treni. Eski, hafif basık ve kirli. İnsanlar koltuklarında oturup yavaş giden trenden güzel yurt manzaraları izlemeye bayılıyor. Trenin bu özelliği gerçekten güzel. 19’uncu durağı geçip 20. durağa doğru yaklaşırken isminin Gökçe olduğunu öğrendiğim, omuza kadar uzanan turuncu saçlara sahip bir kadın gamzelerini belirterek yanıma oturdu. Tatlı bir telaşı var. Biraz gürültü yaparak eşyalarını yerleştirdikten sonra konuşmaya başladık. Aslında Ankara’dan bir önceki durakta trene binmiş ama bu durağa kadar yanlış koltukta oturduğunu farketmemiş, ancak görevli onu uyardığında bunun farkına varmış. Yolculuğun nereye olduğunu konuştuktan sonra sıra isimleri öğrenmeye geldi. Yolculuklarda konuşma fasılları bu sırayla işler. Adının Gökçe olduğunu söyledikten hemen sonra adını değiştirmek istediğini ekledi. Pek beğenmiyormuş, daha anlamlı bir şeyler olmalıymış. İnsan yıllar boyunca kendisine nasıl seslenileceğini kendisi seçmeliymiş. Birkaç ad üzerinde tartıştıktan sonra bu konuda bir hayli kararsız olduğunu, zamanla fikirlerinin değişeceğini ve olgunlaşacağını söyledim. Gözlerini beyazlayan saçlarıma dikti, yine gamzelerini göstererek, “Sen oldukça olgun birine benziyorsun galiba,“ dedi, alaycı. Sonra olgunlaşmak üzerine konuşmaya başladı. Ona göre insan zaman ve sevgiyle olgunlaşırmış. İnsan herhangi bir şeyi severek ve yaşamı zamanla tecrübe ederek öğrenirmiş. İkili ilişkilerde zaman ve sevgi pek de ayrı kavramlar değiller bence. İki kavram da birbirleriyle oldukça iç içe ve karmaşık . İnsanlar birbirlerinin dikkatini çekiyor, tanışıyor ve birbirlerini seviyorlar ama burda asıl önemli nokta tanışmak. Tanıdıktan sonra sever insan. İnsanlar bazen kaderin bir cilvesiyle bazen kendi uğraşlarıyla tanışıyor başka insanlarla. Ama birbirimizi asla gerçekten tam tanımıyoruz. Tam olarak olmuyor yani. Peki tam olarak tanımadığın birini nasıl sevebilirsin? Sonunda her an onun içinde kalbini kırmayı bekleyen bir şeyler olabilir. Yüzüme bakıp, “Haklısın aslında,” dedi ve başını çevirdi, insanların o bayıla bayıla yaptığı şeyi yapmaya başladı. 20. durağa doğru gelirken başımı ona baktım, uyuyordu. O konuşmak gerçekten çok zevkliydi. Keşke bir an önce uyansa da yeniden sohbet edebilsek, diye düşündüm, trendeki insanlara uyup camdan dışarı izlemeye koyuldum.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR