Ulysses: İyi mi Kötü mü?
21 Haziran 2019 Edebiyat Kitap Roman

Ulysses: İyi mi Kötü mü?


Twitter'da Paylaş
1

"Joyce yaşama veda etmeden önce kalbi kırık bir adamdı çünkü Ulysses’in 20. yüzyılın en iyi kitaplarından biri olacağından habersizdi. Öyle ki bu bekleyiş 21. yüzyılda gerçekleşti.” – Edna O’Brien

The Little Review’da ilk kez Mart 1918 ile Aralık 1920 yılları arasında James Joyce’un Ulysses’inin tefrika halinde yayımlanmasının üzerinden yüzyıl geçtiğini söyleyebiliriz. Sylvia Beach tarafından kitap formatında öncü baskısının da doksan altıncı yıldönümündeyiz. Üstelik bu tarih Joyce’un doğum günü ve kesinlikle bir rastlantı değil. Ulysess yazarlar ve okurlarca bir yaşam biçimi, zihne meydan okuma olarak addedilir ve sıklıkla en iyi kitaplar arasında zirveye yakın bir yerde dolanır durur.

Bu durum Ulysess’in küresel bir aşka dönüştüğü anlamına gelmez. Kitap birçok okur ve rüştünü ispatlamış yazar tarafından pek beğenilmiyor. Dahası, Joyce’un ustalık eserinin tiksindirici olduğuna dair fikirler bile mevcut. Bunu nasıl bilebiliriz ki diye soruyorsanız, sizin için Joyce’un bu kitabını beğenen ve karşı çıkanlar olarak çeşitli yazarlardan meydana gelen, içlerinde bir psikoloğun da bulunduğu yirmi iki kişinin çetelesini tuttuk. Nasıl hissedeceğinize dair karar vermek size düşer. Amazon’daki puanlama sisteminde bulunan tek yıldızlara bakıp bakmamak size kalmış.

BEĞENEN, Vladimir Nabokov:

Ulysses elbette Yunan mitleriyle alakalandırılır veya akademisyen zırvalarıyla bir imge koleksiyonuna dönüştürülmesine rağmen canlılığını sürdürür ve sanat çalışması olarak “kutsallığa” karşılık gelir. Bir keresinde, bir öğrencime (kahverengi yağmurluk giyen bir adamı bilmiyor ve onun geliş-gidişlerine dikkat bile etmiyorken) Homeros'un eserindeki bölümlerin başlıklarından alıntı yapma yoluna başvurduğu için C – (not puanlama sistemi), belki de D + vermiştim. Her yöntemle beni Joyce ile kıyaslasınlar bakalım! Eserlerimde kullandığım dil, Joyce’un şampiyonluk oyununda benim sadece topa dokunmam anlamına gelir.” – Vladimir Nabokov, 1965’teki bir röportajından.

KARŞI ÇIKAN, Roddy Doyle: 

Ulysses iyi bir editör aracılığıyla tamamlanabilirdi. İnsanlar her zaman Ulysses’i yazılmış en iyi on kitap listesinde diri tutuyor, ancak ben onların gerçekten bu çabayı sağladıklarından kuşku duyuyorum. Eğer Dublin’de yaşayan bir yazarsanız ve bir diyalog sıralarsanız, herkes Joyce’tan esinlendiğinizi düşünür. Joyce’un yansıttığı dilin Dublin’de kullanıldığına dair düşünce bir saçmalıktan ibarettir. O Dublin aksanını icat etmedi. Bu durum Joyce’un omuzlarınıza yük olması ya da sizin onun konumunu taciz etmeniz gibi bir şey. Sinirlerim geriliyor.” – Roddy Doyle, 2004’te James Joyce’un doğum yıldönümünün bir kutlamasından.

BEĞENEN, T.S. Eliot:

“Günümüzde keşfedilen ve en önemli anlatıma sahip olan bu kitabı elimde tutuyorum.

Hepimizin ona borçlu olduğu, bundan hiçbirimizin kaçamayacağı bir kitap. Hakkında dile getirmek zorunda olduğum varsayımlarım var, ama okuru ayrıntılara boğarak methiyelerimle zaman kaybına uğratmak istemem. Bana, gereksinim duyabildiğim ve aynı zamanda okumayı yarıda bırakacağım kadar sürpriz, keyif ve dehşet sundu.” – T. S. Eliot, 1923’de yazdığı “Ulysses, Order, and Myth“ (Ulysses, Düzen ve Mit) adlı makalesinden.

KARŞI ÇIKAN, Paulo Coelho: 

“Bugünlerde, yazarlar diğer meslektaşlarını kendilerine hayran bırakmak istiyorlar. Saf tarzıyla bu konuda büyük bir hasara yol açan James Joyce’un Ulysses’i bu kitaplardan biri. Oysa bir şey yoktur orada. Hayran bırakmak için soyunan bir budaladır Ulysses.” – Paulo Coelho, 2012’de Brezilya’daki bir gazeteye yazdığı görüş.

BEĞENEN, Ernest Hemingway: 

“Joyce en harika kitabı yazdı. O kitap muhtemelen zamanın belini bükerek sizi yakalayacaktır. Bu arada, o ve onun tüm aile bireyleri açlıktan kırılıyor diye bir bilgi var, ancak her gece Michaud’s lokantasında, Binney ve benim haftada bir kez tiramola etmeyi sadece bir teklif olarak sunabileceğimiz sizler, onların tüm Keltik mürettebatını bulabilirsiniz.

Gertrude Stein, Joyce’un onu San Francisco dışında ikamet eden yaşlı bir kadın olarak hatırladığını söyler.  Kadının oğlu Klondyke’ta köşeyi döner ve yaşlı kadın etrafta gezinirken, hem elleriyle yazarken hem de konuşurken şunları söyler: “Ah benim zavallı Joey’um! Zavallı Joey’um! Çok para kazandın!”  Lanet İrlandalı. Bir şeyler hakkında homurdanmak zorundadırlar, ama bir İrlandalının açlıktan kırıldığını asla duymazsınız.” – Ernest Hemingway, 1922’de Sherwood Anderson’a yazdığı bir mektuptan.

KARŞI ÇIKAN, Donna Tartt:

“Hemingway’i sevmem ve biliyorum, Ulysses’i de aynı miktarda sevmem. Ayrıca, İlyada’ya olan ilgimin onda birini bile Odysseia’ya göstermedim.” – Donna Tartt, New York Times.

BEĞENEN, George Orwell:

“Bu kez güvenli bir şekilde Ulysses kopyamı edinmeyi başardım. Hiç okumamayı yeğlerdim açıkçası. Bende aşağılık kompleksi yaratıyor. Bunun gibi bir kitabı okuduğumda ve ardından kendi yazma sürecime geçtiğimde şan eğitimi alan ve kendi kendine bu sınavı geçebilen, davudi veya bir bariton sesi fena çıkarmayan iğdiş edilmiş bir haremağası gibi hissederim ama eğer kulaklarınızı eğip yakından dinlerseniz, her zamanki gibi o güzelim tiz sesini duyabilirsiniz.” – George Orwell, 1934’te Brenda Salkeld’a yazdığı mektuptan.

KARŞI ÇIKAN, Jonathan Franzen: 

Ulysses’i bitiremedim. Bitirme tezinin konusu Ulysses olan bir danışmanın kafamın üstünde bir kamçı şaklatması gerekiyor ve o danışmana sahip değilim.” – Jonathan Franzen, Guardian’daki bir röportajından.

BEĞENEN, Joyce Carol Oates: 

“Usta işi trajediye karşı güldürüye yaratıcısının bariz bir şekilde değer atfettiği bu roman, öyle anlamlı ve hemen sonra öyle muzip oluyor ki, açıkça hicvettiği klasik döneme titiz bir saygı duruşu da sergiliyor ve yeğ tuttuğumuz karşısında ne kadar huzur bozucu bu. En saldırganca muziplikte bile Joyce’un teşhirciliği asla ciddi değildir.

Joyce, 1909 yılında Nora’ya yazdığı Ulysses hakkındaki düşüncelerinde belki okuyucularına da hitap ediyordu: “Şimdi... Sana yazdığım her şeyi defalarca okumanı istiyorum. Bazı bölümler çirkin, müstehcen ve kaba olduğu kadar saf, kutsal ve ruhanilik de barındırıyor. Ulysses’teki her şey bizzat şahsımdır.’’ – Joyce Carol Oates, 1976’da yazdığı “Jocoserious Joyce“ adlı makalesinden.

KARŞI ÇIKAN, Aldous Huxley:

“İçinde sayısız teknik kalite barındırmasının yanı sıra, genç romancının öğrenebileceği olasılıkların ve bir hikâye anlatmanın oldukça imkânsız olduğunu gösteren Ulysses, bunlara rağmen en az dikkate değer görülen ve şimdiye dek yazılmış en sıkıcı kitaplardan biridir. Birazcık çatışmanın bile hiçbir türünü içinde barındırmıyor çünkü.” – Aldous Huxley, 1925’te yazdığı bir metinden.

BEĞENEN, Eimear McBride: 

Joyce’un Ulysses’ini bitirdiğimde ufkum başka bir boyuta taşındı diyebilirim. Bir kitabın nasıl yazılabileceği hakkında anladığım ve dil üzerine düşündüğüm her şeyi değiştirdi. Yirmi beşinci yaşıma sarkıntılık yaparken sıkıcı ve geçici işime gitmek için Kuzey Londra’da, Tottenham’da bir trene bindim ve Ulysses’in ilk sayfasını açtım. Londra’nın merkezindeki Liverpool Street’de indiğimde o kitabı, hayatımın bütün sürecini değiştireceğini söyleyecek kadar abartacağımı düşünmüyordum. Joyce, oradan korkunç bir ciddiyette ve ussal görülürken, dile karşı aldığı riskleri ve yansıttığı mizahı okumanın bütün eğlencesine rağmen, hiçbir şey Joycevari sözcük oyununa dil uzatmak kadar keyif verici olamaz.” – Eimear McBride, Guardian.

KARŞI ÇIKAN, Richard Ford:

“Joyce’un Ulysses’i abartılmış... Kuşaktan kuşağa geçen. Bir profesörün kitabı. Ama sanırım bir İrlandalıysanız, Ulysses sizin için bir anlam ifade edebilir. Çoğu kitabı yarım bıraktım. Bitiremedim. Birçok kitap 'çok iyi' değildir zaten ve çok iyi olması için neden gerekmez çünkü 'yetenek'ne olursa olsun, demokratik bir şekilde dağıtılmaz.” – Richard Ford, New York Times.

BEĞENEN, Salman Rushdie: 

“Onları okuyana kadar hayal edemediğim edebi olabilirlikleri gösteren, zihnimde küçük patlamalar meydana getiren kitapları aklıma getirebilirim. İşte James Joyce’un Ulysses’i öyle bir kitaptır!” – Salman Rushdie, Guardian’daki bir söyleşisinden.

KARŞI ÇIKAN, Carl Jung:

"Ulysses Dublin’de 1904 yılının ipe sapa gelmez 16 Haziran gününde,  sıradan bir vatandaşın her gününe denk gelen, duygusuzluk içeren ve yedi yüz otuz beş günün hallerine bir akarsu gibi akan, yedi yüz otuz beş sayfa durmaksızın ilerleyen sığ bir akarsuya benzer. O akarsuda akıntı boşlukta başlar ve yine boşlukta biter.

Bütün bu içerik belki de tek bir günde, insan hayatının özünü aşan Strindbergvari bir resmiyetle gölgelenen, o tek günü oldukça uzun ve aşırı zorlaştıran bir anlatıma karşılık gelirken okurun perişanlığına hitaben hiç bitirilmiyor mu?

Kendi başına oturacağı, hatıralarıyla sarhoş olacağı, kapattığı yolun uzadığını huzurluca düşüneceği ister yüz sayfa ya da daha az olsun tek bir mekândan ibaret değildir Ulysses. Yeter olan, romanından umulmayan üç beş klişeyi kullanmanın değerini anlayabilmesiydi sadece. Ama hayır! Kitap akarsu gibi, acımasız ve kesintisiz geçip giden zamanın akıntısındadır; hızı ve aceleci tavrı son kırk sayfada noktalama işaretlerinin izleri yok olana kadar sürer gider.

Bundandır ki Ulysses dayanılmaz bir duruma gelen, oldukça gergin ya da patlamaya kuşanmış gerginliğinin altında hem nefes kesen hem boğucu olan izlenimlerin en zalimini bize sunar. Baştan sona bu umutsuz boşluk kitabın izleğidir ve sadece ilk veya son sayfada hiçlik yoktur. Hiçlik hariç hiçbir şeyden oluşmamaktadır. Eser, bütün olarak şeytansı bir faydasızlığa tekabül eder.

. . .

Bitişik yazılması hariç, anlamsızlıktan ve boşluktan oluşan yedi yüz otuz beş sayfa… Okuyorsun, okuyorsun, okuyorsun ve kendini okuduğunu anladığına dair kandırmaya çalışıyorsun. Kimi zaman bir cümleden ötekine geçerken hava boşluğunun içine düşüyorsun ama boyun eğmeye karar verdiğinde herhangi bir şeye de alışıyorsun. Ben de yüz otuz beş sayfayı okurken kalbimdeki çaresizlikle kalakalıyor, bu yolda iki kez uykuya dalıyordum.” – Carl Jung, 1932’de gerçekleştirilen bir röportajından.

BEĞENEN, Edna O'Brien: 

“James Joyce’un mektupları ve kitaplarıyla yaşamak ayrıcalıklar ve imtiyazlarla dolu bir eğitim demektir. Evet, sözcükleri yazmayı asla bırakmadığı için Joyce’a hayranlık duyuyorum. Joyce’u onları dönüştürmeye takıntılı yapan sözcükler... Joyce yaşama veda etmeden önce kalbi kırık bir adamdı çünkü Ulysses’in 20. yüzyılın en iyi kitaplarından biri olacağından habersizdi. Öyle ki bu bekleyiş 21. yüzyılda gerçekleşti.” – Edna O’Brien, The Atlantic.

KARŞI ÇIKAN, Virginia Woolf:

“Şimdiye kadar Ulysses’in iki yüz sayfasını okudum, üç yüz değil. İlk iki ya da üçüncü bölümünde, mezarlık sahnesinin sonuna dek memnundum. Tahrik edilmiş, büyülenmiş ve pürdikkat kesilmiştim. Sonra sivilcelerini patlatan, kafası karışmış, sinirlenmiş, sıkılmış, düş kırıklığına uğramış bir ergen olmaya doğru ilerledim.

Ve Tom, büyük Tom, Ulysses’i Savaş ve Barış ile eşit düzeyde düşünür. Ulysses, cahil ve görgüsüz görünüyor bana. Kendi kendine öğrenen bir adamın kitabı ve o tür adamların ne kadar acıklı olduğunu biliriz. Ne kadar bencil, ısrarlı, çiğ, çarpıcı ve büsbütün tatsızdırlar. Biri eti pişirdiğinde neden o et hâlâ çiğdir? Bir kansızsan Tom’un yaptığı gibi kanın içinde bir hayat bulursun. Kendimi, adil olmak gerekirse, yakın zamanda klasikleri okumaya hazırlayacağım.” – Virginia Woolf, günlüğünün 1922 tarihli yazısından.

KARŞI ÇIKAN, Edmund Wilson:

Ulysses’i okuduğumdan beri, diğer romancılar dayanılmaz bir şekilde gevşek ve özensiz geliyor bana.

Uzun, sıkıcı ve berbat bölümlerine rağmen Ulysses bir dâhinin eseridir. Öyle ilime yeni kapılar açtığını, vicdanı ardında bırakıp her şeyi Anglosakson yazarlarına bir örnek olarak indirgemek ya da yeni edebi formlar icat etmeye yormak gibi şeyler, yani onun önemli oluşuna dair atıflarda bulunmak bana bir numara olarak görünüyor. Joyce’un formülü, söylediğim gibi eserinde bir kez daha romanın standartını o kadar uçuk yansıtıyor ki onu drama ve şiir arasında bir yere koymak için utanmaya gerek yoktur. Arsız görünen başka her şeyi bir kez daha yapma konusunda bir tesir görevi görüyor.

Kendim, yazdığım bir sayfaya aniden ve bilinçsizce geçtiğimde şaşkına uğrayan bir nesne gibi suçlu hissedercesine titriyorum. Geriye kalan ise: Joyce bu kitabının yanına koyacak bir trajik başyapıtı daha nasıl yazacağıdır.” – Edmund Wilson, New Republic’te yayımlanan 1922 tarihli röportajından.

KARŞI ÇIKAN, George Moore: 

“Bir nevi Zola’nın tohumuna kaçan bu İrlandalıyı pistten alın. Son zamanlarda biri bana Ulysses’in kopyasını gönderdi. Okumam gerektiği söylenilmişti bana. Böyle bir şeyi başından sonuna kadar nasıl okuyabilir biri? Biraz oradan biraz şuradan okudum. Aman aman dedim! Ne kadar da sıkıldım! Joyce'un kirli küçük kelimelerin tümünü kâğıda bastırarak büyük bir romancı olduğunu düşünmesi mümkün. Bilirsiniz, muhakkak bilirsiniz, Dujardin’den kendi görüşlerini mi aldı yoksa?! Ulysses umutsuz bir vakadır. Beşerin (herhangi) bir duygusunu ve her bireyin düşüncesini kaydetmeye çalışarak mutlu bir son servis edilmesini tasavvur etmek saçmadır.

Sanat değil, Londra Sözlüğü’nü kopyalamaya yeltenmektir bu." – George Moore, Constellation of Genius, 1922’ta bir dostuyla tartışırken.

BEĞENEN, Anne Enright: 

"Joyce ile aramda mesafe kalmasın isterim. Erkek yazarların onunla bir sorunu var. Hepsi Joyce’un uzun gölgesinde soluklanırlar ve kim onun ayakkabılarını giyerek yürüyebilir ki? Ayakkabıları istemem, teşekkür ederim size. Joyce her şeyi mümkün kıldı, tüm pencereleri ve kapıları açtı. Ayrıca onun bir kadın olduğuna dair çok sıkı bir teorim var. Kadın yazarlar hakkında süregelen ithamlardan 'içgözlemsel' ve 'vcimen' şeyleri sonu gelmeyen bir şekilde yazdı çünkü o ithamlarda bir hareket yoktur ve hiçbir şey olmaz. Sonra Ulysses’e bakarsınız ve şöyle dersiniz: Pekâla. O bir kızdı ve bu onun sırrıydı.” – Anne Enright, 2008’de Boston Globe ile yapılan bir röportajdan.

KARŞI ÇIKAN, D.H. Lawrence:

“Özür dilerim. Ulysses’i okuyamayan insanlardan biriyim. Yalnızlardan biri. Ama Avrupa’da genelde ikimizi (James Joyce ve D.H. Lawrence) yan yana işaret etmelerinden beri Ulysses’i gördüğüme hoşnutum ve beni ölümsüzlüğe sürükleyen topluluğu bilmeyi kendime bir borç olarak görüyorum. Sanırım, Joyce’un gözünde ona kuşkuyla baktığım gibi görüneceğim. Paola ve Francesca’nın kararıyla cehennem dalgalarına karşı kürek çekmeye gidiyoruz.” – D.H. Lawrence, 1922’de S.S. Koteliansky’ye yazdığı bir mektuptan.

BEĞENEN, Colum McCann: 

“Gerçek şu ki her kitap hayatımızı değiştirir. Ama Kerouac, beni on üç yaşındayken paraladı. Dublin’de yaşayan varoş bir çocuktum ve Yolda romanı beni anadan üryan bir biçime soktu. Birkaç yıl sonra, yirmi bir yaşındayken, Amerika’yı uçtan uca bir bisikletle dolaştım. Dean Moriarty’nin hayaletini arıyordum. Ferlinghetti, Brautigan ve Kesey’i okudum. Daha sonra en başından bildiğim Joyce’u keşfettim. Hayret doğrusu! Bu kez Amerika’ya İrlandalı yazarı keşfetmek için gitmek zorundaydım. Gidiş o gidiş, hâlâ onu keşfediyorum, yeniden keşfediyorum. Ulysses, insani deneyimin en bütünlüklü edebi incelemesidir. Onu her okuyuşumda beni tetikte ve yaralı bir vaziyette bırakıyor. Geçenlerde nadir bulunan bir ilk baskısına bakma şansı yakaladım. Kitabın açık sırtını zorladığımda sayfanın birinden çok küçük bir parça yere düştü, tek atımlık LSD’den (uyuşturucu) büyük değildi. Kimse bakmıyordu. Kerouac bile. Sonra onu parmaklarımın arasına aldım ve başka birinin de yapacağı şeyi yaptım: Onu yuttum.” – Colum McCann, GQ.

KARŞI ÇIKAN, Rebecca West:

“Bir edebi başarısızlık olarak Ulysses hakkında iki şaşırtıcı parmak izi bırakılmıştır: Mektuplarda bilgiçlik taslayan hassasiyet ve klasizme hâlâ sadık biriyken ruhun onu kötü yola sürükleyebileceğine dair duyarsızlık...

Büyük eseri sadece daha zor yapmakla kalmayan bu isimlendirmeyi ilk saptayan kişi eleştirmen M. Veléry Larbaud'du ama Odysseia ve Ulysses’in birbirine yakın bazı paralellikleri de vardır: Leopold Bloom “Ulysses”, Stephen Dedalus “Telemachus” ve gazete ofisi de Rüzgârların Mağarası’dır. Ölü Mekânı’nın kardeşi olan Penelope rolünde ise Marion Bloom rol çalar.

Bu, çağrışımlarla önüne sürülen şeytanın amacının ne olduğunu soracak kadar toparlanamayan yoğun ekstazinin içindeki Bay Joyce’un fanatiklerini itirafa sürükler.

. . .

Tutarsızlık –bu kelimeyi Ulysses’te cümle oluşumuna dahil olmayan kelimelerin mantığı hakkında, ısmarlama olarak belirlenmesinin haricinde, sunumları yönünden kullanıyorum– hiç değilse gerçek bir alettir ve sadece bir durumu değil, ayrıca özel bir durumu idare etmek için de uygundur ve bu özel durum Ulysses’te mevcuttur. Yine de ne yazık ki Bay Joyce Ulysses’te bu özel durumun yanı sıra daha başka şeylere de başvurur.” – Rebecca West, “James Joyce’un Garip Hikâyesi,” Bookman, 1928.

Çeviren: Mesut Keskinbıçak

(Lithub)


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Oktay Duyan
Carl Jung bölümünde 16 Temmuz yazılmış Bloomsday 16 Haziran. Joyce 'lar kızabilir.
2:31 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR